Rum lider Nikos Hristoduldidis 'Kıbrıs sorununda çözüm planının yılsonuna kadar hazır olabileceğini' savundu.
Hristodulidis Rum haber kanalına verdiği söyleşide, Kıbrıs sorununun çözüm yolunda önemli gelişmelerin önünü açan ve enerjiyle ilgili yoğun perde gerisi istişareler yapıldığını, Kıbrıs sorununda çözüm planının 2026 sonundan ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in görev süresinin önce sunulabileceğini öne sürdü.
Hristodulidis bu gelişmedeki belirleyicinin, Genel Sekreter Guterres’in Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Ankara’da yaptığı görüşme olduğunu, Erdoğan’ın Genel Sekreter’e özlü görüşmeler için 'yeşil ışık yakmış göründüğünü' de ileri sürüyor.
Rum yönetimi, Türkiye-Avrupa ilişkileriyle ilgili, “gözlerden uzak”, iki bölgeli iki toplumlu federasyon hedefinden şaşmayan hamlelerde bulunulduğu kanaatinde.
Ancak burada düşünmesi gereken Türkiye ya da Kıbrıs Türk tarafı değil Güney Kıbrıs’tır.
Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı Annan Planı’nda iki bölgeli iki toplumlu federasyonu kabul etti.
Crans Montana’da yine aynı plan çerçevesinde haritaların dahi verilmesi gündeme geldi. Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı ona da evet dedi.
Masadan hep kalkan kim oldu? Rum tarafı oldu.
O yüzden iddia edildiği gibi Türk tarafı müzakere masasına oturmayı düşünüyorsa burada dertlenmesi gereken Türk tarafı değil bizzat Hristodulidis’in kendisidir.
Çünkü bugüne kadar hep kendisi masanın devrilmesinde başrol oynadı. Ama uyaralım. Uluslararası gelişmeler bu kez farklı olacağını gösteriyor.
Peki nedir o fark?
Birincisi Doğu Akdeniz’de enerji güvenliği artık Avrupa açısından daha kritik.
Türkiye-AB ilişkilerinde kontrollü normalleşme arayışı var.
ABD, AB ve BM bölgede yeni kriz istemiyor.
Ve en önemlisi İsrail-Gazze savaşı sonrası enerji ve güvenlik hatları yeniden şekilleniyor.
Bu nedenle uluslararası aktörler, geçmişteki başarısızlıklara rağmen yeni bir diplomatik formül arayışını daha ciddi biçimde destekleyebilir.
Bununla birlikte temel sorun değişmiş değil:
Taraflar hâlâ çözüm modelinde farklı yerde duruyor. Rum tarafı büyük ölçüde “iki bölgeli iki toplumlu federasyon” tezini savunurken, Türkiye ve KKTC son yıllarda daha çok “iki devletli çözüm” söylemini öne çıkarıyor. Dolayısıyla yalnızca masanın kurulması değil, hangi çerçevede kurulacağı asıl belirleyici olacak.
Kısacası, Hristodulidis’in açıklamaları diplomatik beklenti üretmeye dönük görünüyor; fakat geçmiş deneyimler nedeniyle hem Ankara’da hem KKTC’de ciddi bir güvensizlik zemini bulunduğu da açık. Bizden söylemesi…