Kıbrıs meselesinde yıllardır aynı döngü yaşanıyor: Rum tarafı federasyon söylemini uluslararası kamuoyuna “çözüm iradesi” olarak sunarken, Türk tarafının egemen eşitlik talebi ise statükoyu bozmak isteyen “uzlaşmazlık” gibi gösterilmeye çalışılıyor.
Kıbrıs meselesinde yıllardır aynı döngü yaşanıyor: Rum tarafı federasyon söylemini uluslararası kamuoyuna “çözüm iradesi” olarak sunarken, Türk tarafının egemen eşitlik talebi ise statükoyu bozmak isteyen “uzlaşmazlık” gibi gösterilmeye çalışılıyor.
Oysa bugün gelinen noktada gerçekleri görmek gerekir. Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’nun yaptığı açıklamalar, duygusal değil; sahadaki ve diplomasideki fiili durumun açık bir değerlendirmesidir.
Rum lider Hristodulidis’in, BM Genel Sekreteri Guterres’in yıl sonuna kadar yeni bir çözüm girişimi başlatacağı yönündeki açıklamalarının “algı operasyonu” olarak değerlendirilmesi son derece yerindedir.
Çünkü Kıbrıs’ta bugüne kadar başarısız olan tüm süreçlerin ortak noktası bellidir: Rum tarafı Kıbrıs Türk halkını siyasi eşit ortak olarak değil, azınlık olarak görmeye devam etmektedir. Böyle bir zihniyet değişmeden masaya konulacak her “yeni plan”, eski başarısızlıkların tekrarından başka bir anlam taşımaz.
Artık şu gerçeği kabul etmek gerekiyor: Kıbrıs’ta çözüm iki ayrı halkın, iki ayrı devlet yapısı altında kendi iradesiyle yaşamını sürdürmesidir. 1963’te ortaklık devletinin Rumlar tarafından gasp edilmesinden sonra Kıbrıs Türk halkı kendi kurumlarını oluşturmuş, kendi devletini kurmuş ve bugün demokratik yapısıyla varlığını sürdürmektedir. “Çözüm” adı altında Türk tarafının yeniden Rum çoğunluğun insafına bırakılmasını istemek gerçekçilik değil, geçmişin acı tecrübelerini yok saymaktır.
Bu nedenle KKTC’nin ortaya koyduğu “egemen eşit iki devlet ve eşit uluslararası statü” politikası bir pazarlık pozisyonu değil, milli bir duruştur. Türk tarafının artık federasyon masallarına geri dönmesi beklenmemelidir. Çünkü federasyon modeli onlarca yıl denenmiş ve sonuç vermemiştir. Rum tarafı AB üyeliğini tek başına elde ettikten sonra uzlaşma motivasyonunu tamamen kaybetmiş, Türk tarafını zamana yayılmış müzakereler içinde oyalamayı tercih etmiştir.
Daha da düşündürücü olan ise KKTC içindeki bazı muhalefet çevrelerinin hâlâ Rum tarafının niyetlerini görmek istememesidir. Bakan Ertuğruloğlu’nun da dikkat çektiği gibi, yabancı diplomatlara anlatılması gereken gerçeklerin içeride muhalefete anlatılmak zorunda kalınması ciddi bir sorundur. Rum liderliği kendi hedeflerini açık açık ifade ederken, KKTC’de bazı kesimlerin hâlâ federasyon söylemine sarılması halkı gerçekleşmeyecek beklentilere sürüklemektedir.
Elbette çözüm isteniyorsa önce çözüm iradesini göstermesi gereken taraf Rum yönetimidir. Kıbrıs Türk halkı bugüne kadar defalarca iyi niyetini ortaya koymuştur. Annan Planı referandumu bunun en açık örneğidir. “Evet” diyen taraf cezalandırılmış, “hayır” diyen taraf ödüllendirilmiştir. Bu tablo ortadayken Türk tarafına yeniden aynı reçeteyi sunmak inandırıcı değildir.
Bugün yapılması gereken şey, KKTC’nin egemenlik mücadelesine daha güçlü sahip çıkmak ve halkı hayal satılan süreçlerle oyalamamaktır. Bizden söylemesi…