Ergenlik dönemi; çocukluktan yetişkinliğe geçişin en hassas evrelerinden biridir. Bu dönemde gençler yalnızca fiziksel değişimler yaşamaz; aynı zamanda duygusal dalgalanmalar, kimlik arayışı, özgürleşme isteği ve anlaşılma ihtiyacı da hissederler. Bu nedenle zaman zaman içine kapanmaları, yalnız kalmak istemeleri ya da ani tepkiler vermeleri aslında gelişim sürecinin bir parçasıdır.
Bir zamanlar her yaşadığını anlatan çocuklarımız…
Şimdi odasına çekiliyor, kısa cevaplar veriyor, bazen hiçbir şey paylaşmak istemiyor.
Birçok anne baba için ergenlik dönemi; uzaklaşma, iletişim kuramama ve “Çocuğuma artık ulaşamıyorum” duygusuyla geçen zor bir süreç haline geliyor. Oysa çoğu zaman sessizleşen ergen, ailesini hayatından çıkarmaya değil; kendi kimliğini oluşturmaya çalışıyordur.
Uzmanlara göre ergenlerin en büyük ihtiyaçlarından biri “yargılanmadan dinlenmektir.” Çünkü sürekli eleştirildiğini düşünen bir genç, zamanla konuşmamayı tercih eder. “Abartıyorsun”, “Sen daha çocuksun”, “Biz senin yaşındayken…” gibi cümleler çoğu zaman iletişimi güçlendirmek yerine duygusal engeller koymasına sebep olacaktır.
** “Gençler nasihatten önce anlaşılmak ister.”
Bugün birçok aile aynı evin içinde yaşasa da birbirinden giderek uzaklaşabiliyor. Özellikle dijital dünyanın etkisiyle gençler duygularını ailelerinden çok ekranlara, sosyal medyaya ya da arkadaş çevrelerine yönlendirebiliyor. Oysa bir ergen için hâlâ en güvenli liman; anlaşılabildiğini hissettiği ailedir.
Bu dönemde anne babalar; bazen sadece sakin bir ses tonu, yargılamadan dinlemek, birlikte geçirilen kısa bir zaman ya da “Seni anlamaya çalışıyorum” cümlesi bile güçlü bir bağ kurabilir.
Ergenlik; geçip gidecek bir fırtına değil, doğru yaklaşımla sağlıklı bir köprüye dönüşebilecek önemli bir dönemdir. Çocuklarımızın bize her zamankinden daha az konuşuyor gibi görünmesi, aslında bize ihtiyaç duymadıkları anlamına gelmez. Bazen en sessiz oldukları dönem, en çok anlaşılmak istedikleri zamandır.
Ama sevgiyle, sabırla ve anlayışla o kapının önünde bekleyen bir aile, er ya da geç, genç kalbine ulaşmayı başarır.
** “Kapıları zorlamak değil, güven vermek gerekir.”
Günlük Hayattan Örnekler
Bir anne düşünün…
Akşam yemeğinde oğluna “Bugün okul nasıldı?” diye soruyor.
Aldığı cevap sadece: “İyi.”
Anne kırılıyor, üzülüyor ve hemen ardından şu cümle geliyor:
“Eskiden her şeyini anlatırdın.”
Oysa o genç belki de okulda arkadaş grubundan dışlandı, belki bir sınav kaygısı yaşadı, belki de sadece anlaşılmadan eleştirilmekten korktuğu için susmayı seçti.
Bir başka örnek…
Kızının sürekli telefonla vakit geçirdiğini gören bir baba öfkelenerek:
“Bütün gün elinden telefonu düşürmüyorsun!” diye tepki veriyor.
Ancak çoğu zaman ergenler ekranlara bağımlı oldukları için değil; yalnız hissettikleri, anlaşılmadıkları ya da gerçek hayatta kendilerini ifade etmekte zorlandıkları için dijital dünyaya yöneliyorlar.
** “Ergenlik bir uzaklaşma değil, kendini bulma yolculuğudur.”
Bazı gençler ise duygularını öfke ile gösterir.
Kapıyı sert kapatır, sesini yükseltir ya da herkesten uzaklaşır. Fakat çoğu zaman bu davranışların altında “Beni fark edin”, “Beni anlayın” ve “Beni olduğum gibi kabul edin” isteği vardır.
Uzmanlar, ergenlik döneminde aile içi iletişimin gençlerin ruh sağlığı üzerinde büyük etkisi olduğunu vurguluyor. Yapılan araştırmalar; yargılanmadan dinlenen, duygularını ifade etmesine izin verilen ve ev içinde güven hisseden gençlerin özgüvenlerinin daha güçlü olduğunu gösteriyor.
Bu nedenle bazen çözüm üretmekten önce dinlemek gerekir.
Hemen nasihat vermeden…
Karşılaştırmadan…
Kırmadan…
Çünkü ergenlik dönemindeki bir genç için en kıymetli şeylerden biri; “Anlatabilme cesareti” bulabilmektir.
** “Bazen en sessiz oldukları dönem, en çok anlaşılmak istedikleri zamandır.”