Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK) dosyasına ilişkin son toplantısında aldığı karar, son günlerde kamuoyunda farklı şekillerde yorumlanıyor. Özellikle bazı çevreler, alınan kararın TMK’nın etkinliğini ortadan kaldırdığı veya hukuki statüsünü zayıflattığı yönünde bir algı oluşturmaya çalışıyor. Ancak sürecin yakından incelenmesi, ortaya konulan değerlendirmelerin gerçeği tam olarak yansıtmadığını gösteriyor.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK) dosyasına ilişkin son toplantısında aldığı karar, son günlerde kamuoyunda farklı şekillerde yorumlanıyor. Özellikle bazı çevreler, alınan kararın TMK’nın etkinliğini ortadan kaldırdığı veya hukuki statüsünü zayıflattığı yönünde bir algı oluşturmaya çalışıyor. Ancak sürecin yakından incelenmesi, ortaya konulan değerlendirmelerin gerçeği tam olarak yansıtmadığını gösteriyor.
Başbakan Ünal Üstel’in de vurguladığı gibi, söz konusu karar TMK’nın varlığını veya işleyişini ortadan kaldıran bir karar değildir. Aksine, Avrupa kurumlarının belirli aralıklarla yürüttüğü denetim ve değerlendirme süreçlerinin bir parçası olan teknik bir aşamadır. Bu nedenle, alınan kararı siyasi bir yenilgi ya da hukuki bir gerileme olarak sunmak gerçekçi değildir.
Taşınmaz Mal Komisyonu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından yıllardır etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul edilmektedir. Bu kabul, yalnızca teorik bir değerlendirme değil, aynı zamanda uygulamada elde edilen sonuçların da bir yansımasıdır. Komisyon bugüne kadar binlerce başvuruyu sonuçlandırmış, mülkiyet sorunlarının çözümüne katkı sağlamış ve uluslararası hukuk çerçevesinde meşruiyetini kanıtlamıştır.
Elbette hiçbir kurum kendiliğinden güçlü kalamaz. TMK’nın etkinliğinin korunması da yalnızca hukuki kararlarla değil; güçlü siyasi irade, güncel yasal düzenlemeler ve sürdürülebilir mali kaynaklarla mümkündür. Bu noktada hükümetin süreci yakından takip ettiğini açıklaması önemlidir. Çünkü uluslararası alanda kabul gören bu mekanizmanın güçlendirilmesi, hem bireysel hakların korunması hem de Kıbrıs meselesinde ortaya çıkabilecek yeni hukuki tartışmaların yönetilmesi açısından kritik öneme sahiptir.
Kamuoyunun da bu tür gelişmeleri değerlendirirken siyasi söylemlerden çok hukuki gerçeklere odaklanması gerekir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin son kararı, TMK’nın etkisiz hale geldiğini değil, sürecin olağan işleyişinin devam ettiğini göstermektedir. Bugün itibarıyla Komisyon görevini sürdürmekte, başvuruları değerlendirmekte ve uluslararası hukuk zeminindeki konumunu korumaktadır.
Sonuç olarak, TMK üzerinden yürütülen tartışmalarda duygusal veya siyasi yaklaşımlar yerine somut verilere bakmak gerekir. Ortada kurumun etkinliğini ortadan kaldıran bir karar değil, teknik nitelikte bir değerlendirme süreci var. Ancak biz de bu noktada üzerimize düşen yükümlülükleri yerine getirmeliyiz. Mülkiyet meselesinde en büyük kozumuzu kaybedersek yarın dizlerimizi çok döveriz. Bizden söylemesi…