Doğu Akdeniz, son yıllarda enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve jeopolitik rekabet nedeniyle dünyanın en hassas bölgelerinden biri hâline gelmiştir. Böylesine kırılgan bir güvenlik ortamında atılan her adımın bölgesel dengeleri gözetmesi gerekir. Ne var ki Fransa ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında imzalanan son askerî işbirliği anlaşması, istikrarı güçlendirmekten çok yeni gerilimlerin önünü açabilecek niteliktedir.
Öncelikle, Kıbrıs meselesi sıradan bir ikili ilişki konusu değildir. Ada üzerindeki statü, 1960 Garanti Antlaşması çerçevesinde Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’ın belirli hak ve sorumluluklarıyla şekillenmiştir. Fransa ise bu sistemin bir parçası değildir. Bu nedenle Paris yönetiminin adadaki askerî varlığını artırmaya yönelik girişimleri, mevcut dengelerin dışında yeni bir güç unsurunun sahaya sürülmesi anlamına gelmektedir.
Fransa’nın son yıllarda Doğu Akdeniz politikası incelendiğinde, tarafsız bir arabulucudan çok belirli aktörlerin tezlerine yakın duran bir yaklaşım benimsediği görülmektedir. Bu durum, bölgesel sorunların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesini zorlaştırmaktadır. Bir tarafı destekleyen askerî anlaşmalar, uzlaşma ihtiyacını azaltırken karşılıklı güvensizliği artırmaktadır.
Anlaşmanın bir diğer sakıncası da silahlanma yarışını teşvik etme ihtimalidir. Tarih göstermiştir ki güvenlik kaygıları üzerine kurulan ittifaklar, çoğu zaman karşı tarafta da benzer tedbirlerin alınmasına yol açmaktadır. Sonuç olarak ortaya daha güvenli değil, daha kırılgan bir bölgesel yapı çıkmaktadır. Doğu Akdeniz’in bugün ihtiyaç duyduğu şey yeni askerî bloklar değil; diplomasi, karşılıklı saygı ve uluslararası hukuk temelinde yürütülecek yapıcı diyalogdur.
Türkiye’nin bu anlaşmaya yönelik eleştirileri de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Ankara’nın temel itirazı, bölgesel hassasiyetleri dikkate almayan ve Kıbrıs’taki mevcut ihtilafları daha da karmaşık hâle getirebilecek girişimlere yöneliktir. Kalıcı barışın yolu dış aktörlerin rekabetinden değil, bölge ülkelerinin ortak çıkarlarını gözeten dengeli politikalar geliştirmesinden geçmektedir.
Sonuç olarak Fransa-GKRY askerî işbirliği anlaşması, kısa vadede Güney Kıbrıs’a stratejik avantaj sağlıyor gibi görünse de uzun vadede Doğu Akdeniz’deki güvenlik ortamını daha istikrarsız hâle getirme riski taşımaktadır. Bölgenin geleceği, güç gösterilerinden değil, diyalog ve uzlaşı kültüründen beslenen bir anlayışla şekillenmelidir.
Rum komşularımız şunu hiç unutmamalıdır. Günün birinde adada bir gerilim, hatta bir çatışma söz konusu olursa hiçbir Fransız askeri Türk askeri ile karşı karşıya gelmeyi göze alamaz. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bu gerçeği aklından çıkarmamalıdır. Bizden söylemesi…