Bugün kalemim hiç yaşanmamasını dilediği öfkeye dokunmak istedi.
Özgür bırakalım yüreğimizdeki sevgiyi, sevgi sözcüklerini.
Kanatlanıp ait oldukları yere ulaşsınlar.
Ölüm ansızın gelir
Ani ve sessiz vurur biz insanları
Göçüp gideriz habersizce
Üç gün ağlarlar ardımızdan dördüncü gün unutuluruz gideriz.
Gerek var mı üzmeye
Üzülmeye
Şu üç günlük dünyada.
İçimizi öfke yüklü zehiri doldurmaya en ağır şekilde taşımaya.
Ne gereği var ki kalp kırmaya
Hadi dönelim
Hikâyenin başına
Ne kadar kalp varsa
Sevelim
Ve üzmeyelim hiç kimseyi
Candan sevelim kendimizi insanlığı
Kısacası dostça yaşayalım
Şu yalan dünyada...
Bir gün Budha, bir köyün içinden geçerken, genç bir adam karşısına dikilmiş ve ona hakaret etmeye başlamış.
“İnsanlara eğitim vermeye hakkın yok!” diye haykırmış ona...
“Bilge olduğunu düşünüyorsun ama herkes
gibi aptalsın, hayatın yalan” demiş.
Budha bu sözlerden dolayı hiç incinmemiş
ve delikanlıya sakince bir soru yöneltmiş:
“Merak ediyorum. Diyelim ki birine bir hediye aldın, ama o kişi bu hediyeyi kabul etmedi.
Bu durumda hediye kime aittir?”
Genç adam bu soru karşısında afallasa da, cevaplamış:
“Bana ait olurdu elbette, hediyeyi alan benim sonuçta.”
Budha bunun üzerine gülümsemiş ve şöyle demiş:
“Evet, doğru. Ve aynısı senin öfken için de geçerli...'
'Eğer bana karşı öfkeliysen, ama ben senin hakaretlerini kabul etmiyorsam, öfken sana
geri döner. Mutsuz olan bir tek sen olursun.
Tek yaptığın kendini incitmek olur.”
Genç adamın kafası iyiden iyiye karışmıştır. Buda devam eder:
“Kendini incitmek istemiyorsan, öfkenden kurtulmalı ve insanları sevmeye çalışmalısın.'
İnsanlardan nefret ettiğinde, mutsuz olan
sen olursun. Ama insanları sevdiğinde…”
Budha gülümser,
“Herkes mutlu olur…”
İşte böyle. Yine Budha nın tanımına göre öfke, zehir içip karşındakinin ölmesini beklemekten farksızdır.
O yüzden öfkenize yenik düşmeyin, öfkenize teslim olmayın.
Yüreğinde Öfke taşıyan insan hergün ZEHİRİN en acısını içer.
Sevgiye şans verdikçe iyileşiyoruz.......
Sizi Seviyorum....
