HER FOTOĞRAF MUTLULUĞU GÖSTERMEZ

Sosyal medyada gezinirken karşımıza yüzlerce fotoğraf çıkıyor. Gülümseyen insanlar, mutlu aileler, kusursuz sofralar, rengârenk tatiller… Birkaç saniye içinde o insanların çok mutlu olduğuna karar veriyoruz. Sonra da farkında olmadan kendi hayatımızı onların paylaştığı birkaç kareyle kıyaslamaya başlıyoruz.

Sosyal medyada gezinirken karşımıza yüzlerce fotoğraf çıkıyor. Gülümseyen insanlar, mutlu aileler, kusursuz sofralar, rengârenk tatiller… Birkaç saniye içinde o insanların çok mutlu olduğuna karar veriyoruz. Sonra da farkında olmadan kendi hayatımızı onların paylaştığı birkaç kareyle kıyaslamaya başlıyoruz.

‘’Oysa bir fotoğraf, hayatın tamamını değil; yalnızca o anı gösterir.’’

Kim bilir, belki o gülümsemeden birkaç dakika önce bir tartışma yaşandı. Belki de fotoğraf çekildikten hemen sonra herkes kendi sessizliğine döndü. Çünkü hiçbir hayat, yalnızca mutlu anlardan oluşmaz.

Günümüzde özellikle çocuklar ve gençler, sosyal medyada gördükleri “mükemmel” hayatlara bakarak kendilerini yetersiz hissedebiliyor. “Neden benim hayatım böyle değil?” diye düşünmeye başlıyorlar. Oysa gördükleri şey, gerçeğin tamamı değil; özenle seçilmiş birkaç saniyelik bir andır.

Aslında bu durum yalnızca çocukları değil, yetişkinleri de etkiliyor. Başkalarının başarılarını, mutluluklarını ve güzel anlarını gördükçe kendi eksiklerimize odaklanabiliyoruz. Oysa herkesin görünmeyen mücadeleleri, kırgınlıkları ve sessizce taşıdığı yükleri vardır.

İnsan hayatı, tek bir fotoğraf karesine sığmayacak kadar derin ve karmaşıktır. Hepimizin sevinçleri kadar kaygıları, başarıları kadar hayal kırıklıkları, kahkahaları kadar sessizce verdiği mücadeleler vardır. Ancak bunlar çoğu zaman görünmez. Çünkü insanlar genellikle en güçlü, en mutlu ya da en güzel anlarını paylaşmayı tercih eder.

‘’İşte tam da bu yüzden, gördüğümüz her fotoğrafın ardında anlatılmamış bir hikâye olabileceğini unutmamalıyız.’’

Bir öğretmenin sınıfta sürekli gülen öğrencisinin içine kapanık olduğunu fark etmesi… Herkese neşeli görünen bir arkadaşın, “Aslında uzun zamandır iyi hissetmiyorum.” demesi… Ya da sosyal medyada sürekli mutlu görünen bir ailenin, kapılar kapandığında çözmeye çalıştığı sorunlarla baş başa kalması… Bunların hiçbiri ilk bakışta görülmez.

‘’Bunun örnekleriyle günlük hayatımızda sık sık karşılaşıyoruz.’’

Çoğu zaman insanların yalnızca dışarıdan görünen hâline tanık oluruz. İş yerinde gülümseyen bir çalışma arkadaşımızın, evinde hasta bir yakınıyla ilgilendiğini bilmeyebiliriz. Okulda arkadaşlarıyla kahkaha atan bir çocuğun, geceleri kaygıları nedeniyle uyuyamadığını fark etmeyebiliriz. Bir annenin paylaştığı mutlu aile fotoğrafının arkasında, ayakta kalabilmek için verdiği büyük mücadeleler saklı olabilir. Hayat, objektife yansıyan karelerden çok daha derin ve çok daha gerçektir. Bu nedenle insanlara bakarken sadece gördüklerimizle değil, göremediklerimizi de düşünerek yaklaşmalıyız. Belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, yargılamak yerine anlamaya çalışmaktır.

Belki de bu yüzden, insanları gördüğümüz kadarıyla değerlendirmemeliyiz. Bir fotoğrafın arkasındaki hikâyeyi bilmeden kıyaslamak da, yargılamak da doğru değildir.

Bundan sonra bir fotoğrafa baktığımızda, gördüğümüz gülümsemenin ardında nasıl bir hayat olduğunu düşünmeyi alışkanlık hâline getirmeliyiz. İnsanları birkaç kareye sığdırmak yerine, onlara anlayışla yaklaşmayı seçmeliyiz. Çünkü bazen içten söylenmiş bir “Nasılsın?” sorusu, beğeni sayılarından çok daha değerlidir.

Gerçek mutluluk, kusursuz görünen fotoğraflar paylaşmak değildir. Gerçek mutluluk; anlaşılabildiğini hissetmek, sevdiklerinle içten bir sohbet edebilmek, zor zamanlarda yanında birini bulabilmek ve olduğun gibi kabul edilmektir.

‘’Hayat. filtrelerden değil; samimi ilişkilerden güç alır.’’

Unutmayalım ki; her zaman, sosyal medyadaki ışıltılı ve neşeli görüntüler gerçeği yansıtmayabilir. Bu yüzden gördüğümüz her fotoğrafı bir son değil, belki de henüz bilmediğimiz bir hikâyenin küçük bir parçası olarak değerlendirelim.

‘’Kim bilir… Belki de en çok gülümseyen insanların, en çok anlaşılmaya ihtiyacı vardır.’’


Ebeveynlere Not

Çocuklar ve gençler, sosyal medyada gördükleri hayatların gerçeğin tamamı olmadığını her zaman ayırt edemeyebilir. Bu nedenle onlarla zaman zaman bu konuyu konuşmak, gördükleri paylaşımları birlikte değerlendirmek ve kendi değerlerini başkalarının paylaşımlarıyla ölçmemeleri gerektiğini hatırlatmak büyük önem taşır. Çocuklar, koşulsuz sevildiklerini ve oldukları hâliyle değerli olduklarını hissettiklerinde, dijital dünyanın oluşturduğu baskılardan çok daha az etkilenirler.


Haftanın Cümlesi

“Bir insanın hayatını paylaştığı fotoğraflarla değil, yaşattığı duygularla tanıyabilirsiniz.”
Bu haber 3 defa okunmuştur

:

:

:

: