Sessiz, soğuk ve sıradan bir aralık gecesi yatağıma yatıp bu sakinliği bozan uğultu ve sarsıntılarla uyandım. Yatarken başımın üzerinde olan tavan yerine yıldızları görebilmek beni şaşırttı. Ne olduğunu anlayınca doğrulmaya, bir iki adım atmaya çalıştım. Yer beni taş duvara doğru savurdu. Yürüyemediğimi, dengemi sağlayamadığımı görünce yere çöktüm.
Sessiz, soğuk ve sıradan bir aralık gecesi yatağıma yatıp bu sakinliği bozan uğultu ve sarsıntılarla uyandım. Yatarken başımın üzerinde olan tavan yerine yıldızları görebilmek beni şaşırttı. Ne olduğunu anlayınca doğrulmaya, bir iki adım atmaya çalıştım. Yer beni taş duvara doğru savurdu. Yürüyemediğimi, dengemi sağlayamadığımı görünce yere çöktüm.
Malikanenin bulunduğu yere koşarken duyduğum yardım çığlıkları ile dizlerimin bağı çözüldü. Yere yığılır gibi oldum. O sırada bir sarsıntı daha gerçekleşti.
Malikane kısmen yıkılmıştı ve taşların arasından alev fışkırıyordu. İçerdekileri kurtarmak için sıcak taşları itelemeye, yerinden oynatmaya çalıştığım elim yandığı için hızla geri çektim. Geceliğimin eteğini birkaç kat yapıp elime sardım ve bütün gücümle tekrar bu şekilde itmeyi denedim. Hiçbir taş yerinden oynamıyordu. Aşağıdan gelen çığlıklar artık yardım isteyen anlaşılır sözcükler değil acıdan kaynaklanan haykırışlardı.
Çevrede bana yardım edebilecek biri var mı, diye bakındım. Malikane şehrin uzağında olduğu için çevrede çok kişi yoktu ya da ben panikle göremiyordum. İlgilenmem gereken o kadar çok şey vardı ki.
Malikanenin enkazına döndüğümde artık hiç ses gelmediğini fark ettim. Benimle aynı yaşta olan küçük hanımı gördüm. Taşların arasına sıkışıp yanmış cansız bedenin ona ait olduğunu ancak kolundaki bilezikten anlayabildim. Bizim malikanenin olduğu yer şehrin en zenginlerinin yerleştiği bir sayfiye yeri olduğu için iki üç saat içinde yağmacılar basacaktı. Yapacak bir şey olmadığı için şehir merkezine gitmeye karar verdim.
Benim gibi şehre gitmenin daha akıllıca olacağını düşünen insanlar vardı. Onlara katıldım. Grubun başındaki genç adam herkesi yönlendiriyor bazen bir yaralıyı sırtına alıyor bazen bir yaşlının koluna giriyor bazen de bir sedyeye destek oluyordu. Yalın ayak olduğumu fark edip mola verdiğimiz yerde bana kendi sandaletlerini verdi. Büyük olmasına rağmen sevinçle kabul ettim. Enkaz altından kendi çabasıyla çıkmış yüzü gözü yanık içindeki bu adama minnetle baktım.
Adam bizi uzun bir yürüyüşle 615 yıl önce yapılmış olduğunu söylediği kaleye götürdü. Herodot’un anılarını okuduğu için kalenin önceki depremde hasar görmediğini bildiğini ve o yüzden geceyi geçirmek için orayı seçtiğini anlattı bize. Doğadan topladığımız şeyleri yedik o gece.
Gece birkaç sarsıntı daha oldu. Ertesi sabah biz şehre giderken Titus Tüneli’nde kısmen yıkılmalar gördük. Eskiden bu su kemerlerinin arasında elimi tutup,
-Elimi bırakma sakın, sensiz yaşayamam. Zenginlik ve unvanların benim için hiçbir önemi yok, dedikten sonra şehrin varlıklı ve önemli ailelerinden birinin kızıyla evlenen adamın hayalini aklımdan uzaklaştırmaya çalıştım bu arada. Yıkıntılar arasından geçip eteklerimi belime dolayıp ayaklarımı suya soktum. Diğerlerinin beni beklemeyip yola devam ettiğini fark edince hızla arkalarından koştum.
Şehre ulaştığımızda gördüğüm manzara beni dehşete düşürdü. Herkes gönüllü veya görevli kurtarma ekiplerine önce kendi enkazlarına gitmeleri için yalvarıyor, ikna etmeye çalışıyordu. Hatta enkazdan birini çıkarmak üzere olan görevliyi zorla, kolundan çekerek kendi yakınlarının olduğu enkaza götürmeye çalışan birini gördüm.
Akşama doğru evlerin, malikanelerin arasında yağmacılar dolaşmaya başladı. Yangın yerlerinin külleri arasına dalan yağmacılar bile vardı. Sokak aralarına gönderilen askerler bile bunu önleyemedi. Yöneticiler bu insanların ölümle cezalandırılacağını bildirmesine rağmen yağmacılığın önü alınamadı. Yağmacılar enkaz alanında gördükleri insanlara kendilerini ihbar etmesin diye zarar vermeye başlamıştı.
Birkaç yerde kurulmuş olan yardım çadırlarından yiyecek ve su aldım.
Yer yer yanmış, yer yer yıkılmış evlerin malikanelerin arasından geçerek ilerlerken cansız bedenlerin üzerinden atlamak zorunda kaldık çoğu zaman. Yangın görmemiş enkaz alanlarında fareler dolaşıyordu. Şehirde keskin bir koku vardı. Yanık et kokusu, çürümüş beden kokusu, lağım kokusu birbirine karışıyordu. Mutfak siparişlerini almak için sokaklarında gezinmekten büyük mutluluk duyduğum bu şehrin ne hale geldiğini görünce gözyaşlarına hâkim olamadım.
Kölelerle soyluların eşit olduğunu gördük bu arada. Hepimiz; köleler ve soylular aynı çatı altında Hipodrom’da uyuduk o gece. Vali de içlerinde olmak üzere 250.000 can kaybı olduğu konuşuluyordu halk arasında. Hipodrom’da herkes, kışı geçirmek için buraya gelmiş olan Roma imparatoru Traianus ve kendisinden sonra Roma İmparator’u olması beklenen Hadrianus’un pencereden atlayarak depremden kurtulmuş olmasına dua ediyordu.
Saray Kâtibi hepimizin isimlerini kaydediyordu. Bana da nereden geldiğim, kim olduğum soruldu. Bizim malikanede olanları anlattım yazıcıbaşına. Konsül’ün öldüğünü, hanımımın öldüğünü, hanımın kızının yanarak tanınamayacak hale geldiğini, çocukluktan beri onların hizmetini gören köle olduğumu, ailemi kaybetmiş gibi olduğumu, bundan sonra başımı sokacak bir evim olmadığını anlattım kendisine.
Saray kâtibi bütün itirazlarıma rağmen gözüyle kaşıyla sus işareti yaparak beni kayda konsülün kızı olarak geçirdi. Herodot okuyan adam hemen arkamdaydı,
-Sus lütfen, otoriteye karşı çıkma diyerek beni oradan uzaklaştırdı.
Not: M.S 115 yılında Antakya’da gerçekleşen 260.000 kişinin öldüğü kaydedilen depremden esinlenerek yazılmıştır.
Marguerite Yourcenar tarafından gerçek belgelere dayanarak kurgulanan Hadrianus'un Anıları isimli kitabın 76’ncı sayfasında bu depremden şöyle söz edilir.
Aralık ayının ortalarında bir gece deprem, birkaç saniye içinde Antakya kentinin dörtte birini yerle bir etti. Yıkılan bir sütun, Traianus’un orasını burasını ezmişti ama o kahramanca yaralılara yardımını sürdürdü; yakın çevresinden bazıları ölmüştü (Hadrianus’un Anıları. Marguerite Yourcenar. Helikopter yayınları. 2008)
Zeynep Yenen’ Elimi Bırakma (Yazmak İstemediğim Öyküler) isimli kitabından alınmıştır.