Kıbrıs’ta gerçeklerle yüzleşme zamanı

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Kıbrıs konusunda ortaya koyduğu net ve kararlı yaklaşım ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis’in Kuzey Kıbrıs’taki Rum malları üzerinden yaptığı açıklamalar, aslında Kıbrıs sorununun neden yıllardır çözülemediğini anlamak açısından dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Kıbrıs konusunda ortaya koyduğu net ve kararlı yaklaşım ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis’in Kuzey Kıbrıs’taki Rum malları üzerinden yaptığı açıklamalar, aslında Kıbrıs sorununun neden yıllardır çözülemediğini anlamak açısından dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.
Fidan’ın “Bizim için esas çözüm, iki devletli çözümün hayata geçmesidir. İdeal çözüm bu. Bizim durduğumuz yer bu” sözleri, Türkiye’nin Kıbrıs politikasında bulunduğu noktayı açık biçimde ortaya koyuyor.
Bu açıklamanın önemi yalnızca “iki devletli çözüm” vurgusundan ibaret değil.
Asıl önemli olan, Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliği, egemenliği ve kendi geleceğini belirleme iradesinin artık çözüm tartışmasının merkezine konulmasıdır.
Çünkü Kıbrıs sorununun en büyük açmazlarından biri, yıllardır tarafların aynı gerçeklik üzerinden konuşmamasıdır.
Bir tarafta Kıbrıs Türk halkının kendi siyasi iradesi ve kurduğu devlet vardır. Diğer tarafta ise kendisini bütün adanın tek meşru temsilcisi olarak gören bir anlayış bulunmaktadır.
İşte tam da bu noktada Fidan’ın sözleri önem kazanmaktadır.
Fidan’ın, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi için “Rum kesimini devlet olarak tanımıyoruz” şeklindeki yaklaşımı ve “Sen Kıbrıs Türkünün hakkını tanımazsan ben de senin devlet varlığını tanımam” ifadeleri, yalnızca diplomatik bir söylem değildir.
Bu sözler, Kıbrıs meselesinde yıllardır devam eden siyasi eşitsizliğe yönelik açık bir itirazdır.
Tam da bu açıklamaların ardından Hristodulidis’in sözleri ise başka bir tabloyu ortaya koyuyor.
Kuzey Kıbrıs’taki Rum mallarına ilişkin son tutuklamaları örnek göstererek, “Bir şeyin yapılmasını istediğimizde bunun yapılabileceğini gösterdik” şeklindeki ifadeleri üzerinde özellikle durmak gerekiyor.
Çünkü burada mesele yalnızca birkaç tutuklama veya mülkiyet meselesi değildir.
Asıl mesele, Güney’in Kuzey üzerinde siyasi ve hukuki baskı oluşturabilecek araçlara sahip olduğu düşüncesini hangi anlayışla kullandığıdır.
Bir taraf, Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğini ve egemenliğini konuşurken; diğer tarafın Kuzey’de yaşayan insanların, kurumların ve ekonomik hayatın üzerinde baskı yaratabilecek adımları bir tür başarı göstergesi olarak sunması, Kıbrıs sorunundaki temel zihniyet farklılığını gözler önüne seriyor.
Hristodulidis’in bu sözleri, tehdit olarak algılanabilecek bir siyasi dilin hâlâ devrede olduğunu gösteriyor.
Daha da önemlisi, bu dil Fidan’ın neden bu kadar net konuştuğunu anlamamızı sağlıyor.
Çünkü yıllardır Kıbrıs Türk tarafına “uzlaşma”, “güven artırıcı önlemler” ve “federasyon” çağrıları yapılırken, Güney’in Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğini gerçekten kabul edip etmediği sorusu yeterince sorgulanmıyor.
Kıbrıs’ta artık sorulması gereken soru şudur:
Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliği gerçekten kabul edilecek mi, yoksa yalnızca bir müzakere formülü içerisinde varlığı tanınmayan bir unsur olarak mı tutulacak?
Eğer ikinci yaklaşım devam edecekse, hangi modelden söz edildiğinin çok da önemi kalmıyor.
Çünkü bir çözüm modeli, taraflardan birinin diğer taraf üzerinde siyasi üstünlüğünü korumasına hizmet ediyorsa, bunun adına çözüm demek mümkün değildir.
Bizden söylemesi…
Bu haber 51 defa okunmuştur

:

:

:

: