Gerçek gemi kadar derinlerde değil!

Geminin yeri dün 550 metre derinlikte tespit edildi ama gerçek o kadar derinde değil.

Geminin yeri dün 550 metre derinlikte tespit edildi ama gerçek o kadar derinde değil.
Hemen yüzeyde…
Üstelik bulup çıkarması da hiç zor değil.
Bir gemi batabilir…
Denizde kaza olabilir…
Ancak Girne açıklarında yaşanan facia artık yalnızca bir deniz kazası değildir.
Bu olay, ihmalin, denetimsizliğin, sorumsuzluğun ve “bir şey olmaz” anlayışının ağır bedelinin sorgulanması gereken bir devlet meselesidir.
Cumhurbaşkanı Erhürman’ın sözleri bu nedenle son derece önemlidir:
“Bu işin ucu nereye varırsa varsın, her türlü sorumluluğun karşılığı olacak.”
Evet! Ucu nereye varıyorsa varsın…
Çünkü bu soruşturmanın bir yere kadar gidip sonra durması, birkaç kişinin üzerine yıkılıp kapanması bu ülkenin vicdanını rahatlatmaz.
Tam tersine, toplumun kafasındaki soruları daha da büyütür.
Çünkü artık elimizde çok ciddi iddialar ve görüntüler var.
16 Mayıs tarihli görüntüler insanın kanını donduruyor.
Gemide seyir sırasında ciddi şekilde su alındığı görülüyor.
Bir yolcu endişesini dile getiriyor.
Peki gemi çalışanının cevabı ne? “Abi bir şey olmaz, siz öne geçin, ıslanmayın. Daha gelecek yani…”
İşte bütün facianın özeti belki de bu birkaç kelimede saklı:
“Bir şey olmaz!”
Bizim yıllardır başımıza bela olan anlayış tam da budur.
Bir şey olmaz…
Kontrol edilir…
Sonra bakılır…
İdare edilir…
Allah büyüktür… Bir şekilde halledilir…
Ta ki bir gün gerçekten bir şey olana kadar!
Ve o gün geldiğinde de herkes sorumluluğu başkasının üzerine atmaya başlar.
Uzmanlar geminin terk edilmesi sırasında yolcuların can yeleklerini giymesinin yanı sıra can sallarının denize indirilip kullanılması gerektiğini belirtiyor.
Batma riskinin tespit edilip gemiyi terk etme kararı alındığında, kaptan ve mürettebatın can sallarını kullanıma açarak insanları bu alanlara yönlendirmesi gerektiğini söylüyor.
Ve ardından çok önemli bir soru soruyor:
Bu standart prosedür neden uygulanmadı?
İşte soruşturmanın en önemli başlıklarından biri budur.
Türkiye Deniz Ulaştırması ve Tersaneler Genel Müdür Yardımcısı Bülent Ok’un açıklamaları, geminin geçmişine ilişkin de ciddi soru işaretleri ortaya koyuyor.
Geminin 2004 yılında Antalya Belediyesi tarafından satın alındığı, daha sonra yaşadığı kazada sol kızağının kırıldığı ve tamiratın ardından 7 yıl beklediği belirtiliyor. Daha sonra Hatay Belediyesi’nin gemiyi incelediği ve Kıbrıs seferine uygun olmadığı gerekçesiyle satın almaktan vazgeçtiği açıklanıyor.
Peki bu gemi hangi şartlarda, hangi kontrollerden geçerek Kıbrıs seferine çıktı?
İşte burada mesele artık yalnızca kaptanın veya mürettebatın sorumluluğu olmaktan çıkıyor.
Denetim mekanizmasının tamamı sorgulanmalıdır.
Şimdi yapılması gereken, denizin altından sadece gemiyi değil, gerçeği de bulup çıkarmaktır. O gerçek de geminin olduğu kadar derinlerde değildir. Bizden söylemesi…
Bu haber 49 defa okunmuştur

:

:

:

: