Yoğunluktan uzun süredir anne albümlerimi karıştırmamış ve resimlerin sesine kulak vermemiş olduğumu fark edince çalışma masamın başına geçtim. Hatırlarsanız bu albüm resimlerinin kendi başlarına albümden çıkıp dolaşmak, çantanın içine düşmek, başka sayfaya geçmek gibi keyfi hareketleri vardı ve bunları dikkat çekmek için yapıyorlardı. Beni yaz, beni öyküleştir demenin bir yoluydu bu yaptıkları.
Daha albümü elime almadan masanın üzerine çıkmış, bilgisayarımın kapağından içeri girmeye çalışan resimden sitemle bana bakan bir yüz dikkatimi çekti. Üç yaşımdayken beni babamın hukuk stajını yaptığı Sinop’tan alıp teyzemin yanına götürürken araç mola verdiğinde kıyıya vurmuş balığı görüp sanki ben yakalamışım gibi sevinmeme izin veren dedemin neşeli yüzü değildi şimdi gördüğüm. Beni teyzeme kavuşturduğunda “Dedemle balık yakaladık” diye anlatırken dedem açık etmemiş, muzip muzip gülmüştü.
Şimdi yüzü kırgın, küskün, Beni niye daha yazmadın, öyküme niye öncelik vermedin, WhatsApp grubunun adı bile Hasan Mergen Torunları değil mi? diye sorar gibiydi. Haklıydı, teyze ve dayı çocuklarım ile Hasan Mergen Torunları grubu kurmuş mesajlaşıyorduk. Dedelerimin, ninelerimin öyküsünü tam olarak öğrenmeden kendi öykümü bilmem mümkün değildi. Bir gün kendi öykümü yazabilmek için önce onların öyküsüne ihtiyacım vardı. Anne albümü öykülerime, baba albümü öykülerime ve sonra kendi albümümün öykülerine ihtiyacım vardı.
Hasan Mergen dedemi (1891 Kıbrıs-1969 Türkiye) anlatabilmek için dedesi, babası, annesi ve kardeşlerini anlatmam gerek. İlk adını dedesinden, ikinci adını babası Müezzin Mehmet Efendi (Mehmet Kahveci Hasan)’ den alıyor dedem.
Daha öncesine gidecek olursak, (dedemin dedesi) Kahveci Hasan’ın iki oğlu var; Ahmet Kahveci Hasan (1875-1950) ve Müezzin Mehmet Efendi (08.03.1863 Galatya Kıbrıs -06.03.1963 Mağusa). Dedemin babası Müezzin Mehmet Efendi Lala Mustafa Paşa Camisinde görev yapıyor o zamanlar. Vatan şairi Namık Kemal’in zindan günlerinde kendisine destek olduğu kayıtlarda ve kitaplarda geçiyor.
Babasının, tekrar evlenmeye kalkması üzerine dedem Hasan Mehmet, annesinin (Sıdıka Mehmet) üzülmesine dayanamayıp yaşı kendisine yakın ve reşit olan erkek kardeşi Hüseyin Mehmet (01.07.1898 Kıbrıs-07.01.1973 Türkiye) ile birlikte Türkiye’ye göç ediyor. Reşit olmadığı için yurtdışına çıkabilmesi babasının rızasına bağlı küçük kardeş Murat Mehmet (18.10.1909 Kıbrıs-06.05.1979 Kıbrıs) ise adada kalıyor. İlk çocuğa erkeğin babasının adının verilmesi geleneğinden dedemin isminin neden Hasan olduğunu biliyoruz. Murat Mehmet’in ismi ise annesinin babasından geliyor. Çünkü Sıdıka Mehmet’in evlenmeden önceki ismi kayıtlarda Sıdıka Murat. Ancak ortanca erkek kardeş Hüseyin Mehmet’in isminin hangi aile ferdinin büyüğünden alındığını gösteren kayıt yok. Beş altı yıl sonra Müezzin Mehmet Efendi yeni eşi Hatice Mehmet’in yanında ve kucağında üç çocuğuyla olan resmini Türkiye’yedeki oğlu Hasan Mehmet’e gönderiyor. Resmin arkasında “Cici annen ve kardeşlerin” yazıyor. Dedemin baba bir anne (Hatice Mehmet) ayrı kardeşlerinin isimleri ise Fatma Mehmet, Sultan Mehmet, Edibe Mehmet, Kemal Mehmet, Halil Mehmet. Halil Mehmet’in eşi Nafiye yenge çok sonraları, biz adaya dönüş yaptıktan sonra dedemin Türkiye’ye asıl gidiş sebebinin beşik kertmesinin babası Müezzin Mehmet Efendi tarafından nikahlanması olduğunu söylüyor. Bir üçüncü olasılık yankılanıyor kulaklarımda. Dedeniz İngiliz ordusunda Osmanlı’ya karşı savaşmamak için Türkiye’ye göç etti demişti bir akrabamız.
Türkiye’ye göçmüş iki erkek kardeş soyadı kanununun çıkmasıyla birlikte (1934) Mergen soyadını alıyorlar. Kıbrıs’ta kalan aile üyeleri daha sonra Tekbıyık lakabını ve Kıbrıs’ta soyadı kanunun çıkmasıyla birlikte (1974) Tekbıyık soyadını alıyorlar.
Türkiye’ye gelen dedem önce İstanbul Galata’ya yerleşiyor. Adadayken Medresede öğrendiği ingilizce ve nakkaşlık yeni geldiği yerde geçim kaynağı oluyor. Kabataş Lisesi’nin nakkaşlık ve tadilat işlerini alıyor. Selanik’ten göç ederken dayısına emanet edilmiş Dilber anneannemle tanışıyor bu sırada. Dilber anneannenin öyküsünü yazmak hem çok kolay hem de zor. Onu güzel şık bir kadın olarak 1923 -1924 tarihlerinde çekilmiş resmiyle, annesinin kendisine yazdığı fransızca mektuptan çıkardıklarımızla, kız kardeşi ve eşi olduğunu tahminde ettiğimiz resim arkası yazıdan ve dayısının karşı çıkmasına rağmen ben bu adamla evleneceğim diyerek talibini reddetmemesiyle tanıyoruz. O devirde aşk evliliği yapmış. Annem de babamla evlenirken aynı cesareti göstermiş. Ailemizin kadınlarının özelliği bu.
Hasan dedemin ve Dilber anneannemin Fatma Mergen, Sıdıka Mergen, Güler Mergen isimli üç kızı ve Mehmet Ali Mergen, Recep Mergen, Muaffak Mergen, Mustafa Mergen isimli dört oğlu oluyor. Annem Güler Mergen İkinci Dünya Savaşı patlamak üzereyken Ankara’da doğuyor. Annem 6 yaşlarındayken Mustafa isimli abisi henüz delikanlılık çağlarında hayatını kaybediyor. Çok sevdiği oğlunu kaybeden anneannemin bu acıyı atlatamadığı, aynı yılın içinde hastalanıp hayatını kaybettiği anlatılır. Dilber anneannemi 46 yaşında kaybeden dedem çok büyük acı yaşıyor. Annem sessiz sessiz ağlayan, en küçük çocuk olduğu için kendisine çok sevgi gösteren, özenen babasını üzmemek için kendi gözyaşlarını saklıyor o yaşında.
Savaş yıllarından sonra 1951-1952’lerde adaya geliyor Hasan Mergen. Kendisinden 37 yaş küçük erkek kardeşi Halil Tekbıyık o zamanlar arabasıyla limana gelen malların taşınma işiyle meşgul. Dedem yıllar sonra kavuştuğu ve barıştığı babası Müezzin Mehmet Efendi ile Mağusa Surlar içindeki evde diz dize resim çektiriyor. Annem, resimdeki beyaz elbiseli küçük kız, kapıdan onlara bakıyor. Baba oğul her ikisinin de yüzlerinde pek çok şeyi geride bırakmanın rahatlığı okunuyor. Anneden dolayı kırgınlık, beşik kertmesinden dolayı kızgınlık, babanın onayı olmaksızın ada dışına göç etmek gibi konular açılmıyor hiç.
Bir diğer resimde dedem Hasan Mergen kardeşinin eşi Nafiye Tekbıyık’la ve henüz kucakta olan Haluk Tekbıyık’la birlikte görülüyor. Resimde arka sırada kız kardeşleri var. Kardeşi Halil Tekbıyık Bandabulya karşısındaki Yeşilada Oteli’ni henüz açmamış. Bundan 16-17 yıl sonra ünlü bir müzik grubu bu otelde misafir olacak ve müzik yapacak. Sonradan bu otel yıkılıyor, anısı resimlerde kalıyor.
Bu resimden bir süre sonra Hasan dedem, İsmet Alkaya (01.05.1918 Nallıhan-13.07.1973) ile evleniyor ve Neşe Mergen isimli kızı oluyor. Neşe Teyze kendi yaşıtı olan yeğenleriyle büyüyor. Babasının torunları kendisiyle aynı yaşta. Hepsi hem yeğen hem oyun arkadaşı. Sık sık birlikte olunuyor, kalabalık sofralar kuruluyor. Ankara’daki üç erkek evlat ve iki kız evlat sık sık bu sofralarda bir araya gelmenin mutluluğunu yaşıyorlar. O sırada babamın hâkim olarak tayininin çıktığı yerleri, Anadolu’yu dolaşmakta olan annem bu toplantılara çok katılamasa da resimler onu mutlu ediyor. Resimlerde yüzlerin gülümsemesi çok uzun sürmüyor. Hasan Mergen hastalanıyor. Kıbrıs’tan erkek kardeşleri bir Murat Tekbıyık, bir Halil Tekbıyık geliyorlar kendisini ziyaret etmeye. Moral veriyorlar, hasret gideriyorlar. Ama hastalığına yenik düşüyor Hasan dedem.
Yazıyı bitirirken masamdaki dedemin fotoğrafına gözüm takılıyor yine. Yine aynı muzip ifade geri gelmiş bakışlarına. Daha annemin ve babamın öykülerini yazmamış olmamın verdiği sıkıntıyla soruyorum. Olmuş mu diyorum kendisine.
“Olmuş ama daha çoook şey var yazılacak. Roman olur belki de yazarsan bir gün. Kıyıya vursun balıklar, sen topla onları yine diyor.
Zeynep YENEN.
03.09.2026