Babamın müfettişlik yıllarına ait bu sayfalar, Kıbrıs Türk eğitim tarihinin yalnızca kurumlarla değil, öğretmenler, öğrenciler, muhtarlar ve köy halkıyla birlikte yazıldığını gösteriyor. Anılarda yer alan her isim, yaşanmış bir olayın ve dönemin eğitim anlayışının izlerini günümüze taşıyor.
Babamın müfettişlik yıllarına ait bu sayfalar, Kıbrıs Türk eğitim tarihinin yalnızca kurumlarla değil, öğretmenler, öğrenciler, muhtarlar ve köy halkıyla birlikte yazıldığını gösteriyor. Anılarda yer alan her isim, yaşanmış bir olayın ve dönemin eğitim anlayışının izlerini günümüze taşıyor.
Babam, Başöğretmen Mustafa Turgut Sarıca’nın hazırladığı resimli alfabenin bir çocuğun kelime dünyasına yeterince yakın olmadığını düşünüyordu. Uçar İmam’a köyde kullanılan kelimelerden yararlanmasını, yazılı metinleri tekrarlatmasını ve yeni kelimeler üretmesini önermişti. Tavsiyelerini örnekleriyle birlikte şema defterine kaydetmişti. Onun anlayışında teftiş, yalnızca eksikleri belirlemekten ibaret değildi. Öğretmene yöntem göstermek, öğrencinin gelişimini izlemek ve eğitimin niteliğini yükseltmek de müfettişliğin temel sorumlulukları arasındaydı.
Ayanikola köyünde karşılaştığı Karayel soyadlı öğretmen, Omorfo Öğretmen Koleji mezunuydu. Sporcu, pehlivan, koşucu ve milliyetçi kişiliğiyle tanınan Karayel Öğretmen, yaptığı başarılı çalışmalarla babamdan pekiyi not almıştı. Babam, görevini hakkıyla yapan bir öğretmeni takdir ederken sorumluluğunu ihmal edenlere karşı da aynı açıklığı gösterirdi.
Prastyo köyünde kendisini karşılayan Muhtar Varoğlu, öğretmenin çocukları gerektiği gibi okutmadığını ve öğrencilerin okuldan uzaklaştığını anlatmıştı. Okulda yalnızca üç öğrenci vardı. Babam, doğum defterini inceleterek okul çağındaki on çocuğun daha köyde bulunduğunu belirlemişti. Çocukların bazıları alt sınıflara düşürüldükleri, bazıları ise öğretmenin ev işlerinde çalıştırıldıkları için okula gitmiyordu. Babam öğretmeni uyarmış, çocukların eğitim hakkını korumuş ve öğretmen için daha uygun bir ev bulunmasını istemişti.
Yıllar sonra bu olayı Muhtar Varoğlu’na ve daha sonra milletvekili olan oğlu Esat Varoğlu’na yeniden anlattığını notlarına yazmıştı. Ben de o günleri yakından tanıyan ve oğullarımın öğretmeni olan Esat Bey’i aradım. Yaşananları bir kez de kendisinden dinledim. Babama duyduğu saygıyı bugün de koruduğunu görmekten büyük gurur duydum. Değerli anlatımı için kendisine teşekkür ediyorum.
Pelatusa köyündeki öğretmen, okulu İngiliz bayraklarıyla süslemişti. Babam ise süslemelere değil, öğrencilerin bilgisine bakmıştı. Sorularına cevap alamayınca derslerin tekrar edilmesini istemişti. Bir hafta sonra döndüğünde öğrencilerin canlandığını ve öğretmenin çalışarak ortanın üzerinde not aldığını görmüştü.
Sarama köyündeki Tatar Öğretmen, babamı zeytinyağlı bakla ve palazcık kebabıyla ağırlamıştı. Yukarı Anadyu köyündeki Sofu Öğretmen ise kısa süren teftişe itiraz etmiş, kendisine daha fazla soru sorulmasını ve yol gösterilmesini istemişti. Bu davranışı, mesleğinde ilerleme arzusunu açıkça ortaya koyuyordu.
Babam köylere müfettiş ahatlığıyla değil, dar ve kaygan patikalardan yürüyerek ulaşmıştı. Bugün yollar kısaldı, imkânlar arttı ve bilgiye ulaşmak kolaylaştı. Ancak sorumluluk, vicdan ve görev ciddiyeti aynı değeri taşımaya devam ediyor.
Bir insanın adı yıllar sonra bir kitabın sayfalarında kalabilir. Önemli olan, o adın yanında nasıl bir emek ve nasıl bir iz bırakıldığıdır. Görevler gelip geçer, fakat hakkıyla yapılan hizmet nesiller boyunca unutulmaz.