KİŞİSEL FARKINDALIK SESSİZ KALMANIN DA BİR DİLİ VARDIR

Her sessizlik kabulleniş değildir; bazen insanın kendini koruma biçimidir.

Her sessizlik kabulleniş değildir; bazen insanın kendini koruma biçimidir.
İnsan her zaman söylemek istediklerini dile getiremez. Bazen kırılmamak, bazen karşısındakini incitmemek, bazen de yanlış anlaşılmaktan çekindiği için susmayı tercih eder. İçinden geçenleri anlatmak ister ama kelimeler bir türlü dökülmez. Kimi zaman da konuşmanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini düşünür.
Oysa sessizlik, her zaman söylenecek bir sözün olmaması anlamına gelmez. Bazen insanın içinde birikenlerin, dile getiremediklerinin ve anlatamadıklarının ifadesidir.
Her sessizliğin ardında bir neden vardır
Günlük hayatımızda çevremizde pek çok insanla iletişim kuruyoruz. Ailemizle, arkadaşlarımızla, iş arkadaşlarımızla konuşuyor; düşüncelerimizi ve duygularımızı paylaşıyoruz. Ancak her konuşmanın gerçek bir iletişim olduğunu söyleyebilir miyiz?
Bazen bir arkadaşımızın anlattıklarını dinler gibi yaparız ama aklımız başka yerdedir. Bazen aile içinde bir konu açılır, herkes kendi düşüncesini anlatır ama kimse karşısındakini gerçekten anlamaya çalışmaz. Böyle zamanlarda insan kendini kalabalıkların içinde bile yalnız hissedebilir.
Çünkü insanın en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri anlaşılmaktır. Yargılanmadan dinlenmek, düşüncelerini rahatça ifade edebilmek ve hissettiklerinin önemsendiğini görmek ister.
Bir süre sonra anlaşılmadığını düşünen insan, anlatmaktan vazgeçebilir. Önceleri uzun uzun konuştuğu konuları artık kısa cevaplarla geçiştirir. Sorulduğunda “İyiyim” der ama aslında içinde anlatamadığı pek çok şey vardır.
Bazen susmak, en doğru cevaptır
Her söze cevap vermek, her tartışmaya katılmak ya da her düşünceye karşılık vermek zorunda değiliz. Bazen susmak, öfkeyle söylenecek bir sözün önüne geçer. İnsan biraz zaman tanıdığında olaylara daha sakin bakabilir ve sonradan pişman olacağı davranışlardan uzak durabilir.
Özellikle öfkeliyken verilen tepkiler, bazen asıl sorunun önüne geçer. Söylenen bir söz, kırılan bir kalp ya da gereksiz yere büyüyen bir tartışma, sonradan telafisi zor sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle susmak her zaman güçsüzlük değildir. Bazen kendini kontrol edebilmek, karşındakini incitmemek ve doğru zamanı beklemek anlamına gelir.
Ancak burada önemli bir ayrım var: Susmakla her şeyi kabullenmek aynı şey değildir.
Susmak her zaman doğru mudur?
İnsan bazen huzur bozulmasın diye susar. Aile içinde bir tartışma çıkmasın, arkadaşlık zarar görmesin ya da iş yerinde sorun yaşanmasın diye düşüncelerini içinde tutar.
Örneğin iş hayatında yaşanan bir haksızlığı düşünelim. Bir çalışan, kendisine yapılan yanlış bir davranışı dile getirmek ister. Ancak işini kaybetmekten, yöneticisiyle karşı karşıya gelmekten ya da çalışma arkadaşları tarafından dışlanmaktan çekinir. Bu nedenle susmayı seçer.
İlk bakışta sorun yaşanmamış gibi görünür. Fakat o sessizlik zamanla kırgınlığa, güvensizliğe ve kendini değersiz hissetmeye dönüşebilir.
Dostluklarda da benzer durumlarla karşılaşırız. Hep arayan, soran, hâl hatır soran taraf olduğunuzu düşünün. Bir süre sonra karşı taraftan aynı ilgiyi göremediğinizde kırılırsınız. Belki bunu dile getirmek istersiniz ama “Yanlış anlar mı?” diye düşünerek susarsınız. Zamanla araya mesafe girer. Oysa belki de küçük bir konuşma, büyümeden çözülebilecek bir kırgınlığın önüne geçecektir.
İşte bu nedenle insan, kendisini rahatsız eden durumları uygun bir dille ifade edebilmelidir. Her düşünceyi sert bir şekilde dile getirmek gerekmez. Bazen sakin bir konuşma, uzun süre taşınan bir kırgınlıktan çok daha iyidir.
Bazen en çok söylemek istediklerimizi saklarız
Aile içinde de sessizliğin farklı biçimleri vardır.
Aynı sofranın etrafında oturan insanlar düşünelim. Herkes bir aradadır ama birinin gözü telefonda, diğerinin aklı başka bir yerdedir. Günün nasıl geçtiğini, kimin ne yaşadığını sormaya zaman kalmaz. Oysa bazen bir sofrayı değerli kılan yalnızca birlikte yemek yemek değil, birbirimizi dinleyebilmektir.
Kuşaklar arasında da benzer bir sessizlik yaşanır. Büyükler duygularını açıkça ifade etmeye alışık olmayabilir. Sevgilerini sözlerle anlatmak yerine davranışlarıyla göstermeyi tercih edebilirler. Çocuklar ise bazen kendilerini açıklamak, yaşadıkları bir olayı anlatmak ister ama sözleri kesildiğinde ya da hemen eleştirildiklerinde susmayı öğrenirler.
Bir çocuğun “Bugün okulda canım sıkıldı” demesi üzerine hemen öğüt vermek yerine, “Ne oldu, anlatmak ister misin?” diye sormak ne kadar önemlidir. Çünkü bazen çocukların ihtiyacı çözüm bulmamız değil, onları gerçekten dinlememizdir.
Benzer şekilde yetişkinler de her zaman güçlü görünmek zorunda değildir. Onların da kırıldığı, yorulduğu ve anlatmaya ihtiyaç duyduğu zamanlar vardır. Ancak çoğu zaman bunu dile getirmek yerine kendi içlerinde yaşamayı seçerler.
Biraz düşünelim…
Sosyal hayatımızda da sessizliğin farklı nedenleri vardır. İnsan bazen düşüncesini açıklamaktan çekinir. Eleştirilmekten, yanlış anlaşılmaktan ya da başkalarının gözünde değer kaybetmekten korkar. Bu nedenle söylemek istediklerini içinde tutar.
Oysa herkesin aynı düşüncede olması mümkün değildir. Farklı fikirler, insan ilişkilerini zenginleştirebilir. Önemli olan, farklılıklarımızı birbirimizi kırmadan konuşabilmektir.
Bir de çevremizde sessizleşen insanları fark edebilmek gerekir. Her zamanki gibi konuşmayan, eskisi kadar aramayan, bir davete katılmak istemeyen bir arkadaşımızın belki de anlatamadığı bir derdi vardır. Hemen ilgisiz ya da uzaklaştı diye düşünmek yerine, ona nasıl olduğunu sormak bazen çok şey değiştirebilir.
Bazen bir telefon, bazen içten bir “Seni dinlemek isterim” cümlesi, bir insanın kendisini yalnız hissetmesini engelleyebilir.
İletişim yalnızca konuşmak değildir. Dinlemek, anlamaya çalışmak ve karşımızdaki insana kendisini ifade edebileceği bir alan açmak da iletişimin önemli parçalarıdır.
İnsan bazen sustuğu için değil, anlaşılmadığını hissettiği için yorulur. Oysa gerçek iletişim, yalnızca konuşmakla değil, birbirimizi gerçekten anlamaya çalışmakla başlar.
Unutmayalım; sessizlik bazen bir cevaptır ama her zaman çözüm değildir. Konuşmak kadar susmanın da bir yeri vardır. Önemli olan, ikisi arasındaki dengeyi kurabilmektir.
Ebeveynlere Not
Çocuklarımızın sessizliğini her zaman bir sorun yokmuş gibi değerlendirmeyelim. Bazen çocuklar yaşadıklarını anlatmakta zorlanabilir, bazen de anlaşılmayacaklarını düşündükleri için susabilirler.
Onları dinlemek için zaman ayıralım. Hemen yargılamadan, sözlerini kesmeden ve her defasında öğüt vermeye çalışmadan dinleyelim. Çünkü çocuklarımızın bize ihtiyaç duydukları anları fark etmek, onlara güvenli bir iletişim ortamı sunmakla başlar.
Haftanın Cümlesi
“Bazen susmak bir olgunluktur; bazen konuşmak bir cesaret. Önemli olan, hangisine ne zaman ihtiyaç duyduğumuzu bilmektir.”
Bu haber 18 defa okunmuştur

:

:

:

: