Geceleri Kıbrıs ile yatıp, Kıbrıs ile kalkmaktan inanın gına geldi. Yatırken acaba AB bugün ne üretti diye düşünürken, yattıktan sonra ‘Müzakereler’ rüyası ile uyumayı, kalktıktan sonra da bugün Kıbrıs sofrasında menünün ne olduğunu düşünmek bir alışkanlık haline geldi.
Halbuki tüm bunları bir tarafa bırakıp, biraz evimizin içine dönsek, oradaki dağınıklığa bir göz atsak, kapımızın önünü ve ısırgan otları ile dolan bahçemizi temizlesek fenamı olur?
Tabiki olmaz ama siyasi kin ve ihtirasın yanısıra damarlarımızda emir komuta zenziri içerisinde gezen ‘İntikam’ tut deyince öldürme güdüsü ile hareket ettiğinden bizi rahat bırakmıyor. Ben iktidara geldim. Şimdi et ve bıçak benim elimde. Eti ister kuşbaşı ister pirzola şeklinde keserim mantığı her daim hakim oluyor.
Hatırlarsınız, 2004 seçimlerinde iktidara gelen Cumhuriyetci Türk Partisi bin altı yüz kişiyi sırf Ulusal Birlik Partilidirler diye işten durdurmuştu. Yani bin altı yüz çarp dört 6400 kişinin ekmeğine ‘Kan ‘ doğramıştı. Tepkiler, eleştirilerin bini bir kuruştan satılırken, ‘Ben yaparım olur ‘ mantığı hakim olduğundan ekmekleri ellerinden alınanlara göz ucu ile bile şöyle bir dönüp bakılmamıştı.
Şimdi devir değişti. İktidara Ulusal Birlik Partisi geldi. Ayni film tekrar vizyona konarak, bizlere ikinci kez seyrettirilmeye çalışılıyor. Tepkilere de dudak bükerek, ‘Bak Kardeşim’ devlet doldu taştı ‘Bumbar’ oluyor cevaplarını da habire yetiştirmeye çalışıyor. Yani Kral münasip yerini elleyen şakşakcısına çabuk bu yaptığına bir mazaret üret yoksa kellen gider demesine şakşakcının ‘Kraliçeyi’ sanmıştım demesi gibi bir mazaret zincirini karşımıza koymaya çalışıyor. Eylemler, grevler ise ‘Ben yaparım olur’ mantığı ile vız gelip tırıs gidiyor.
Peki 4 veya 5 senedir hizmet veren ve iktidar değişince işten el çektirilip ‘Kapı önüne’ konulan, bu insanların suçu ne? Devleti ‘Bumbar’ konumuna onlarmı soktu? Bu insanlar ‘Devlet’ güvencesi altında oldukları için araba, beyaz eşya veya benzeri şeyler için borçlandı. Peki devleti idare edenlerin, bırakın ekmek parasını, ödeyemeyecekleri bir borç ile bu insanları karşı karşıya bırakmaya hakları varmı? Gül sunan bir elde daima bir miktar gül kokusu kalır. Gül kokusu ile tüten bir elle bu insanlara yaklaşmak onların kalplerini kazanmak demek değilmi?
Evet devlet ‘Bumbar’ oldu. Çünkü muazzam bir çekim alanı var. Özelde bulamadıklarını ‘Devlet’e buluyor ve bu çekim alanının cazibesi ile ‘Dayısını, Amcasını’ yoksa en yakın siyasiyi devreye sokarak devlete kapılanmaya çalışıyor. Siyasilerde üzerine ‘Evet’ damgası vurulacak oy pusulalarının dayanılmaz hafifliğine kapılarak bumbarı habire sıkıştırmaktan geri durmuyor. Peki zaman suçlu kim?
Halbuki özel sektöre gereken maddi destek verilse, faizler aşağılara çekilerek verilecek destekler ile istihdam olanakları sağlansa, hatta ve hatta bazı yasal düzenlemeler ile çalışanın akıbeti özelde iki dudak arasından çıkartılsa, kadı günah mı yazar?
Birçok esnaf işini büyültmek için Sanayi Bölgelerinde yer arıyor. Bu esnafın talepleri yer yok diye hep geri çevriliyor. Bugün Lefkoşa Sanayi Bölgesinde birçok kapalı yer var. Hatta iki – üç yer alanlar bu yerleri ‘Hava Parasına’ satarken, satmayanlar kiraya veriyor. Haspolat Sanayi Bölgesinde ‘Fiii’ tarihinde yani 1983 yıllarında bir fabrika kapan. Ve o fabrikaya kapağı attıktan sonra hiçbir iş yapmayan insanlar var. Bu yerler yıllardır kapalı tutulduğu için hurdaya dönmüş vaziyette. Bu yerlerin faaliyete geçmesi için veya başkasına devri için birşeyler yapın deniyor. Ama cevap yasalar buna engel deniliyor. Eee vallahi eyi. Adam 30 senedir devletten aldığı yeri kapalı tutuyor. Babasının malı gibi kiralıyor ama yasal engelleme var denilerek eller kollar bağlı bekleniyor. Peki yasal bir düzenleme yapmak çok mu zor?
Bugün çalışkanlığını takdir ettiğim genç bir bakan olan Sunat Atun’un bu konuda birşeyler yapmasını beklemek sanırım çok birşey istemek değildir. KKTC ilelebet yaşatılacak deniliyor. Yolları dere yatağına, şiddetli bir yağmurda da evleri baraja dönen ve bir birini Türkiye Gazetelerine ispiyonlayan, Muhtariyet idaresine bile sahip olmayıp, ‘Tak’ diye verilen emirleri ‘Şak’ diye uygulayan, üst düzey yöneticilerine sahip ‘Hastalıklı’ bir görüntü veren KKTC böyle yaşatılacaksa, bırakın ben almayayım. Bakın J.Willlard Marriot, iyi ağaç kolay yetişmez. Sağlam yetişen ağaç, rüzgar ne denli güçlü eserse,ağaç da o denli sağlam olur der. Yavru denilen KKTC, sanırım artık ‘Delikanlı’ oldu. Yavruluğu bıraksak ve delikanlı gibi davransak evimizin bahçesini yabani otlardan temizlesek, ağacımızı güçlü hale getirsek ve ‘Al Benisini ‘ artırsak, siyasi düşmanlıkları onları unutmanın büyük bir aptallık olacağı düşüncesini yüreğimizin ulaşılamayacağı bir yerine gömerek bir büyüklük göstererek affetsek olmaz mı?