Hergün besmele çeker gibi Müzakareler diyerek yatıp, müzakereler diye kalkmaya sanırım dün yağan aşırı yağmur nedeni ile bir süre ara vermek zorunda kalacağız. Aşırı yağmur yeniden sel felaketine neden olurken, yağmurun meydana getirdiği tahribat konuşulacağından ‘Müzakereler’ konusu verilecek olan zorunlu ‘Mola’ nedeni ile kısa süre ertelenecek gibi.
Neyse, Çiftçilerimizin gözü aydın diyeceğim ama sanırım onu da diyemeyeceğim. Çünkü yıllardır kuraklık var. Kuraklık var yandık bittik kül olduk diye ağlayarak ‘Devletten’ sağladıkları maddi yardım musluğunun ağzına sanırım tıpa koyulacak. Ama bir kısmını tenzih ediyorum, benim çiftçim yine de işini bilir. Bu defa da aşırı yağışlar nedeni ile ekinler ‘Çürüdü’ diye devlete müracaat edip çürüme parası isterlerse şaşmamak gerek diye de düşünüyorum.
Evet dün yağan aşırı yağmur bir taraftan bizleri sevindirirken, bir diğer taraftan Lefkoşa’da ve Girne Bölgesinde, evlerin ve iş yerlerinin sular altında kalmasından dolayı meydana gelen hasar da üzdü. Tabiat Ana, benim dokunulmazlarım arasında olan şeylere el atıp, onları tahrip ederseniz, intikamım korkunç olur hatırlatmasını sanırım bizlere birkez daha hatırlattı.
Tabiat Ana, Doğan Sahir ile birkaç çevre aşığı insanımızı tenzih ederek söylüyorum. Çevre deyince, kameralar önünde, mangalda kül bırakmayan ancak, şov dünyasından gösterileri bittikten sonra ağacı kökünden budayan, denizi lağım gölüne dönüştüren, çevreyi ‘Lefkoşa Çöplük’ alanına döndüren ‘Yağlı Bidda’ cinsi insanlarıımızın kulağını birkez daha feci büktü.
Dere yataklarına bırakın ev yapmayı, yüzme havuzu yaparak suyun akışını önleyen. Çöp yığınları ile kapatan insanımıza, Tabiat Ana, ben intikam alırsam işte böyle alırım dedi.
Sonuçta kurunun yanında yaş da yanar misali, bu işte hiçbir suçu ve günahı olmayan insanlarımız da doldurulan dere yataklarından akış sağlayamayan sudan nasibini aldı. İş yerleri ve evler hasara uğradı.
Tabiat Ana’nın bu tokadı bizi kendimize getirecekmi? Hiç sanmam. Okundurdum, yazındırdım, ‘Balegudalya, Balegudalya’ misali bu iş küllenince, yine dere yataklarına hücum başlayacak. Bizler yine orman alanlarında mangallarımızı yakarak kebabı pişirirken, dere yataklarına evin ‘Verandasını’ nasıl yapacağımızı düşüneceğiz. Çöplerimizi, birisinin bizi görmeden çöplük yerine dere yatağına veya çevreye nasıl dökeceğimizin hesabını yapacağız.
Bir Motorway’e 23 adet tali yol bağlantısı yapan, Dönel kavşak diyerek, çemberi ana yolun taaaa göbeğine kadar getiren, ‘DUR’ levhasını tam Anayola çıkış noktasına koyan ve yolları ‘Affedici’ olmaktan çıkartarak ‘Potansiyel Tehlike’ konumuna sokan zihniyetin değişeceğini hiç ama hiç sanmam.
Bu yıl gökyüzünden bereket yağıyor. Barajlar, gölletler ve çukur alanlardaki su birikim alanları hınça hınç dolu. Yeraltı su kaynakları, önemli ‘Aküferler’ bu yıl ful doluyum diye bas bas bağırıyor. Peki bunları koruma yönünde herhangi bir tedbir alınacakmı? Korumayana yasal müeyide uygulanacakmı diye sorsam cevabı evet olurmu? Yine sanmam diyeceğim. Geçen yıl Ada TV’de bizim Haluk’un çevre ile ilgili muhteşem bir haberi vardı. Star Kıbrıs’ta da Mehmet Davulcu da bukonuyu kaleme almıştı. Haberde, eski adı ile Panağra, yeni adı ile Geçitköy Göleti aşırı çekilen ve hiçbir kontrola tabi tutulmadığı için ‘SOS’ veriyor. Yakında gölet kuruyacak aman dikkat deniliyordu. Yayın birkaç gün sürmesine karşın bu konuya sadece Lapta Belediyesi duyarlı davranmış, hükümet ise üç Maymunu oynayarak ‘Gör, duy, konuşma’ prensibinden hareketle gölet ile ilgili yazılanları ne görmüş, televizyonda söylenenleri ne duymuş nede bu konuda konuşmuştu. Sonunda da gölet kurumuştu.
Gölet kurumadan ortalıktan toz olan ama sonra büyük çevre aşığı görüntüsü ile ortaya çıkan bazı insanlara da‘Timsah Gözyaşları’ dökmek kalmıştı.
Yine geçen sene susuzluktan yanıp tutuştuğumuz zaman dilimi içerisinde, Beşparmaklardaki Taş Ocağı rezaletini görev yaptığım ‘Ortam’ Gazetesinde kaleme almış ve taş ocaklarında patlamalardan sonra ortaya çıkan yer altı kaynaklarının Denize çevrildiğini yazmıştım. Yerlatı su kaynaklarının ocağa zarar verdiği gerekçesi ile denize çevrildiğini ve sınırlı sayıdaki kaynakların heba olup gittiğini dile getirirken yapılanların ülkeye büyük zarar verdiğini de dile getirmiştim.
Hafızam beni yanıltmıyorsa o günlerde bir Doğan Sahir, ortaya çıkarak konunun önemine değinmiş, ama taş ocaklarından hükümete ‘Mamma’ geldiği için bizim yaş aylarında ‘Tısss’ diye ses çıkartan çeşmelerimizin aksine hükümetten bir ‘Tısss’ sesi bile çıkmamıştı.
Kimse kusura bakmasın. Tabiat Ana kendisine verdiğimiz zararın cezasını bize faizi ile ödetiyor. Hemde bir ‘Tefecinin’ bile istemekten çekindiği faiz oranlarının üzerinde faiz oranları uygulayan Devletin, aldığı aşırı faiz ile halkın anasını ağlatırkenden ödettiği bedelden daha fenasını ödetiyor. Maalesef yine bu cezayı ödeyenlerin çoğunluğunu, bu işte hiçbir suçu ve günahı olmayan insanlar oluşturuyor. Ne diyelim? Galiba kendin ettin kendin buldum demekten başka çaremiz yok.