Köy Kahvesi bu hafta sizleri geçen yıllara rağmen yüreklerin soğumadığı, acıların dinmediği şehitler toprağı Taşkent’e götürüyor. Kahveler, haince bir katliama kurban giden 84 Kıbrıslı Türk’ün gözü yaşlı eşlerinin, annelerinin, çocuklarının yanında yudumlanıyor.
Köy Kahvesi bu hafta sizleri geçen yıllara rağmen yüreklerin soğumadığı, acıların dinmediği şehitler toprağı Taşkent’e götürüyor. Kahveler, haince bir katliama kurban giden 84 Kıbrıslı Türk’ün gözü yaşlı eşlerinin, annelerinin, çocuklarının yanında yudumlanıyor.
Taşkent yani eski adıyla Dohni Köyü, 1974 olaylarında en fazla şehit veren köylerin başında geliyor. Tarihin tozlu raflarına Taşkent Katliamı olarak geçen olay, 14 Ağustos 1974’te Taşkent köyünün yaşı dokuzdan büyük tüm erkeklerinin topluca katledildiği olay olarak geçmiş. Yaşanılan katliamın üzerinden 36 yıl geçmiş olmasına rağmen Taşkent köylülerinin yürekleri hala kan ağlıyor. Taşkent’te dolaştığımız sürece bu acıyı bizlerde görüyoruz.
“Taşkent kahvesi”
İlk önce Taşkent kahvesi’ne uğruyoruz. Köyün ileri gelenleri kahvede soluklanmak için oturmuşlar ve bir yandan da oyun oynuyorlar. ‘Merhaba’ diyerek yanlarına oturuyoruz. Bir müddet oyunu izledikten sonra koyu bir sohbete başlıyoruz. Taşkent’te Kıbrıslı Türkler ve Türkiye’den gelenler huzur içerisinde ve büyük bir uyumla bir arada yaşıyorlar. Çoğunu memurların oluşturduğu Taşkent’te bulunan herkes güzel havası, iyi insanlarıyla birlikte Taşkent’te bulunmaktan ne kadar memnun olduklarını dile getiriyorlar. Sözü Mustafa Bey alıyor ve başlıyor anlatmaya; “ “Taşkentlilerin hemen hepsi memurdur. Kalan kişiler de ya şehit ailesidir arada 3-5 tane de hayvancı vardır. Burada olmaktan çok memnunuz. Köyümüzü çok seviyoruz. Ben LTB’de çalışıyorum. 14 yaşındayken Türkiye’den buraya geldim. 32 senedir buradayım. Taşkent bir şehit köyüdür. En çok şehit veren köydür. Benim ailemde şehit ailesidir. Kaynatam 1963 yılında şehit olmuştur. 1974 yılında da bacılarımı kaybettim ama sadece bir kardeşim katliamdan kurtulan tek kişi oldu. Yıllar geçmesine rağmen köyümüzde yaşanılan acıyı hiçbirimiz unutamıyoruz, zaten unutulmasını da istemiyoruz. Yoksa şehitlerimiz yerlerinde rahat uyuyamaz” diyor. Gerçekten de Taşkent şehitleri unutulmamalı ve unutturulmamalıdır.
“Yıllardır unutulamayan son bakış”
Taşkent’in şirin kahvesinden ayrılarak Taşkent Müzesi’nin yolunu tutuyoruz. 1974’te yaşanılan olayların bütün dehşetiyle karelendiği fotoğraflara bakarken acı, keder ve hırs duygusu işliyor bedenlerimize. Tam 84 şehit… Kimisi daha çocuk denecek yaşta. Aynı aileden dört kardeşin katledildiğini görüyoruz resimlerde… Hepsinin de gözlerinde ayrı bir parıltı var ama ne yazık ki o pırıltılar genç yaşta gölgelenmiş. Müze’de biraz daha dolaştıktan sonra Taşkent sokaklarında dolaşmaya devam ediyoruz. Üzerinde bir şehit resminin olduğu bayraklarla donatılmış bir ev görüyoruz. İçeri de bizi şehit eşi Zerrin Fırtınaer karşılıyor ve hafızasından silemediği o günü gözyaşları içerisinde anlatıyor bizlere…
“1974’te Barış Harekatı başladığında biz güneyde yani Rum tarafındaydık. Biz oradayken Rumlar köyümüzü bastı ve bütün erkeklerimizi topladı. ‘Esir edeceğiz’ diye onları dağa götürdüler ve maalesef orada katlettiler. Ben o zaman dört çocuğumla birlikte kalmıştım. Bu tarafta savaş devam ederken biz güneydeydik. 20 Temmuz sabahında kalktık. Zaten olaylar başladığında bütün erkekler siperlere ve karargahlara gitmişti. O zaman böyle modern silahlarımız da yoktu. Av tüfekleriyle, çapalarla, küreklerle siperlere koştular. Biz uçak seslerini duyuyorduk ve Türk askeri bu tarafa da gelsin, bizi de kurtarsın diye dua ediyorduk. O gün hatırlıyorum sabah eşim kalkmıştı ve radyodan çıkartma yapıldığını ve Türk askerinin adaya geldiğini duymuştu. Herkes birbirini uyandırarak bu haberi verdi. Bizde göğe bakarak bizi kurtarmak için uçakların gelmesini bekliyorduk ama maalesef o günleri yaşayamadık. O mutlu günleri biz ve eşlerimiz göremedik. Eşlerimiz, babalarımız, çocuklarımız, torunlarımız beraber işledikleri, beraber kahvede oturdukları Rumlar tarafından bunlara maruz kaldılar. Andreko dediğimiz bir Rum ve diğer Rumlarla birlikte evlerimizi bastılar. Herkes evinde, radyo başındaydı. Kapıları kırarak aniden evlerimize girdiler. Biz bütün mahalle bizim evde toplanmıştık. Duvarlardan atladılar ve; ‘hepiniz toplanın ve çıkın. Aksi halde hepinizi vururuz’ dediler. Avlunun ortasında hep birlikte toplandık. Saklananlarında çıkmaları gerektiğini yoksa kadınları ve çocukları vuracaklarını da söylediler. Bunun üzerine herkes ortaya çıktı. Benim 13 ve 24 yaşında iki kaynım vardı. Onlarda saklandıkları yerlerden çıktılar. Sonra bizi abluka altına aldılar. Kaynanam küçük oğlunun üzerine sarıldı ve ‘Andreko bunu bırak. Daha 13 yaşında bari onu bırak’ dedi. Rumlar onu bile annesinin göğsünden çekerek alıp götürdüler. Eşimde bize sarıldı, çocuklarını öptü. Çocuklarımın en büyüğü o zaman dört yaşındaydı. İçine doğmuş gibi bana baktı ve ‘çocuklarımız sana emanet’ dedi. Onları da çekerek götürdüler. Sokağın köşesinden dönünceye kadar hep bize baktılar uzun uzun. O anı hiç unutmuyorum. O bakışlar ve o gözler hala hatıramdadır. Eşlerimizi götürdükten sonra bir gece bizi okulda tuttular. Ertesi gün iki otobüs halinde 84 kişiyi Limasol’a esir kampına götüreceklerini söylediler. Birini sabah birini de öğlene yakın götürdüler ve bir daha da onlardan haber alamadık. Ama içlerinden o zaman kurtulan biri olmuştu ve Dikelya’ya İngiliz üssüne getirilmişti. O bize ‘bizleri kurşuna dizdiler, katlettiler’ diye anlattı. Erkeklerimizin dağa götürülüp kurşuna dizildiklerini ve hunharca şehit edildiklerini öğrendik. Bu düpedüz bir cinayettir, katliamdır ve buna söylenecek söz yoktur. 84 tane suçsuz insanı niçin öldürdüler? Sırf Türk oldukları için öldürdüler. Bu hangi insanlığa sığar? Bizim evden 4 şehit var. Bu hangi insanlığa sığar. Biz hala da sesimizi AİHM’e duyuramıyoruz. Biz bu insanları öldürenleri biliyoruz ve 36 yıldır söylüyoruz ama niye hala bu insanları sorgulamıyorlar?” diyerek yılların isyanını bir seferde haykırıveriyordu.
Köy Kahvesi’nden bu haftalık da bu kadar. Haftaya bambaşka bir köyde buluşuncaya kadar hoş çakalın!
Köy Kahvesi Her Pazar 20:00’de ADA TV’de…
Şehit Eşi, Zerrin Fırtınaer’in ‘Andreko’ olarak bahsettiği Andreas Dimitriu, yıllar sonra Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Alithia gazetesine yaptığı açıklamada o günü anlattı. Köydeki Türk erkeklerini topladıklarını, ancak esir değişiminde kullanılacaklarını sandıklarını söyleyen Dimitriu evlerinden zorla alınan Taşkent erkeklerinin öldürüleceğini bilmediğini de iddia etti. O zamanlar EOKA-B üyesi olduğunu, ancak hiç çatışmaya katılmadığını” belirten Dimitriu, bir emre uyarak Taşkent köyünde yaşayan, savaşabilecek Kıbrıslı Türk erkeklerin bir kahvehanede toplanmasına yardımcı olduğunu anlattı. Taşkentli Türk erkeklerin Hirokitia'dan gelen askerler tarafından götürüldüğünü, aynı askerlerin intikam için bazı genç kadınlara da tecavüz ettiklerini anlatan Dimitriu yaptığı açıklamasında “Ne yaptıysak devletin yasal güçleriyle beraber yaptık” dedi.