
Haluk Doğandor, gerek Ada TV’de, gerekse Star Kıbrıs’ta haberciliğin hakkını veren bir gazeteci.
Kamerasıyla, fotoğraf makinesiyle bütünleşmiş, haberin kokusunu bir mil öteden alır ve hakkını da hem TV’de hem gazetede verir.
Söz konusu haber olunca, hatır-gönül de dinlemez Haluk...
Bir yerde bir haksızlık, bir yanlış, bir aksaklık varsa düzeltilmelidir.
Ve Haluk; yine böyle yapmış, Birleşmiş Milletler’in bir ihale kepazeliğini gün yüzüne çıkartarak zamanın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın
devreye girmesini sağlamış ve iptal ettirmişti.
Dış Basın Birliği’nin yarışmasına da o haberle katıldı.
Olayı hatırlayalım...
Sözüm ona tarafsız (!) BM, iki taraftaki kamplarının temizliği için güneyde bir ihale açıyor ve bir Rum, Lefke Belediye Başkanı Mehmet Zafer’e giderek “İhaleyi ben aldım ama para verip işi sana yaptıracağım...” diyor.
Haluk haberini yapıyor, Star Kıbrıs manşetten “Al sana BM” diyor, Cumhurbaşkanı devreye giriyor ve BM ne diyor? “İhale açacağımızı kuzeyde de duyurmuştuk...”
Bu abuk-subuk açıklama da kurtarmıyor BM’yi ve ihale iptal ediliyor.
BM böyle bir cüreti kaç yerde göstermiştir, kaç yerde bir Haluk Doğandor çıkıp pişman etmiştir bilemem. 
Ama bildiğim; gazeteciler arasında yarış olacaksa, bu 100 metre koşarak değil, haberle olur, gazeteci de haberlerini yarıştırır.
Ama yarışı düzenleyen dış basın Birliği’nin kendisi yarı yolda kalmıştır.
Çünkü, “Kendince dengeleri” gözeterek oluşturduğu ödül listesine bakıldığında, “Aman şu da geri kalmasın, yarın bize saldırmasın, aman ağzımızdan her çıkanı haber yapsın” mantığıyla hareket edilmiş ve güya susturulmuştur.
Ödül alanların içinde Şafak Nöbeti’ni yerden yere vuranlar ço-ğunluktaysa, bunu görmemek için aptal olmak lâzım.
Arada ödül alanlarla verenler arasında garip bir durum var ki, evlere şenlik. Neredeyse her gün bir arada olanların birbirine ödül vermesi için törene gerek yoktu...
- Al gülüm...
- Ver gülüm...
Öte yandan; iç basından birileri çıkıp “Şafak Nöbeti’ne” talip olmadığı gibi, gazeteciler arasındaki yarış konusunda da devre dışı kalınca, “Biri yapmalı” diye ortaya çıkmasından daha tabii bir şey yok...
Ama konumuz o değil, çünkü madalyonun bir de öteki yüzü var...
Burada cezalandırılan Haluk Doğandor değil, aklı sıra Star Kıbrıs Medya Grubu’dur. Çünkü ne bir tarafa ne diğerine kul olmadan, haklının yanında durmaya devam ediyoruz.
Parti gazetelerine “Çevre ödülü” verenlerin bu tutumu, ya sadece “Çevre haberi” seyredip dinlemediklerini ortaya koymakta, ya da “Ne yapalım aklımıza başka bir şey gelmedi” dedirtmektedir.
Eğer bu memlekette bir “Çevre haber ödülü” verilecek ve bunu Halûk Doğandor olmayacaksa; neyi koyduk, neyi arıyoruz Allah aşkına?
Arayın çevre örgütlerini, arayın çevreyle ilgili daireleri, arayın belediyeleri ve ondan sonra da çıkıp sokağa “Çevreye duyarlılık ve çevre haberi” diyin bakalım Haluk’tan başka kimi sayacaklar?
Parti gazetelerine “Haber” ödülü” ve Haluk’un adı ortalarda yok ve sadece bu durum bile gösteriyor ki; ortada birtakım acayip dengeler vardır, Dış Basın Birliği bununla neyi murat ettiyse açıklamak zorundadır.
SON SÖZ: Durumdan vazife çıkartarak üstlendiğiniz görev, sorumluluğu beraberinde getirmiştir. Sorumluluğun hemen yanında hesap vermek vardır.
Dış Basın Birliği’ni kuran 3-5 kişiden ve meslekte -basın kartı sahibi olarak- 40’a dayanmış biri sıfatıyla şimdi soruyorum:
Ya haber değerlendirmede ve ödül vermedeki kriterlerinizi açıklayın, ya da “Kriter mriter yoktur, bazı hesaplar vardır” diyerek de kurtulun (!).
“Peki bu haksızlık Star Kıbrıs Medya Grubu veya Haluk’un umurunda mı?” diye suâl edecek olursanız; cevabım “ASLA” olacaktır. Haluk biraz önce “Abi ben HABERE GİDİYORUM” diyordu...
Star Kıbrıs da haklının yanında durmaya ve bu kabahati (!) işlemeye devam
edecek!
***
NOT: Bütün bu gerçekler, nazarımda “Şafak Nöbeti’nin” ihtişamını gölgelemiyor.
İyiden iyiye keyifsiz olduğum için gidemediğim şölene emeği geçen herkesi
kutluyor, devamını diliyorum. 