(Sendikalara ve sendikacılara ithafen...)
Kamu görevlilerinin Kıbrıs’taki direnişleri sürüyor.
Bir yanda gündeliğini kaybetme korkusu, bir yanda haklarını kaybetme korkusu...
Direnişe giden yolun kısa bir özeti bu.
Yaşanan koşullara korkularından dolayı ses çıkaramayan insanların iç sesleri yavaş yavaş dudaklarından dökülmeye başladı. Dudaklarından dökülerek gün ışığına çıkan sesleri, direnişi oluşturacak ana fikirleri besliyor. Bu direniş bir fırtınaya dönüşür mü, dönüşmez mi bilemem. Yine de, grev yasaklarının, parlamentonun olağanüstü mesailerinin, Türkiye’nin beklentilerinin, kamu görevlilerinin hakları ile üzerindeki pazarlıkların, zamların, özelleştirmelerin bu direnişin gidişatını belirleyeceği kesin.
***
Bir yanda dayatılanlara ve baskılara karşı durmak amacıyla örgütlenen sendikalar, diğer yanda koşullara karşı sesini çıkarmayan sarı sendikalar; bir yanda ise direnişi kısırlaştırmaya çalışan sarı sendikalarını değiştirmek isteyen işçiler...
Sonunda direnişe geçmek zorunda kalacaklar.
Yaşanılanlar bir memleket meselesi; bir onur meselesi. Geçmişimiz mücadele verenlerin neler yapması, nasıl davranması gerektiği ile ilgili derslerle dolu: Kendi halimizde, sıkı bağlar içinde olmadan debelenen bizler; bu hallerimizle bile eninde sonunda koşullara karşı direnme zorunluluğuyla karşı karşıya kalacağız. Hatta kaldık da... Ama hedef bu noktaya gelebilmek değil, bundan sonra sorunun çözülmesi yönünde bir ilerleme kaydetmektir. Bu da sağlam bir örgütlülüğün sağlanmasıyla gerçekleştirilebilir; iyi inşa edilmiş bir temelle hedefe ulaşmak kolaylaşır.
Bu güne kadar, koşullar bizleri kendi bireysel yaşamlarımıza hapsetti. Başkalarının yaşamı çoğu zaman bizleri hiç ilgilendirmedi. Sorunlarımız olduğunda onlara karşı tek başına mücadele edilmesi gerektiğini düşündük. Meseleyi tek başına güçlülük veya zayıflık olarak ele alıp, tüm sorunlarını yalnız başına çözmeye kalktık. Sonunda da gerçekten yalnız başımıza kaldık.
Örgütlülüğü bilen, örgütlenerek pek çok şeyi kazanabilmiş bir halk olan bizler, bunu yeniden kazanmak gerektiğinin farkına varmamız gerekiyor.
Düzenin bozukluğunu görebilmek ve onunla mücadele etmek, tek tek bireylerin gücünü aşar. Birey olarak karşı konulamayacak bozukluklara, sınıf olarak, kitle olarak karşı konulması zaruridir. Elbette her birimiz bu toplumun parçasıyız. Elbette her birimiz toplum içinde önemliyiz. Bizim ilerleyişimiz toplumu, toplumun ilerleyişi bizi kurtaracak... Neden korkuyoruz? Toplumun değer yargılarından mı? Aynı ortak kaderi paylaşmaktan mı? İşsiz kalmaktan mı? Cezalandırılmaktan mı? Yoksa gelecekte var olamamaktan mı? Bir düşünün bakalım: Bu korkularımızda yalnız mıyız? Bunlar bizim kaderimiz mi?
Bu kaderse onu değiştirmek mümkün olamaz mı?
***
Bu kader değil elbette.
Sendikal örgütlenme mücadelesi ciddiyetle ele alınması gereken bir mücadeledir. Doğru mücadele olmadan yenilgiye mahkûmuz. Gücü elinde tutanların saldırıları karşısında planlı olmak, kader sandığımız bu baskı ve belirsizlik dolu yaşama karşı direnişi mümkün kılacak tek yoldur.
Bir mücadeleyi yönetmek ekip işidir. Bu ekibin gerçek bir ekip olması şarttır. Bu ekip içinde bulunan tek bir çürük nokta, mücadelenin delinmesi, direnişin zayıflaması anlamını taşır. Çürük noktaların mücadeleye verecekleri zararı küçümsemek, mücadeleyi küçümsemek anlamını taşımıyor mu? Belki de bu çürük noktaların moralimizi bozmasına izin vermeden, her türlü kirli tertibe karşı uyanık olmamız gerekiyor.
Unutmamalıyız! Direnişi ilk terk edenler, genelde, bu çürük noktalar olur. Onlara vaatler edilmiştir çünkü... Bazan mücadeleyi yöneten ekibin ruhu duymadan vaatler alınır, mücadelenin ortasına müdahalelere imkan yaratacak hareketler yaratılır. Bunlara karşı uyanık olunmazsa örgütlülük bir anda yokolur. Örgütsüz hiçbir hareketin başarıya ulaşamayacağını, dağınıklığın ancak komite aracılığı ile toparlanabileceği gerçeğini kim reddedebilir.
***
Sürdürülen bu direnişte hazırlık safhası nasıl peki? Kitlelere kim nasıl ulaşıyor? Hakları gaspedilenlere, direnmenin zorunluluğu nasıl anlatılıyor?
Hazırlıksız yola çıkıldığında, direnişe katılmayanların ikna edilmesi neredeyse imkansız. Başta heyecanla başlayanların da heyecanı söner.
Doğru dersi çıkaranlar, doğru rehberi edinenler daha az kayıpla yola devam ederken, hazırlıksız, rehbersiz yola çıkanlar yenilgiye mahkûmdurlar.
ÇİĞDEM DÜRÜST