Olacağı bu değil miydi?

Garibim çok uğraştı, çok ter döktü, çok oyunları bozmaya çalıştı, göğüs gerdi, kendisi karşı senaryolar sergiledi.

Garibim çok uğraştı, çok ter döktü, çok oyunları bozmaya çalıştı, göğüs gerdi, kendisi karşı senaryolar sergiledi.


Amaaa, DP’yi parçalanmaktan ve dağılmaktan kurtaramadı.
Bir zamanlar kendisine çok zor çekeceksin Serdar dediğimde bana, “bilirim, tek başıma kalsam da mücadelemi sürdüreceğim” karşılığını vermişti.

Acı son gelmek üzere. En güvendikleri karşısına dikildi, daha doğrusu karşısına oturtuldu, yönlendirildi. Eleştiriler başladı. Dr. Mustafa Arabacıoğlu, Ertuğruloğlu, Ejder, derken Tancer Serdar’a karşı cephe almaya başladı ve ısrarla konumlarını sürdürdüler.
Ta ki disiplin kuruluna sevk söz konusu olsun.

DP, olağan ve olağanüstü toplantılar yaptı, yapıyor. Nafile. Eski DP den eser yok.
Nasıl olacak ki?

Tayip Erdoğan, kolay yutulacak, eleştirilecek, yerden yere vurulacak, karşısında cephe oluşturulacak, hafife alınacak, sıradan biri mi idi? Eski komutanlara güvenerek, onlara sırtlarını dayayarak, Başbakan Erdoğan’a ve partisine karşı kampanyalar yürütmek, ona Kasımpaşa çocuğu dedirterek, partisini ve onu Türkiye çapında küçük düşürerek, yıpratarak iktidardan götürmek kolay mıydı? Milyonlarca seçmenin oylarını kazanarak AKP’yi Türkiye’nin umudu, bir numaralı partisi haline getiren Gül’ü, Erdoğan’ı ve kurmaylarını alaşağı etmek girişimlerinde bulunmak akıl işi miydi?

Denktaşlar, özellikle de eski Cumhurbaşkanımız, Türkiye ile ele ele, et ve tırnağız diyerek yıllarca koltukta oturduktan sonra, bazı generallerle, Başdanışmanı Mümtaz Soysal ile şehirlerde mitinglerde AKP’yi ve Erdoğan’ı eleştirmek ne akla evveldi? Az mı söyledi Erdoğan, yapma etme Sayın Denktaş, yaşına başına saygımız var, git yerinde kendi insanlarına konuş... Buraları da karıştırma vs... demedi miydi?

Annan Planı’na EVET çıkacak, yardımcı ol demesine “HAYIR”, planın reddedilmesi için kampanya başlatacağım ve sürdüreceğim demek Erdoğan’ı kızdırmak, sert kararlar almasına neden olmak değil miydi?

Elbette, Erdoğan da misillemeye geçecekti. Kolay kolay unutmaz, kinlidir de... O nedenle değil midir da, “bir numaranın işi bitti, bitirdik, yolunda yürü” mesajları Kıbrıs’a boşuna mı uçurulduydu?

UBP ve Sayın Eroğlu, biri tek başına iktidara, diğeri saraya giderken, gönderilirken, Denktaşların ve DP’nin işini bitireceksiniz talimatı aldıkları şayiaları yalan mı?
Gelelim sadede…

UBP tek başına iktidarı elinden kaçırtmamak için kolları sıvamış.
Transferler söz konusu.

En kolay iş, DP’den milletvekillerini ayartarak, bakanlık sözleri vererek, pazarlıklar yaparak, mutlu sona erişmek ne güzel girişim değil mi?

Faka madalyonun bir de diğer yüzü var.

UBP Kasım ayı olağan kurultayına hazırlanıyorken, bu transferler, parti içi huzursuzluklar, parti genel başkanlığı yarışı, yeni kabinede sandalye kapmak niyetleri, delegeleri yönlendirme UBP’nin gücünün sarsılmasına neden olmayacak mı? Ahmet Kaşif, İlkay Kamil, Taçoy boş mu duracak? Hüseyin Özgürgün, boşuna mı Tahsin Ertuğruloğlu ile aşna fişne işler çeviriyor?
Cumhurbaşkanı Eroğlu beş yılını Saray’da garantiledi ya, varsın UBP ne hali varsa görsün mü diyecek? Öyle bir karaktere mi sahiptir? Bence, şu anda tarafsız Cumhurbaşkanı olması gerektiğine bakmaksızın, UBP ile çok yakından ilgilenecek. Etkili olmaya çalışacak. Ankara’ya, Erdoğan’a sözü var.

İrsen Küçük’ün de sözü yok mu aynı merkeze? Hem de adam sözü. Ekonomik paket aynen uygulanacak, DP’nin işi bitirilecek, Denktaşlar haritadan silinecek, Kıbrıs Türkü sendikaları ile kamu görevlileri ile emekçileri ile hizaya çekilecek.

Her kim de şikayet edip, ayaklanmaya, dikilmeye kalkışacak olursa haddi bildirilecek, sıfırlanacak.

Ey Kıbrıs Türk halkı, ey masum seçmenler, sizlere sesleniyorum.

Geleceğinizi, yarınlarınızı, güvenliğinizi, refahınızı, turizmi, eğitimi, sağlığı, polisi, orduyu ... her şeyinizi Ankara’ya teslim eden sizler değil misiniz? Kabul ediniz ve boşuna yakınıp durmayınız. Kıbrıs’ta ateş-kes vardır, durum normalleşinceye kadar diyerek her şeyinizle Ankara’ya ve oradaki yöneticilere teslim olmadınız mı?

Ya kabul edip, evet, Kuzey Kıbrıs’ı Ankara yönetiyor deyiniz, ya da biz kendi kendimizin efendisi olmaya karar verdik, kendi iç işlerimizi biz halledeceğiz, Dış işlerinde Ankara’nın yardımlarını kabule hazırız, maddi ve manevi desteğine ihtiyacımız vardır, ama bizler bağımsız ve egemen bir devlet olduğumuza inanarak bundan böyle ona göre hareket edeceğiz deyiniz. Mevcut koşullar altında, diyebilmek kolay ve mümkünse! Ben ve benim gibi yüz binler mümkün olduğuna inanmıyoruz.

O nedenle, Kıbrıs sorunu halledilinceye, ateş-kes durumu da sona erinceye kadar, ister siyasi partiler alt üst olsun, ister kabineler değişsin, Kıbrıs Türkünün yaşamında, yarınlarının şekillenmesinde hiçbir önemli ve anlamlı değişim olmayacaktır. Başka türlüsünü düşünmek hayalciliğin ta kendisidir.
Bu haber 224 defa okunmuştur

:

:

:

: