‘Hayatımda iki Zeliha var biri sahne öbürü albüm sanatçısı’

40’a yakın dilde söylediği şarkılar ve daha çok küçük yaşlardan itibaren ‘ben çalgıcı olacağım’ diyerek atıldığı müzik dünyasında fırtınalar estiren Zeliha Sunal kariyerini, müzik piyasasına ilişkin görüşlerini ve başarısının ardında yatan ipuçlarını STAR KIBRIS okuyucuları ile paylaştı.

40’a yakın dilde söylediği şarkılar ve daha çok küçük yaşlardan itibaren ‘ben çalgıcı olacağım’ diyerek atıldığı müzik dünyasında fırtınalar estiren Zeliha Sunal kariyerini, müzik piyasasına ilişkin görüşlerini ve başarısının ardında yatan ipuçlarını STAR KIBRIS okuyucuları ile paylaştı.

Yayınladığı 5. stüdyo albümü “Aşk Bana Kalır’la müzikseverleri on ikiden vuran ve bir kez daha yüreklere dokunan Zeliha Sunal, albümün ikinci video klibini 70′li yıllarda Neşe Karaböcek’ten dinlediğimiz “Sevda Yolu”na çekti. Biz de bu vesileyle kendisi ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. İşte Zeliha Sunal’ın renkli dünyası…

-Günümüzde pek çok insan popülerliği artırmak için hep göz önünde olmak ya da başka sanatçılarla polemiğe girmek gerektiğini düşünüyor. Halbuki siz bunun tam aksi yönünde bir duruşa sahipsiniz. Bunu nasıl başarabiliyorsunuz?

Doğrusu o arkadaşlarımdan 3-4 kat daha fazla çalışmak zorunda kaldım. Çünkü zor bir yol gerçekten. Hem magazine, skandala bulaşmayacaksınız hem de kalıcı olacaksınız. Baktım ki normal yönden olmuyor, ben de kendimi nasıl en iyi ifade edebilirim, işimi nasıl daha iyi yapabilirime baktım. İnsanların yalnız şarkı dinlemek istemediklerini ve sahnede daha fazla şey istediklerini fark ettim ve çalışmalarımı bu yönde geliştirdim.

-Bana göre bir albüm sanatçıları var, bir de sahne sanatçıları… Yani albüm sanatçılarının hepsi sahne sanatçısı olamazlar çünkü sahne başka bir şey. Ama siz bu ikisinin keşişim kümesi olmayı başarıyorsunuz.

Seyirciyle birebir temas çok önemli, sahnedeki duruşunuz, profesyonelliğiniz çok önemli. Bütün albüm çıkaranların gönlünde vardır sahnede şarkı söylemek. Ama herkesin harcı değil. Size o geceyi, o sahneyi teslim ediyorlarsa bu size güveniyorlar demektir. Bu nedenle bir avuç insan çalışır o piyasada, başka kimseyi kabul etmezler. Her gecenin de seyirci profili farklıdır. Bütün gece yemek yiyerek sizi dinleyen insanlar da olabiliyor, onları canlı tutmak göreviniz. Sahne sanatçısı deyince birçok isim var tabii bu konuda iyi olan ama herkes bir kere de olsa bence Nükhet Duru’yu sahnede izlemelidir. Bir gala gecesinde falan nabız nasıl tutulur diye insanlar ondan ders almalı.

-Müzikle kaç yaşında tanıştınız? Küçükken büyüyünce ne olacağınıza dair sorular sorarlar ya o zamanlar yanıtınız ne olurdu?

CEVAP.

İlkokuldaydım, “Büyüyünce çalgıcı olacağım” dediğimi hatırlıyorum. Hiç öyle aklımdan astronot, doktor olacağım geçmedi. Bir de küçüklükten beri yabancı dillere merakım vardı. Babam Amerika’da tahsil gördüğü için evimizde sürekli yabancı misafirler olurdu çünkü babam kitap tercüme ediyordu. Onlarla hep farklı dillerde konuşurdum, bir sürü şey öğrendim. İlk ezberlediğim parça “Quanteramera”dır mesela. İlkokulda öğretmenimiz şarkılar söyletirken bana sıra gelince İtalyanca şarkı söylerdim. Galiba farklı kültürleri seviyordum biraz. Ortaokulda gitar falan çaldım ama ilk profesyonel adım atışım TRT Çocuk Korosu’na katılmam ile oldu. Hem koroda hem radyoda hem de sahnede devam ettim. İzmir Kız Lisesi’nde orkestraya gitarist olarak girdim, sonra Öğretmen Okulu’na başladım ve orada da hem orkestramız vardı hem de çok iyi bir eğitimimiz vardı. Ben bugünkü altyapımın ilk temellerini orada aldım diyebilirim. Çok komplike bir okuldu ve bana verdikleri hayat eğitimi için onlara her zaman minnettarım. Psikoloji ve sosyoloji de çok ağırlıktaydı ve mesleğime de çok katkıları oldu.

‘EUROVİZYON ŞARKINIZ İNGİLİZCE OLMALI’

-İzmir ve Ankara’dan sonra İstanbul’a geldiniz. İlk albümünüz yayınlanmadan önce sizin de yolunuz birçok sanatçımız gibi Eurovision’dan geçti.

Yalnızca Eurovision değil, Altın Anten, Discovery ve diğer birçok uluslararası yarışma daha. Biliyorsunuz birçoğu Ankara’da yapılıyordu bu yarışmaların, Ankara’da iyi bir solist bulmak da zordu bu yüzden birçok müzisyen arkadaşım solist olarak beni tercih etti. 2000 yılında ön elemeleri geçerek Işın Karaca’nın da katıldığı finallerde yarıştım “Yarım Kalan Senfoni” ile.

-Eurovision ile ilgili fikirleriniz nasıl? Size teklif gelse nasıl bir şarkı ile katılırsınız?

Uluslararası birçok yarışmada Türkiye’yi temsil ettiğim için şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki:şarkınız İngilizce olmalı. Oraya gittiğiniz zaman insanlara müzisyen değerini hissettiriyorlar gerçekten, organizasyonlar çok profesyonel yapılıyor. Bunlar hep vitrin, eğer iyi değerlendirirseniz dünya piyasasına da açılmamanız için hiçbir neden yok gerçekten. Eurovision, bu anlamda önemli.

-Bu sene ülkemizi temsil edecek Yüksek Sadakat hakkındaki görüşünüz nedir?

İyi bir grup ama insanlar farklı olanı görmek istiyorlar sahnede. Mesela bir yarışmada orijinal bir sahnem vardı, ama benden daha orijinal Arjantinli bir kadın vardı. Ses aralığı yüksekti, oktavı yüksekti ve sesi çok güzeldi. Sahnede sadece durdu ve 2. oldu. Ama birinci olan, avare gibi bir kılığa giren bir adamdı ve şarkısı çok güzel olmamasına karşın olayı çok iyi dramatize etti ve sırf o sahnesi ile aldı götürdü yarışmayı. Şarkıdan ziyade sunum çok önemli yani yarışmada, o yüzden şova ağırlık vermeliler.

-İlk albümünüz “Sonbahar Şansonları”ndaki havanız biraz buğulu, biraz sakindi. Sonraki albümlerinizin sizi daha iyi yansıttığını düşünüyorum. Neden ilk albümde öyle bir hava vardı?

Zaten baştan beri konsepttir benim albümlerim, Sonbahar Şansonları da buna dahil. Tolga Gürdil’in projesi idi. Yusuf Bütünley, Erdem Sökmen, Turhan Yükseler gibi isimleri önüme sununca, bu konsept albüme hayır diyemedim. Ama albüm çıktıktan sonra fazla tanıtamadık sanırım, Tolga’nın başka bir şarkısı daha Eurovision’a kalmıştı o dönem. Sonraki albümlerimin beni daha iyi yansıttığı doğru bir tespit. İki Zeliha var aslında, biri sahne sanatçısı diğeri albüm sanatçısı Zeliha. Ve ben bir albüm yaptığımda sahneyi pekiştirir mi diye düşünüyorum hep, birbirine katkısı olsun istiyorum ikisinin.

-Coverlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Bazı coverlar orijinalini aratırken, bazıları da yepyeni yorumlar ile şarkıları yeniden küllerinden doğurabiliyor.

Bilmediğim şarkısı yok diyebilirim. Sahnelerde de yıllardır severek söylerim şarkılarını. Bugün hala güncel kalabilmesi büyük başarı, herkes onu takdir etmeli. Süper star dediğin böyle olmalı..

‘KLİBİMİN KONSEPTİNİ RÜYAMDA GÖRMÜŞTÜM’

-2009 tarihli “Herşey Çok Güzel Olacak” albümündeki “Tarçın” şarkısı epey ilgi gördü, mutfakta geçen klip fikri kimindi?

Benim fikrimdi, rüyamda görmüştüm. Zaten mutfağı seven bir kadınım, bir gün reklam ajansı sahibi arkadaşım Bülent’i bulmam lazım diye uyandım güne. Aklıma çılgın bir fikir gelmişti. Eşime anlattım, o pek tutmadı. Sonra Bülent’e anlattım, masal kitaplarından çıkan 3 boyutlu karton sayfalardan bahsettim. Bayıldı. 1 ay gibi kısa sürede tamamladılar, gözleri patlayana kadar çalıştılar gecelerce. Derya Baykal sponsor olmuştu kıyafet konusunda ve çok keyifli bir klip oldu.

-Şehrazat’la çalışmıştınız o albümde, değil mi?

Şehrazat prodüktörümdü o albümde. Çok çalışkan ve disiplinli bir kadın. Ben ondan sadece 1 şarkı almaya gitmiştim ama o albüme tümüyle kendini verdi, çok emeği vardır. Çok da iyi bir dost aynı zamanda, normalde birlikte çalışmadığı kişiler ile bağlantısını kestiği söylenir ama biz çok iyi arkadaşız hala. Bu yeni albümü bitirdiğimde ilk ona dinlettim, öneriler verdi. Her zaman destek olur.

HEM ACITACAK HEM ARABESK OLMAYACAK BİR YORUM ARADIK

-Sevda Yolu’na geçmeden önce bu albümün ilk klibine değinmek istiyorum. ‘Kıyamazdın’ bir Zeki Güner bestesi ve uzun süre müzik listelerinde kaldı. Video klibi de ilginçti..

Kadınların yalnızlıklarını anlatıyordu. Albümün genel havasında var zaten o yalnızlık, genel olarak öyle bir konsepti var. Biliyorsunuz albümlerimin hepsinin bir konsepti var. Klip de şarkı gibi kadının çığlığını anlatıyordu. Bambaşka bir fikirden yola çıkılmıştı aslında ama oyuncuların mimikleri falan oldukça başarılı bulununca bu konsepte geçildi. Zeki Güner de çok iyi bir besteci, onunla iyi ki çalışmışım.

-Sevda Yolu, öyle herkesin ilk etapta aklına gelebilecek bir şarkı değildi. Neşe Karaböcek söylemiş ilk kez, aklınıza nasıl geldi şarkıyı albüme almak?

Aranjesi çok önemliydi. Adana’da bir arkadaşım var, bir sabah beni aradı ve dinletti sabahın 9′uydu. Beni çok iyi tanıyan bir dostumdu, bu tam senlik diye aramış. Sonra bu şarkıyı tek single olarak çıkarmak istedim. Yani albüm henüz daha ortada yokken. Sevda Yolu’nun orijinali biraz İspanyolvari biliyorsunuz, biz ise yeni bir şey yapalım istedik. Aranjesi de biraz acıtsın istiyordum. Volga Tamöz ile çalıştık ve bu versiyonuna ulaştık. Orijinaline hem yakın, hem uzak. Hem bugüne, hem düne ait. Volga bunu okurken de farklı okumak gerekir dedi. İşte orada aldı beni bir düşünce. Söz yazarı Mehmet Yüzüak beni Ümmüye’ye gönderdi, Romen sanatçısı. Çok etkilendim ondan, müthiş bir ses. Sıradışı yorumu ile şarkıları farklılaştırıyor gerçekten. Sevda Yolu’nu bana belki 80 farklı şekilde okudu, arabesk ya da gırtlak istemiyorduk ve sonunda bir orta yol bulduk. Hem acıtacak hem de arabesk olmayacak bir yorum olmalıydı ve bu şekilde söyledim şarkıyı, çok içime sindi. Bunun üzerine albüm fikri de şekillenince single’dan vazgeçtim. Video klibi de Harbiye’de gerçek bir pavyonda çektik film tadında olsun dedik şarkının ruhuna da uysun istedik. Kamil Aydın yönetti, Turgay Tanülkü oynadı, ben de bir şarkıcıyı canlandırdım.

-Yıldızlara ulaşmak eskiden daha zordu. Ama artık Facebook var, Twitter var, sosyal medya kavramı var hayatımızda. Siz de sosyal medyada var olan ve hayranlarınızla birebir iletişimde bulunmayı seven bir sanatçı olarak neler söyleyeceksiniz?

İlk başta ben de sanatçı arkadaşlarım gibi iletişimin daha kolay olduğunu düşünerek kaydoldum. Ancak düşüncelerimin yazıya geçtiğinde daha büyüdüğünü görünce daha çok hoşuma gitti. Türkiye’de ilk web sayfasına sahip olan sanatçılardan biriyim (www.zelihasunal.com) , Myspace ve Facebook da kullanıyordum yoğun olarak ama Twitter başka bir alem gerçekten. Sosyal medyanın ulaşılabilirliği kolay kılması güzel ama dikkatli de olunması gereken bir mecra, yazdığınız en ufak bir sözü yanlış anlayabilecek bir kitle var. Fazıl Say’ın başına gelenler gibi, bir anda hedef tahtası da olabilirsiniz orada. O yüzden dikkatli olunması gereken, ama vazgeçilmez de olan bir şey.

-Peki yalnızlaştırdı mı insanları sosyal medya?

Günümüzde her şeyin tanımı değişti. Artık aşkı şarkılarda tanımlamak bile eskiden olduğu gibi birkaç sözcükle yetmemeye başladı. Bütün şarkılar çok uzun uzun. Bir noktada yalnızlaştırdı elbette, ama yalnızsanız iyi gelen bir tarafı var. Ama bir birlikteliğiniz var ise ve siz yine de o sanal dünyaya aşırı bağlıysanız orada problem çıkabilir işte. Onun ayarını iyi tutmak gerekir.

-Son olarak müzik piyasasının gidişatını, albüm satışlarının düşmesini ve dijital platformların yaygınlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Artık kimin satıp kimin satmadığı piyasaya çıkıyor sanki. Dijital satışların takibi daha kolay çünkü artık satan albümler ve şarkılar geçmişteki yıllara göre daha fazla kazanır oldu. Dijital ve yayın teliflerinden haklar alınabildiği sürece müziğe emek verenler daha iyi kazanır oldular. Her şey sadece şekil değiştiriyor ve insanlar haklarını daha kolay takip edebiliyor artık.

Not: Zeliha Sunal 10 Nisan Pazar Günü Ada TV’e Feslikan ile Şans Yolu’nda sakın kaçırmayın…
Bu haber 19 defa okunmuştur

:

:

:

:

DİĞER HABERLER