İngiliz İşçi Partisi’nin yıllık kongresine katılmak üzere Londra’ya gelen CTP Lideri Özkan Yorgancıoğlu, adadaki sorunların çözümü için uluslar arası aktörlerden katkı isteyeceklerini söyledi. Son dönemde yaşanılan gelişmelerin iki toplumu olumsuz etkilediğine vurgu yapan Yorgancıoğlu, konularla ilgili ilerleyen günlerde projeler üreteceklerini kaydetti.
Mihrişah SAFA
İngiliz İşçi Partisi’nin yıllık kongresine katılmak üzere Londra’ya gelen CTP Lideri Özkan Yorgancıoğlu, adadaki sorunların tümünün sorunların çözümsüzlüğünden kaynaklandığını belirterek, “uluslararası aktörlerden CTP olarak yardım isteyeceklerini” söyledi.
CTP Londra Dayanışma Derneği’nin, Green Lanes üzerindeki TOPLUM MERKEZİNDE düzenlediği toplantıya Parti Meclis Üyesi ve Kadın Örgütü Dış Ilişkiler Sekreteri Avukat Fazilet Özdenefe ile katılan Yorgancıoğlu, gezisiyle ilgili bilgi verdi. Kıbrıs Türk Ticaret Odası temsilcileri, İngiliz parlamenterler ve Kıbrısla ilgili komite başkanıyla görüşme fırsatı bulduklarını kaydeden CTP Lideri, Liverpool’daki İşçi Partisi’nin kongresine de katıldı.
CTP Londra Dayanışma Derneği Başkanı İlker Kılıç’ın başkanlığındaki toplantıya katılanlar, Yorgancıoğlu’na sorular da yönelttiler. Ana Muhalefet Lideri Özkan Yorgancıoğlu’, lider seçildikten sonraki ilk Londra gezisi hakkında şu bilgileri verdi;
‘BURADAKİ DOSTLARIMIZIN SIKINTILARINI DİNLEDİK’: “İngiliz İşçi Partisi’nin toplantısına katılmak üzere buraya geldik. Ancak, bu zamanı iyi değerlendirmek adına Londra’da yaşayan Kıbrıslı Türklerin ve sorunlarını daha yakından görmek ilişkileri geliştirmek sorunlarına çözüm bulabilmek adına da değişik toplantılar yaptık. Yakın dostlarımız, Parlamentoda bulunan partilerinin Kıbrısla ilgili komite başkanıyla görüştürme fırsatı yarattılar, onlarla görüştük. Kendi açımızdan Kıbrıs sorununa yönelik düşüncelerimizi Komite Başkanıyla paylaştık. Ticaret Odası Londra Temsilcileriyle görüşme fırsatı elde ettik. Londra kaldığımız 2 günde burada yaşayan dostlarımızla görüşerek sorunlarını dinledik. Onları nasıl çözümlendirebileceğimiz konusunda önümüzdeki günlerde Kıbrıs’ta yapacağımız değerlendirmeler sonucunda projeler üreteceğiz. Epey miktarda dostlarımız var, burada Kıbrıslı Türkler vardır. Onlarla ilgilenmek herkesin tabi ki çok önemli görevidir diye düşünüyoruz.
‘EN BÜYÜK GÖREVİMİZ ULUSLAR ARASI AKTÖRLERDEN YARDIM İSTEMEK’: Liverpool’daki parti kongresinde de çok değişik ülkelerden gelen misafir milletvekilleri ve politikacılarla tanışıp hem kendi ülkemizin sorunlarını tartışma fırsatımız olacak. Tabi parti olarak bizim en büyük görevimiz, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik olarak uluslararası aktörlerin yapabilecekleri katkılar konusunda onlardan bunu istemek olacak. Partimizin tabii ki Kıbrıs Türk halkına yönelik ekonomik sosyal gelişimini sağlarken aynı zamanda Kıbrıs sorunu çözümü içinde adım atılaması gerektiğini düşünen bir parti olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Zaten yaşadığımız sorunların çoğunun da Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğünden kaynaklandığını da biliyoruz. Bu bakımdan onun da önemli bir etken olduğuna etken olacağını düşünüyoruz. Çünkü Kıbrıs sorunu giderek kritik bir aşamaya giriyor. Gerek petrolle ilgili yaşanılan gelişmelerin yarattığı görüşmelerdeki, gerekse, sorunun uzaması nedeniyle iki halk arasındaki algının olumsuz etkilendiği herkes tarafından bilinenen bir gerçektir. Bu bakımdan sorunun bir önce çözülmesinde yarar olduğunu düşünüyoruz. Çözüldükten sonrada muhtemel doğal zenginlerin çok daha anlaşılır bir ortamda da dağıtılmasının mümkün olacağını ve bölgede gerginlik nedeni olmayayacağına inanıyoruz. Bu sorun çözüldükten sonra eğer kullanılırsa. Hepimiz biliyoruz. Bu bakımdan da önemsiyoruz, Kıbrıs sorununun öncelikli olarak çözülmesi gerektiğini.”
‘KIBRIS TÜRKLERİNİN DE MÜNHASIR BÖLGELERLE İLGİLİ HAKLARI VARDIR’: Konuşması sonunda sorulara da yanıt veren Yorgancıoğlu, Rumların ABD gözetiminde petrol sondaj çalışmalarına ilişkin soruya, şu cevabı verdi: “Biraz öncede ifade ettiğim gibi, aslında Rum tarafının barış görüşmelerini sonuçlandırmadan ve geçmişte varılan bazı anlaşmaların hilafına, Kıbrıs sorunun çözümünün önüne koymuş olması, bu anlaşmaları; doğru bulmuyoruz. 2 nedenden dolayı, bunları da söyleyebilirim. Bir tanesi 1960 anlaşmalarına göre Kıbrıslı Türklerin de münhasır ekonomik bölgelerle ilgili hakları vardır ve bu gözetilmeden yapılıyor. İkincisi Sayın Talat ile Sayın Hristofyas’ın görüşme süreci gerek Ada’nın üzerinde gerek Ada’nın etrafında olan doğal kaynakların Fedaral Hükümet’in yetki alanına girdiği konusunda vardıkları mutabakat gözetilemeden bu araştırmalar yapılıyor… Kıbrıs Cumhuriyeti’nin... Rum Yönetimi dediğimiz uluslararası hak iddia ettikleri bir alan olabilir mi? Ve Uluslararsı camiada, böyle bir haklarının olduğu konusu kabul edebilir. Ama ben böyle bir hak olsa bile; uluslararası alanda Kıbrıs sorununun çözümünün çok daha önemli olduğunu ve araştırmaların sonunun önüne konmasının doğru bir yaklaşım olmadığını hakları olsa bile, doğru bir yaklaşım olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle de bir kez daha çağrı yapmak istiyorum. Bu kaynaklar orada duruyor. Kimsenin bunları almak gibi niyeti yok. Önce Kıbrıs sorununu çözelim. Sonra bu kaynakların kullanımı gündem olsun. Ve barışı ve barışı elde etmek için bir fırsat olarak değerlendirilsin. Ve barış elde edilirken bu güne kadar yaşanan istenmeyen yaraların kapatılması için finansman olarak da kullanılsın. Çünkü, her iki tarafında bu konuda geçmişte yaralandığı dönemler olsun. İkincisi bölge barışını tesis etmek adına sorunun çözümünden sonra bırakılması gerekiyor diye düşünüyorum. Çünkü bir taraftan görüşmeleri olumsuz etkileyecek bir pozisyon yaratırken; diğer taraftan da bölge barışının riske girmesi sonucunu doğuruyor. Ben bir savaş beklemiyorum ama gerginlik vardır ortada. Yani bu Kuzey’de yaşayan Kıbrıslı Türkler ile Güney’de yaşayan Rumlar arasında gerginlik olduğu gibi, Türkiye ile Kıbrıs’ın bütünü arasında, Türkiye ile Yunanistan arasında, Türkiye ile İsrail arasında, Türkiye ile Mısır arasında ve hatta tersini de söyleyebilirim Mısır ile Türkiye arasında, hatta İsrail ile Türkiye arasında bir gerginlikte vardır ki bu dünyadaki barış anlayışına ters durumdur. Rum tarafının bu yanlışına karşılık, Kıbrıslı Türklerin yeniden uzlaşmaz koltuğuna oturtulmasını sağlayacak söylemlerden Türk tarafınının kaçınması gerekir. Daha hassas olması gerekir. Çünkü gerginlik sonuçta insanların barışa olan algısını azaltır. Tabii, ben Piri Reis gemisinin teknik özelliklerini bilmiyorum ama çok yaşlı bir gemi olduğu zaten ilk bakıştan bellidir. Teknik özellikleri nedir bilmiyorum. Ama yalnızca sadece sismik araştırma yapmak üzere görevlendirildiğini zaten gazete yazdı. O bakımdan özelliklerini bilmediğim bir gemi içinde daha fazla birşey söylememin doğru olacağını düşünmüyorum.”
‘RUMLAR BUNU YAPARSA GEREĞİNİ YAPARIZ DEMEK UCU AÇIK BİR İFADE’: Akdeniz’de taraflar arasında yaşanılan kriz esnasında telaffuz edilen bazı açıklamaları da değerlendiren Yorgancıoğlu, bu konudaki bir soru üzerine şunları söyledi: “Şimdi şunu söylemek istiyorum. Tabii eğer Rumlar bunu yaparsa biz de gereğini yaparız demek uçu açık bir ifadedir. Bunun nereye kadar varacağını kestirmek doğru değildir. Ama istismar edilemeye açık olduğunu söyleyebilirim. Sonuç olarak Rum tarafının bunu uluslararası alanda şikayet konusu yaptığını hepimiz biliyoruz. Benim söylediğim budur. Türk tarafının çünkü yeniden uzlaşmaz koltuğuna oturtulması gerekmediğini düşünüyorum. Öyle bir konumda olmadığını da en azından Kuzey Kıbrıs’ın böyle bir konumda olmaması gerektiğini de söylemek istiyorum. Şimdi, büyük devlet olmak başka bir şeydir. Büyük politika yapmak başkadır. Bu bakımdan hassas olunması gerekliliğinin altını çizmek istiyorum.”