Müzakere sürecinin düşündürdükleri

11 Eylül 2008 tarihinden bu yana 23 Mayıs ve 1 Temmuz 2008 anlaşmaları temelinde ve BM parametreleri çerçevesinde sürdürülen müzakere sürecinde önümüzde Ocak 2012 tarihinde New York’ta yapılacak 3’lü zirve var.

11 Eylül 2008 tarihinden bu yana 23 Mayıs ve 1 Temmuz 2008 anlaşmaları temelinde ve BM parametreleri çerçevesinde sürdürülen müzakere sürecinde önümüzde Ocak 2012 tarihinde New York’ta yapılacak 3’lü zirve var.

Sayın Eroğlu Cumhurbaşkanı seçilirken 2. Cumhurbaşkanı Sayın Talat’a tek egemenlik/uluslar arası tek kimlik ve çapraz oylama olgularından dolayı yoğun tepkiler gösterirken özellikle Kıbrıs Türk toplumuna sık ve geniş bilgi vermediği için acımasız eleştiriler de getiriyordu.

Sayın Eroğlu 3. Cumhurbaşkanı olarak göreve başladığı daha ilk gün hem Kıbrıslı Türkleri hem de uluslar arası toplumu şaşırtan müzakerelere dönük pozitif açıklamalar yapmaya başladı ve özellikle BM Genel Sekreteri Saın Ban Ki Moon’a gönderdiği mektupta 23 Mayıs ve 1 Temmuz anlaşmalarına sadık olduğunu, müzakere sürecine BM parametreleri çerçevesinde Sayın Talat’ın bıraktığı yerden devam edeceğini vurguladı.

18 Nisan 2010 tarihinde Kıbrıs’ın kuzeyinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle 2010 Mart sonunda duran müzakere süreci 2010 yılının son aylarında yeniden başladı ve liderler Kasım 2010’da Cenevre’de BM Genel Sekreteri Sayın Ban ile birlikte ilk 3’lü zirvelerini yaptılar. 2011 yılında Ocak ve Temmuz aylarında 2 kez daha Cenevre’de Sayın Ban ile birlikte 3’lü zirveler yapan Sayın Eroğlu ve Sayın Hristofiyas bu Cenevre zirvelerinin aralarında ise başlangıçta haftada 1 daha sonra ise haftada 2 kez görüşmeleri sürdürdüler.

2011 yılında görüşmeler sürdü sürmesine ancak bir taraftan liderler toplumlarına dönük yaptıkları açıklamalarda çözüme dönük umutların giderek azalmasını beslerlerken diğer taraftan da toplumların kendi içlerinde var olan birtakım sorunlar çözüme yönelik heyecanların giderek yok edilmesini tetiklemeye başladı. Öyle ki özellikle Kıbrıs’ın güneyinde 11 Temmuz 2008 tarihinde yaşanan büyük patlamanın Sayın Hristofiyas’a dönük güvensizliği hat safhaya çıkarması ve Kıbrıs’ın kuzeyinde Kıbrıslı Türkler’in yaşadığı yüksek dozajda ekonomik sıkıntılar ve UBP hükümetlerinin TC’ye sıkı sıkıya bağımlı hale getirdikleri bütçe ve yasa uygulamaları toplumun çözüme dönük motivasyonlarını günden güne azaltmıştır.

Bunlara ilaveten Sayın Hristofiyas’ın çapraz oylama önerisi nedeniyle Sayın Talat tarafından Türk tarafının 4 Ocak 2010 tarihinde çapraz oylamanın şartlı kabulü olarak dönüşümlü başkanlık-bakanlıkların 8/5 oranı-FIR hattı-4 özgürlükler-oluşturucu devletçiklerin egemenlik alanlarına giren konularda 2’li anlaşmalar yapabilmesi gibi ilave önerilerinin Sayın Eroğlu tarafından ileri götürülmemesi, hatta çapraz oylamayı kabul etmeyen açıklamaları Sayın Hristofiyas’ın da dönüşümlü başkanlığı yeniden tartışmaya açmasına olanak vermiş ve maalesef Türk tarafı olarak çözümü zorlayan pozisyondan çözümü zora sokan duruma gelmemizi gerçeklemiştir.

Bütün bunlar olurken özellikle Kıbrıslı Türkler’in ekonomik-sosyal-toplumsal-demokratik ve demografik sorunlar nedeniyle UBP hükümetine yönelik tepkilerinin 28 Ocak ve 2 Mart tarihlerinde müthiş kalabalık eylemlere dönüşmesi, eylemler neticesinde doğrudan Türkiye hükümetine dönük algılamalar sonucunda Sayın Erdoğan’ın Kıbrıslı Türkler’e yönelik kabul edilemez kırıcı açıklamaları, 19 Temmuz tarihinde Sayın Erdoğan’ın Kıbrıs’ın kuzeyine yaptığı ziyarette UBP hükümetinin yürüttüğü politikalara karşı tepki gösteren kişi ve kurumlara dönük yaptığı açıklamalar ve polisin giderek artan şiddet kullanması, zaten uzun bir süreden beridir Kıbrıs müzakere sürecinde 1 adım önde olma politikasını seslendirmeyen ve KKTC bütçesi nedeniyle 2 devlet arasında sağlıksız diye nitelenen iletişim ve ilişkiler nedeniyle Kıbrıs Türk toplumunun kendi kendine güvenini de aşırı bir biçimde sarsmış, çözüme olan umutların da azalmasının önünü açmıştır.

Eylül 2011 tarihinden beridir yaşanan hidrokarbon krizi nedeniyle de KKTC meclisi yani halk iradesi yerle yeksan edilirken UBP hükümeti tarafından, New York’ta yaşanan son müzakereler ve Ocak ayında yapılacak yeni New York müzakereleri dahi halkımızla yeterince paylaşılmamakta, KKTC Meclisi tamamen devre dışı bırakılmaya devam etmektedir.

Her şeye rağmen Ocak 2010’da yapılacak olan müzakereler Kıbrıs’ta Federal bir çözüm açısından değerlendirilmesi oldukça önemli olan bir adımdır ve özellikle Kıbrıs Türk halkı var oluşunu devam ettirebilmek ve dünyayla bağlanabilmek açısından bu süreçte etkin ve aktif bir rol üstlenmelidir. Bunun aksi Kıbrıs’ta federal çözüm karşıtı olan kesimlerin işine gelecek ve Kıbrıslı Türkler’in kendi kendini yönetme erkinin daha da erozyona uğrayarak tamamen edilgen bir toplum olmalarının son perdesini açacaktır. İşte bu yüzden Kıbrıs Türk halkının müzakere sürecine sıkı sıkıya bağlanması ve hem liderleri , hem Ban’ı hem de uluslar arası toplumu çözüme motive olmaları konusunda çeşitli yöntemlerle uyarmalıdır.
Bu haber 119 defa okunmuştur

:

:

:

: