Girne açıklarında yaşanan deniz faciası, yalnızca bir geminin batışı değil; ihmal zincirinin ve denetimsizliğin de su yüzüne çıkmasıdır.
Olayın ardından herkes aynı soruyu sordu: Bu felaket önlenebilir miydi?
Star Kıbrıs, facianın üzerinden henüz üç saat geçmişken kamuoyu adına cevap bekleyen soruları gündeme taşıdı. Geminin yaşı neydi? Son büyük bakımı ne zaman yapılmıştı? Daha önce su alma veya teknik arıza yaşanmış mıydı? Geminin sefere çıkmasına hangi teknik incelemelerden sonra izin verilmişti? Acil durum prosedürleri işletilmiş miydi? Yolcular zamanında bilgilendirilmiş miydi?
Bu sorular o gün bazı çevreler tarafından “erken” bulunmuş olabilir. Ancak dün Girne Kaza Mahkemesi’nde yaşananlar, gazeteciliğin neden önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.
Çünkü yargıç da aynı soruları sordu.
“Gemi bu sefere elverişli miydi?”
“Seferin gerçekleştirilmesine hangi makamlar izin verdi?”
“Bakım ve onarım yapılmış mıydı?”
“Bu işlemleri kim denetledi, kim onayladı?”
“İzinler sadece kağıt üzerinde mi vardı, yoksa bu izinlerin hangi koşullarda verildiği araştırıldı mı?”
Bunlar sıradan sorular değildir.
Bu sorular, facianın gerçek sorumlularını ortaya çıkarabilecek sorulardır.
Çünkü mesele yalnızca gemide görev yapan birkaç kişiyle sınırlı değildir. Eğer bir gemi teknik olarak yetersizse, buna rağmen sefere çıkmışsa, ortada sadece bireysel hata değil; kurumsal sorumluluk da vardır.
Bir gemi kendi kendine denize açılmaz.
Birileri izin verir.
Birileri denetler.
Birileri onaylar.
Birileri imza atar.
Ve eğer o imzalar doğru atılmadıysa, eğer denetimler gerektiği gibi yapılmadıysa, eğer eksikler görmezden gelindiyse; sorumluluk yalnızca kaptanın, mürettebatın ya da şirket çalışanlarının omuzlarına yüklenemez.
Toplumun vicdanı bunu kabul etmez.
Bugün mahkeme salonunda sorulan sorular, aslında halkın sorularıdır.
Bu nedenle soruşturmanın yalnızca görünen isimlerle sınırlı kalmaması gerekir. İzin süreçleri, denetim mekanizmaları, bakım raporları, teknik kontroller ve kamu görevlilerinin sorumlulukları da eksiksiz şekilde incelenmelidir.
Çünkü gerçek adalet, yalnızca zanlı sayısını artırmakla değil, ihmali olan herkesi ortaya çıkarmakla sağlanır.
Star Kıbrıs’ın ilk günden itibaren sorduğu soruların bugün mahkeme kürsüsünde yankılanması, gazeteciliğin temel görevini bir kez daha hatırlatmıştır:
Gazetecilik, sadece olup biteni anlatmak değil; toplum adına hesap sormaktır.
Ve bu faciada cevap bekleyen çok soru vardır.
O soruların cevabı bulunmadan, toplumun vicdanı rahat etmeyecektir. Bizden söylemesi…