4+4+4 NEDİR?
Kamuoyunda ''4+4+4'' olarak bilinen ve Türkiye Eğitim Sistemi’nde önemli değişiklikler yaratacağı belli olan bu kanun TBMM’de geçtiğimiz haftalarda kabul edildi. Kanuna göre, Türkiye’de zorunlu eğitim süresi 8 yıldan 12 yıla çıkartılıyor. Bu durum, zorunlu eğitim süresinin uzaması bağlamında desteklenmesi gereken bir anlayış olarak görülse de, eğitim sistemi içerisindeki uygulamasının “4+4+4” şeklinde kesintili olarak uygulanması ve yönlendirme evresinin hemen birinci 4 yılın sonuna konması Türkiye’deki hemen hemen tüm üniversitelerin eğitim fakültelerinden eğitim bilimine ve gelişim psikolojisine ters olması açısından yoğun eleştiriler almaktadır. Bu yeni uygulamayla, Türkiye’deki ilköğretim kurumları; 4 yıllık zorunlu ilkokullar, 4 yıllık zorunlu ve farklı programlar arasından tercihe imkan veren ortaokullar ile imam-hatip ortaokullarından oluşacak. Lise kısmı da üçüncü 4 yıllık dilimi içerecek şekilde yapılandırılacaktır. Programlardaki detayların henüz yeterince açıklanmadığı bu yeni modelde ilk göze çarpan hususlardan biri zorunlu okutulan din derslerine ilaveten “Kur'an-ı Kerim” ve ''Hz. Peygamberimizin hayatı'' gibi derslerin ortaokul ve liselerde seçmeli ders olarak okutulacak olmasıdır.
Öte taraftan, Türkiye’de kabul edilen bu yeni 4+4+4 kanununa göre, 60 ayı dolduran çocuklar ilkokul birinci sınıfa kayıt yaptırabilecekler. Bu durum da, birinci 4 yılın sonunda yani 4. sınıf bittiğinde 9 yaşında olacak olan bir çocuğun, ikinci 4 yıla girerken meslek ya da ileride kendisini belirgin bir alana ve mesleğe yönlendirecek olan bir okul türü tercihi yapması gerekliliğini doğurmaktadır. Oysa bilimsel gelişim kuramları, gelişim psikolojisi, öğrenme kuramları ve öğrenme paradigmaları bu durumun oldukça sakıncalı ve somut düşünceden soyut düşünceye geçiş evresi tamamlanmadığından ötürü çocuklar için oldukça erken olduğunu söylemektedir. Bu nedenle bu uygulama da eğitim bilimciler tarafından şiddetli eleştiri almaktadır. Dahası, ikinci 4 yıllık eğitimi anlatan ortaokul döneminde 9-13 yaş aralığında bulunacak olan bu çocukların; henüz yetenekleri tam olarak şekillenmemiş, ilgi, istek, ihtiyaç ve kişilik gelişimleri henüz oturmamış durumdadır. “Bu çocuklar derslerini nasıl seçecekler?” sorusu dahi yanıtsız kalmaktadır. Geniş bir yelpazede fifir sahibi olamadan seçmeli dersleri seçmek zorunda kalacak olan bu küçük yaştaki öğrenciler, diğer bir taraftan da okul türü seçmek durumunda kalacaklardır ki bu durum da seçimleri kendilerinin yapmasından ziyade ailelerin yapmasını gündeme taşıyacaktır. Bu da seçimlerin öğrencilerin ilgi, bilgi, istek, ihtiyaç ve yeteneklerine göre değil, ailelerin kaygı ve beklentilerine göre yapılmasını sağlayacak, dolayısı ile de sağlıklı bir biçimde bir meslek seçimine gidilemeyecektir. Ayrıca özel gereksinimli ve risk altındaki çocuklar için bu durum çok daha sakıncalıdır. Tam da bu nedenlerden dolayı Avrupa Parlamentosu’nun raporunun Türkiye ile ilgili kısmında; “çocukların gelecek planlamalarında yeterli bilgi ve kanaat sahibi olabilecekleri 15 yaşından sonra kendilerini bir mesleğe yönlendirecek olan okullarını seçim fırsatı verilmesi gerektiği” yazılmıştır.
BİZDE DURUM NE OLACAK?
Ancak, Türkiye’de bu gelişmeler yaşanırken, bizim açımızdan esas olan; Türkiye’de oldukça yoğun tartışmalara ve eleştirilere neden olan bu yeni uygulamanın Kıbrıs Türk Eğitim Sistemine yansımalarının ne ve nasıl olacağı sorusunun yanıtlanmasıdır. Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Kemal Dürüst’ün, yaklaşık 1 ay önce yaptığı bir okul ziyaretinde, “şu an için 4+4+4 sistemine geçmeyeceğiz” demiş olması ile, Türkiye’de yeni oluşan bu yapının Kıbrıs Türk Eğitim Sistemini etkilemeyeceğini düşünmek hayalcilik olacaktır. Hatta geçtiğimiz gün KKTC Cumhuriyet Meclisinde CTP Milletvekili Mehmet Çağlar’ın konuyu gündeme taşıması ve Kıbrıs Türk Eğitim Sisteminin kendine münhasır davranıp davranmayacağı ile ilgili sorduğu sorulara verdiği yanıtta Sayın Dürüst bu uygulamaya geçilmeyeceğini tekrardan açıklamış ancak bunun nasıl gerçekleştirilebileceği konusunda olsun, kendi programlarımızın kendi ihtiyaçlarımıza dönük olarak ne zaman hazırlanacağı konusunda olsun yeterince bilgi vermemiş, kaygıların ortadan kalkmasını sağlayamamıştır. Öyle görülmektedir ki, KKTC Eğitim Bakanlığı’nın tüm eğitim öğretim uygulamalarını, öğretim programlarını, ders kitaplarını hatta Türkiye’nin kendi eğitim ihtiyaçları doğrultusunda hazırladığı çeşitli projelere bile ucundan dahil olmaya çalıştığı bir anlayışla, “4+4+4” sisteminin dışında nasıl kalacağımızın yanıtı henüz bulunmamaktadır.
UBP hükümetlerinin eğitim anlayışıyla; 1985-86’lı yıllarda bir gece akşamdan sabaha ilkokullarımızı 6 yıldan 5 yıla indirdiğimiz gerçeği ortada dururken; bir gün sabahtan uyandığımızda da aniden ilkokullarımızın 4 yıla indirildiğini ve 4+4+4 sistemine geçtiğimizi de öğrenebiliriz. Ya da bizde 5+3+4 sistemi sürerken içinin 4+4+4 ile doldurulduğunu yavaş yavaş yaşayabiliriz.
İlkokulların 4 yıla indirgenmesiyle, UBP hükümetinin çağdışı eğitim uygulamalarına yenilerini ekleyerek; “SBS” anlayışında bir kıyım sınavlarını 4. ve belki de 3. sınıfa taşıdığını da görebiliriz.
Önümüzdeki günlerde 4+4+4 anlayışı ile, ilahiyat bölümü, külliye tartışmaları yanı sıra Türkiye’de kurulması gündeme gelen imam-hatip ortaokullarının benzerlerinin ülkemizde de açılması ile karşı karşıya kalabilir eğitim sistemimiz.
Ülke eğitimimiz ve toplumumuzun geleceği adına kapımıza dayanan bu büyük tehlike görülmektedir. Eğitimde Türkiye ile uyumluluğu tamamen kopya olması gereken bir yapıdan çıkartıp, “denklik” ve “akredite” olguları üzerine kurmak gerektiği açıktır. Kendi eğitim sistemimizi tüm unsurları ile kurgulamalı, Kıbrıs Türk Toplumu’nun kültürüne, toplumsal istek ve ihtiyaçlarına uygun bir eğitim sistemi yaratmalıyız. Bu yapılmadığı takdirde toplumsal olarak yaşayacağımız sıkıntılar daha da artabilecektir önümüzdeki süreçte.