YENİ BİR TOPLUM OLUŞTURMA
Millet deyince ümmet anlayan, daha yakın geçmişte deniz feneri türü girişimlerle “gariban” mü’minin trilyonlarını tokatlayan bir zihniyet bugün karşımıza geçmiş, Fazilet’ten ve Saadet’ten bahsederse, bunun anlamını onlarca kere daha düşünmek şarttır!
Bu açıkcası yeni bir toplum oluşturma felsefesi ile planlanan bir karşı inkılâp hareketidir...
En sonunda da kendisini insan yetiştirme sistemi olan eğitim sisteminin içerisine de el atmış bir biçimde gördüğümüz bu anlayış, Türkiye’de 4+4+4 sistemi ile topyekün yeni bir yapılanmayı yasalaştırırken, Kıbrıs’ta da Külliye Eğitimi ile son bir yıla damga vurmaya başlamıştır...
TÜRKİYE’DE CUMHURİYETİN ILK YILLARINDAN GÜNÜMÜZE
Türkiye’de Cumhuriyet Dönemi’yle beraber Atatürk, dinî otoriteyi, siyasî otoritenin egemenliği altına almaya çalışmamış, ancak dinî otorite olmaktan çıkararak insanların vicdanına bırakmıştır. Yasal ve Anayasal düzenlemelerle de halkın dinî duygularının istismar edilmesinin önüne geçilmeye çalışılmıştır...
Türkiye’de çok partili döneme geçişle birlikte çok farklı siyasî düşünceler, belli bir program çerçevesinde, siyasî parti örgütlenmeleri içinde temsil edilmeye başlanmıştır. Parti programlarıyla halkın karşısına çıkıp, iktidar için oy isteyen siyasî partiler, zaman içinde kendi parti programlarında ve söylemlerinde dinî motiflerden giderek artan bir biçimde faydalanmaya başlamışlardır. Halkın dinî duygu ve düşüncelerini istismar ederek siyasî çıkar sağlamaya çalışan bazı politikacılar, bu uğurda Atatürk döneminde alınan önlemleri, yasalara aykırı bir biçimde yaptıkları uygulamalarla etkisiz hâle getirmeye çalışmışlardır. Siyasî çıkar uğrunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk döneminde kapatılan ve “yer altına” inen tarikatlar, bu konudaki ilgili yasalar hiçe sayılarak meşrû hale getirilmeye çalışılmış, hatta bu tarikat şeyhleriyle çeşitli dönemlerde oy pazarlığına dahi girişilmiştir...
Geçmişte aydın din adamı yetiştirmek amacıyla açılan İmam Hatip Okulları’nın niteliği, daha sonraları değiştirilerek sayıları arttırılmış ve adeta belli bir siyasî düşüncenin yeşerdiği alanlar hâline getirilmiştir. Buradan yetişen gençlerin, başlangıçta Eğitim Fakülteleri ile Siyasal Bilimler Fakülteleri’nin Kamu Yönetimi bölümü ve Hukuk Fakülteleri’ne girmeleri özendirilmiş ve geleceğin öğretmen, Kaymakam, Vali, Hâkim ve Savcılarının kendi düşüncelerinden olmaları için gerekli altyapı hazırlanmıştır...
AMACA GİDEN HER YOL MÜBAH MI?
Bu düşünce ve hedeflerle donanmış olan bu zihniyet, “kendi nesillerini” yetiştirme doğrultusunda, “amaca giden her yol mübahtır” prensibinden hareketle, son dönemlerde aynı yapılanmanın Kıbrıs'ta da önünü açmışlardır.
Kıbrıs Türk toplumunu bu “inanç cellâtlarının” elinden kurtarmanın en etkili yolu, gerekli toplumsal ve siyasal iradeyi gösterip, onların yöntem ve teknikleriyle en iyi mücadele yöntemini, yâni hukuku kullanmak ve insanlarımızın inançlarına konan ipoteği ortadan kaldırmaktır...
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ÇALIŞMALARI
Anayasa değişikliği üzerinde önümüzdeki günlerde KKTC Cumhuriyet Meclisi’nde başlayacak olan Komite çalışmalarında bu konu mutlaka ele alınmalı ve Anayasal hale getirilmelidir. Devletin Laiklik ilkesinden yola çıkılarak gerekli düzenlemeler mutlaka yapılmalı ve insanların inanç özgürlükleri üzerine konmaya çalışılan ipotekler mutlaka kaldırılmalıdır.
Hatta bu konuda geçmişte kapatılan Mevlevi Tekkesi türünden birçok kurumlar cemaatın kullanımında tekrardan açılabilmeli, devlet bunlar üzerindeki hegemonyasını da kaldırmalıdır. Unutulmaması gereken en önemli konulardan birinin devletin dininin olmadığı ve devletin tüm dinlere eşit mesafede durmasının gerekliliğidir. Ancak elbette insanların dini inançları vardır, olabilir, ve bu inançlar farklılık da arz adebilir. Devlet tüm bu olası farklı inançlara eşit mesafede ve ön yargısız durmalı, cemaatlerin inançlarını yaşayabilmelerinin önündeki engelleri yine ön yargısız biçimde ortadan kaldırmalıdır. Devlet ayrıca tüm farklı inançlara da eşit oranlarda ihtiyaçlar doğrultusunda nasıl destek verilebileceğini de eşitlikçi ve adil bir biçimde yasalaştırmanın yollarını çağdaş bir anlayışla bulmalıdır...
Ancak bu düzenlemelere ilaveten, eğitim sistemi içerisinde zorunlu olarak bir tek dine dayalı zorunlu eğitim vermekten kaçınmalı, din dersleri seçmeli olarak ve farklı inançlardaki insanlara farklı bir şekilde verilmeli, buna ilaveten din dersi yerine dinler tarihi, din kültürü ve ahlak bilgisi, yurttaşlık, çevre, doğa, hoşgörü, farkındalık, barış, medya okur yazarlığı, empati türü konular programlarda yer almalıdır...