Ülkede 19 Nisan seçimleri beklendiği gibi UBP’nin ezici üstünlüğüyle sonuçlandı. Aslında bu seçimler bir de “bilim” ile “filmin” tartışmasına sahne oldu. Bir kamuoyu araştırma şirketinin sonuçları UBP hariç diğer partilerin ağır bombardımanına tutuldu. Çünkü sonuçlar UBP’nin tek başına iktidar olduğunu gösteriyordu. Ama bunu dikkate alıp ona göre politika üretmek yerine araştırma şirketi ile didişmek tercih edildi. Özellikle de CTP-BG’nin stratejistleri (öyle bir örgütlenmeleri yok, hala el yordamıyla gidiliyor ama neyse) tarafından.
Neymiş efendim, araştırmayı UBP sipariş etmiş. Ettiyse etti. Siz de etseydiniz. Aylardır, gizli tutulan veya açıklanan tüm sonuçlar hep aynı durumu gösteriyordu.
Şimdi ise DP Başkanı Serdar Denktaş’ın ortaya attığı “oy borsası” tartışmaları var. Evet doğrudur, kapı kapı gezilip oy satın alındı, ailelere vaatlerde bulunuldu, tehditler yağdırıldı, gözdağı verildi, insanlar sindirildi. Bunları kim yalanlayabilir ki? Ama birileri çıkıp konuşmalı.
Biz tekrar bilim-film işine dönelim.
Ülkedeki partilerde hala militan kadroların gönüllü hizmetleriyle ve militan kadrolardan devşirme profesyonellerin çabalarıyla(!) işler götürülmeye çalışılıyor. Seçime bir ay kala parasına göre Türkiye’den bazı reklam şirketleriyle anlaşmalar yaparak işi çözeceklerine inanıyor parti yetkilileri. Zaten aynı yetkililer, hemen her konuda bilgi sahibi oldukları iddiasıyla zırt-pırt açıklamalar yaparak, bilgiçlik de taslıyor. Tipik, “medya manyaklığı”. Bir gün herhangi bir gazetede, herhangi bir açıklaması çıkmayınca çıldıran parti başkanları var. Meslekler konusundaki yaklaşım, politikacılar için de geçerli, “Her konuyu bilirmiş gibi ortaya atılanlar, aslında hiçbir şey bilmiyor” demektir. Ama anlayana…
Hedef Avrupa ama partilerin içindeki ilişkiler feodal bile olamıyor. Ortalık “one man show”dan geçilmiyor. “E bilmen be sör, bilmediğinde da aha partiyi böyle batırın” diye vatandaş da seninle dalga geçer.
İstifa kelimesi unutuldu
Ülke politikacılarının hakkını galiba biraz yedik. Aslında bilmedikleri bir durum var o da istifa etmek. ‘AB’ der dururuz ama, AB’de seçim kaybeden başkan ve etrafındaki yöneticiler sandıklar açıldıktan sonra basına açıklama yaparken, önce kazananı tebrik eder, ardından da istifa eder. Böylece kimse de onların “istifa edecek, istifa etmeyecek” diye papatya falına bakmaz.
Hade küçükleri bir kenara koyalım.
CTP-BG (aslında BG öldü ya) Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer’in iktidarda iken uğradığı bu yenilgiden sonra istifa etmesini beklerdim. Sayın Soyer’le bir alıp-veremediğim yok. Ama gerçekten istifa etmesini beklerdim. Doğrusu tekrar aday olacağını öğrenince biraz hayret ettim.
Hayatını büyük bir mücadeleye adamış bir insan, sıfırdan politikanın zirvesine çıkmış bir kişi, partisini başarısızlık yanında, büyük başarılara da taşımış biri. “Artık benim dönemim kapandı” diyebilmelidir. Oturup, perde gerisinde kalmış anılarını yazıp, gelecek kuşaklara yol göstermelidir. Ama bu güne kadar kim yaptı ki? Tam gitti denildiği anda bumerang gibi geri geliyorlar.
Ayrıca, CTP’de “Artık benim dönemim kapandı” demesi gereken çok fazla siyasetçi var.
Ana muhalefete düşen partinin içindeki “bıyıklılar” döneminin kapanması gerekiyor. KÖGEF’ten bu yana devam eden gelenek genç politikacılar tarafından yıkılmalı fikrindeyim. Tabi ki bıyıklı derken, bıyık bırakanlardan çok miadını doldurmuş eski politikacılardan söz ediyorum. Bu ağır yenilgi, CTP’nin kuyruğuna BG takmadan kabuk değiştirmesi için fırsat olmalı.
Benim şahsi fikrime göre, CTP bir sonraki seçimde iktidara alternatif olmak istiyorsa, Haziran’da parti başına getirilecek ismin 50 yaşın altında olması gerekiyor. Bugün bir acemiyi seçseniz, 4-5 yıl içinde siyasetin kitabı yazacak, sizi iktidara taşıyacak hale gelir. Yeter ki işin “film” kısmına bakmasın.