Özdemir’den ‘Famagusta’ dizisi yorumu: Kıbrıs Türkü sadece savaşmadı, asimile olmadan ayakta kaldı!

Netflix’in 20 Eylül'de yayınlayacağını duyurduğu Yunanistan ve Güney Kıbrıs ortak yapımı 'Famagusta' dizisi hakkında açıklamalarda bulunan Akademisyen Yrd. Doç. Dr. Muharrem Özdemir, Kıbrıslı Türklerin de yaşadıklarını aktarması, birliktelik ve unutulan değerlerin hatırlanması gerekliliğine vurgu yaptı. “103 köyün hesabını sorabildik mi? Katledilen insanlarımız ne oldu? Atlılar, Muratağa, Sandallar, Taşkent, Ayvasıl, bu katliamlarda bu insanların Türk olmaktan başka ne suçu vardı? Neden bunları anlatamadık ve bunlarla ilgili bir sinema filmi neden çekemedik?” diye soran Özdemir, Kıbrıs Türkü’nün sadece savaşmadığını, manileriyle, dikiş oymalarıyla, yemek kültürüyle savaşa rağmen asimile olmadan ayakta kaldığını ifade etti.

Bilim ışığında milli politikanın şart olduğunu aktaran Özdemir, anavatan Türkiye başta olmak üzere, Azerbaycan ve tüm Türk dünyasına tarihte Kıbrıs Türklerinin yaşadıklarının aktarılması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin barışı getiren bir ordu ile adada varlığına işaret eden Özdemir, “. Rum kendini dünyaya anlatıyor. Biz kendimizi anlatmaktan vazgeçmişiz, sanki 1974’ün bütün şartlarını oluşturan ve bu durumu gerçekleştiren biziz, sözde askeri müdahale olarak görülüyor, gerçek öyle değil! Barışı getiren bir ordu var burada. İşgal etmek isteseydik, o günkü güçlerimizle adanın tamamına hakim olabilirdik. Ancak burada barışı ve huzuru, iki bölgeliliği oluşturan, barış içinde yaşayan iki toplumu isteyen bir yaklaşım vardı” sözlerini kaydetti. ADA TV’de Aslıhan Ünver’in İşin Aslı Programı’nın konuğu olan Akademisyen Yrd. Doç. Dr. Muharrem Özdemir sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Biz yaşadıklarımızı aktaramıyoruz. 103 köyün hesabını sorabildik mi? Katledilen insanlarımız ne oldu? Atlılar, Muratağa, Sandallar, Taşkent, Ayvasıl, bu katliamlarda bu insanların Türk olmaktan başka ne suçu vardı? Neden bunları anlatamadık ve bunlarla ilgili bir sinema filmi neden çekemedik? Kendi kendimize propaganda yapmaktan aciz durumdayız. Gerçekleri aktarmak istiyorsak milli politika yürütmek zorundayız. Bilim ışığında, milli politikamızın olması şart. Bugün masumane anlatılan şeylerin gerisinde hazırlanan planlar var, bunları göremiyoruz.”

“BARIŞ İÇİNDE YAŞAYAN İKİ TOPLUM YAKLAŞIMI”

“Bizim öncelikle anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti’ndeki kardeşlerimize kendimizi anlatmamız gerekiyor, sonrasında Azerbaycan ve tüm Türk dünyasına anlatalım. Rum kendini dünyaya anlatıyor. Biz kendimizi anlatmaktan vazgeçmişiz, sanki 1974’ün bütün şartlarını oluşturan ve bu durumu gerçekleştiren biziz, sözde askeri müdahale olarak görülüyor, gerçek öyle değil! Barışı getiren bir ordu var burada. İşgal etmek isteseydik, o günkü güçlerimizle adanın tamamına hakim olabilirdik. Ancak burada barışı ve huzuru, iki bölgeliliği oluşturan, barış içinde yaşayan iki toplumu isteyen bir yaklaşım vardı. Federasyonu denedik ve uzun sürmedi. Rum siyasilerinin genelinin bakış açısı bizim gibi değil.  Bizim her şeyden önce kendimizi, kendimize anlatmamız gerekiyor. Tarihimiz, kültürümüz ve yaşam tarzımızla gençlerimize ulaşmalıyız. “

 

“TÜRK ASKERİNİN ADAYA NEDEN GELDİĞİNİ DÜNYAYA ANLATAMADIK”

“Kıbrıs Türkü sadece savaşmadı, bir kültürü de yaşattı. Manileriyle, dikiş oymalarıyla, yemek kültürüyle, savaşa rağmen asimile olmadan ayakta kaldı. Bu yaşam tarzını anlatabileceğimiz bir oluşuma gitmek zorundayız aksi halde bugün Netflix’i kınamakla görüş bildirmekten öte gidemiyoruz, onlar da propagandasında başarılı olur. Kendilerini dünyaya, zulme uğramış bir halk olarak göstermeye de devam ederler. Bir savaş yaşandı ve savaşlarda insanların ölmemesi imkansız, keşke bunların hiçbiri yaşanmasaydı ama buraya Türk askeri neden geldi biz onu atlatamadık henüz. İyi okumalar yapmamız gerekiyor. “

Bu haber 272 defa okunmuştur

:

:

:

:

DİĞER HABERLER