ÖLÜMSÜZLÜK 2. BÖLÜM

“(...)Fakat insan, ölüme boyun eğmeyi hiçbir zaman tam olarak kabullenememiştir. Çünkü aklının derinliklerinde, ruhunun karanlık kıvrımlarında hep bir umut taşır: “Bir şeyim kalmalı benden sonra.” İşte sanat, bu sessiz direnişin adıdır. Bir tablo, bir dize, bir melodi…

“(...)Fakat insan, ölüme boyun eğmeyi hiçbir zaman tam olarak kabullenememiştir. Çünkü aklının derinliklerinde, ruhunun karanlık kıvrımlarında hep bir umut taşır: “Bir şeyim kalmalı benden sonra.” İşte sanat, bu sessiz direnişin adıdır. Bir tablo, bir dize, bir melodi… aslında her biri ölümün karşısına dikilmiş bir “ben buradaydım” çığlığıdır. İnsan, bedeninin çözüleceğini bilir ama kelimelerinin, renklerinin ya da seslerinin kalacağına inanmak ister. Bu yüzden sanat, varoluşun mezar taşına kazınan en zarif başkaldırıdır. Her eser, faniliğe karşı dikilmiş küçük bir anıt gibidir. Ölüm, zamanı durdurur ama sanat zamanı aşar; bir melodinin içine sinmiş bir nefes, yüzyıllar sonra bile başka bir kalpte yankı bulabilir(...)”

Ölenin ardında kalanlar da onu unutulmaktan kurtarıp zihinlerde de ölümünü engellemek için faaliyetler gösterebilir. Adına düzenlenen yarışmalar. Etkinlikler. Mevlit okutma. Anma toplantıları. Sosyal yardımlar. Ağaç dikme. Anı veya biyografi yayınlamak. Mezarlarına gidip yüksek sesle dertleşmek. Ve başka faaliyetlerle öleni ölümsüzleştirme çabası gösterebilirler.

Geçmişten bugüne gelen bir kültür ise, öldükten sonra yaşama isteğini, soyun devamlılığına endekslemektir. Özellikle, erkek çocuk vasıtası ile aileye katılacak bireylerle, soy devam edecek ve böylece dünyada kendilerinin bir sürekliliği olacağını, bilinç altında kabul ederler. Belki de kaçınılmaz sona yaklaşırken torunların bu kadar çok sevilmesinin bir nedeni de budur.

Ölümsüzlük ve unutulmamak (Gerek lokal gerek dünya ölçeğinde) toplumsal hafızada yer almak ise; insanlık tarihinde kötülükleri ile ün salmış, insanlığa verdikleri zararlarla, acılarla, ölümlerle hatırlanan kişiler de ölümsüz kapsamına girmiyor mu? Cengiz han, Adolf Hitler, Kenan Evren, Netanyahu ve daha birçok insanlık düşmanı kötü ünlüyü de ölümsüz saymak adil midir? Platon, Kopernik, Albert Einstein. Nazım Hikmet gibi ölümsüzlerin yanında kötü ünlülerine de ölümsüz sıfatı vermek ağırıma gidiyor. Ama toplumlarda hem iyi hem kötü, hem insanlık yararına çalışmış hem insanlığın yüz karası kişiler de var olduğuna göre kötü ünlü kişilerde toplumsal bellekte yer bulacaktır. Onları yok saymak hayattan ders çıkarmamıza engel olur. Bir de kime göre ve hangi ölçülere göre iyi veya kötü?

Bin dokuz yüz yetmiş sekiz de İran halkı Şah Rıza Pehlevi’ye karşı ayaklandığı zaman şu dizeler dillerde dolanıyordu. “Şahlanıyor İran halkı/ Faşist köpek şaha karşı/ Amerikan uşakları kar etmiyor halka karşı.” Kırk yedi yıl sonra İran’da yine ayaklanma oluyor ve Rıza Pehlevi’nin adı gündeme geliyor. Bu da tarihte yer alacak bir ölümsüzlük nişanesi mi? Böylesi ölümsüzlüklere ancak insanlığın yaşananlardan ders çıkarması için katlanabiliriz.

Ölüm korkusunu, din vasıtası ile yenmeye çalışılmak da yaygın bir davranıştır. Öldükten sonra cennete gitmek düşüncesi, ölümü kolaylaştırmak ve hayatın farklı boyutta devam edeceğine inanmak ölümsüzlük inancına farklı bir boyutta sarılmaktır.

Ölümsüzlük konusunu düşünmeye başlayınca, kendi şiirlerimde de bunun izlerine rastladım. Pandemi döneminde hayata yeni merhaba diyen torunumdan etkilenerek yazdığım “Reenkarnasyon” isimli şiirimden bir bölüm.

(...)İnsanların terk ettiği bu kentte
köpeklere ve kedilere kalan bu caddelerde
saçların rüzgarda savrularak
yürümeye yeni başlayan
ilk bebek sen ol.
Koşmaya başla.
Tüm çocuklar gelsin ardından.
Caddeler çocuk dolsun
kentler çocuk çığlıkları ile coşsun
çiçeklensin dünya
güzelleşsin dünya.
Belki;
bizde katılırız aranıza
reenkarnasyondan sonra.(...)


Ölüm yoktur! Yıldızlar, başka bir kıyıda doğmak için batarlar. J. L. MC CREERY
Öldükten sonra unutulmamak isterseniz, ya okunmaya değer şeyler yazın, ya da yazılmaya değer şeyler yapın. BENJAMİN FRANKLİN
İnsanı yaşatan ölümsüzlük duygusudur. Melih Cevdet Anday

Sağlıcakla kalınız.
Bu haber 9 defa okunmuştur

:

:

:

: