LEFKOŞA’DAN KENDİMLE İLGİLİ HATIRLADIKLARIM 2. BÖLÜM

Geçtiğimiz hafta Lefkoşa ile ilk tanışmam ve devamında anı dağarcığımda bıraktığı izlerden söz etmiştim. Bu hafta devam ediyoruz.

Geçtiğimiz hafta Lefkoşa ile ilk tanışmam ve devamında anı dağarcığımda bıraktığı izlerden söz etmiştim. Bu hafta devam ediyoruz.

Kişisel olarak hafıza zayıflayabilir. Hatta yitirilebilir. Ancak toplumsal olarak yitirilmeye başlar ise o zaman köklerinden ayrılmaya başlar ve halkın bütünü de değişmeye ve dönüşmeye başlar. Anılarımdan yola çıkarak bugüne doğru kısa bir yolculuk yapıyorum.

(...)Yol boyunca sayabileceğim daha esnaf isimleri vardı şüphesiz. Hafızamı zorlasam bunları daha da artırabilirim. Örneğin, Bandabuliya da ki Ekşici Rifat köylümüzdü. Netice de hepsi bir birini tanıyan, yolda ilerlerken sağdan soldan selam alıp veren, köşeler de bir tavla maçı oynayan, yaşanılan ortamın koşullarında kader birliği içerisinde olan Kıbrıslı Türklerden oluşan bir insan kümesi idi. Komşusuna “ Ben beş tayıka* bir yere gidip gelecem. Dükkana bakarak ol” deyip gidebilecek kadar samimi ve güvenilirdiler.

Dünya küreselleşme aşamasına geçmemiş, iletişim araçları (şimdi olduğumuz yerden bakınca) ilkel bir seviyeden ileri gidememişti. Karteller, tröstler ticareti genişletmek için pazarı ortak yapmışlardı ama ülke sınırları daha açılmamıştı. Bu nedenle biz de “ari bir ırk” olarak yaşıyorduk. Pakistan’dan, Bengaldeş’ten, Türkiye’den, Türkmenistan’dan, Afrika’dan ve bilumum ülkelerden gidip gelmeler başlamadığından; yani “Dünya küçülmeden” önce tüm çarşı Kıbrıslı Türklerden oluşmaktaydı. Yalnız uzak durduğumuz ve kendimizi korumamız! gereken Rum komşularımız vardı.

Pergamadan Lefkoşaya her gün yolcu taşıyan Ali Rıza dayı Aşa, Lisi, Afanya, Kondea’nın içerisinden geçerken ürküyor muydu? İçerisinde öğrenci ve memurdan oluşan veya Doktor’a ya da işlerini halletmeye şeher’e giden otuz kadar yolcusunu taşırken içerisinde de bir korkuyu birlikte taşıyarak mı kullanıyordu bası. O tarihte (şimdiye göre) garotsadan biraz daha iyi durumda olan otobüsümüzün yolcularından birinin ilerde Eğitim, Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yapacak olan rahmetli Mehmet Altınay olduğunu anımsıyorum.

Bu yol güzergahında gidip gelirken, Vadilide miydi? Aşa* da mı? Tam olarak anımsamıyorum fakat her sabah yanından geçtiğimiz bir polis istasyonu havaya uçurulmuş, tavanı enkazın üzerinde yatıyordu. Büyüklerimiz bunu Eoka’cılar ile Makarios’cular arasındaki kavganın neticesi olarak açıklamışlardı. Ancak çocuklukta hafızaya kaydedilen görüntüler, olayın; ruhunuza etkisi kadar, kalıcılaşıyordu.

Surların dışında bir de Çağlayan ve Köşklüçiftlik vardı. Bu mahalleler sanki bir sınıf yukarıda olanların kaldığı bölgelerdi ve daha seçkin kişilerden oluşmaktaydı. Halbuki benim Lapta göçmeni halam da burada kalmaktaydı. Ve orta halli bir aile idi. Sınıf atlamış falan da değildi. Ama nedense bu bölgeler bana öyle bir izlenim verirdi. Hemen hemen her pazar 63 de ayrılmak zorunda kaldığımız köyümüz Lapta’ya gider, dönüşte halamlara uğrardık.

1986 da askerliği bitirdikten sonra bir yıla yakın Lefkoşa’da muhasebe ofisinde çalıştım. Öğlen aralarında ise gezinmek için suya taş atıldığında oluşan dairesel su halkaları gibi merkez noktam Saray oteldi. Kıbrıs Türkü için değişim ve dönüşüm o tarihte de başlamış durmdaydı ancak bu kadar baş döndürücü bir sürate evrilmemişti.

3. bölüme geçmemek için tarihte kalan eski Lefkoşa’dan kendimle ilgili ilk aklıma düşenler diye sorsam ve film şeridi gibi hızlıca sıralasam bunlar neler olurdu..

1970 lerde 5. mile (çıkarma plajı) ve 6.5 mile (Acapulco) otobüs seferleri... Ve şoförlerin çığırtkanlıkları.
“Barış Gücünün” eskortluğunda Girne’den Lefkoşa’ya konvoy halinde geçen Rumlara
ait arabalar... Meydana gelen sel nedeni ile yüksekteki bir fabrikaya sığınmamız. Beş yüz metre ileride üzerinden geçeceğimiz köprünün çökmesi nedeni ile bir Rum’un arabası ile birlikte sele kapılarak ölmesi... Selen oto parkının olduğu yerde benim de ablalarımın kaldığı korkulu bir şatoyu çağrıştıran tarihi kız öğrenci yurdu. Ve hafızamın diplerinden süzülüp dışarı çıkan Peyker Hanım ismi...”Eskidendi çok eskiden”

Eski kuşak ile yeni kuşağın dünyaya bakış açısında orta yolu bulmak imkansıza yakın olabilir. Ancak onları bir araya getirebilecek yapıştırıcı;
ortak kültür ve ortak anılardır. Bu nedenle toplumun ortak kültürünü ve ortak anılarını korumak ve sürdürmek dağılmanın ve ayrışmanın önünde bir set olarak korunmalı ve devam ettirilmelidir.

Sağlıcakla kalınız.
Bu haber 59 defa okunmuştur

:

:

:

: