“YASEMİNİN GÖZYAŞLARI” BİR KİTABIN ORTAYA ÇIKMASI

Herkesin bir hayali var; kendine, sevdiklerine ve ülkesine dair.

Herkesin bir hayali var; kendine, sevdiklerine ve ülkesine dair. Ben de birçok insan gibi, çocukların toprağın altında kayıp atalarını aramadıkları, beyaz gelincik tarlaları gibi şehitliklerin olmadığı, zeytinin dalının kırılmadığı, yaseminlerin gözyaşlarının akmadığı bir ülke hayal ediyorum. Sokaklarında gözyaşı, keder ve hüzün eseceğine flemenko, tango, çiftetelli, sirto, vals rüzgarları essin. Kızların etekleri bu müzikler eşliğinde havalansın. Ben de “Gerçekçi ol imkansızı iste” sözcüğüne uygun isteklerde bulunduğumun ayırdındayım. Kim bilir belki de her şey hayal etmekle başlar.

İkinci kitabım “Yaseminin Gözyaşları” nasıl doğdu. Şiir kitaplarının az sattığı, okurunun az olduğu tez veya hipotezine dayanarak ikinci kitabımı farklı bir içerikle yayınlamaya karar verdim. İçerisinde on sekiz şiir, bir öykü, iki düzyazıdan (Deneme) oluşan ve Editörümün önerisi ile “disiplinler arası yolculuk” olarak tanımladığımız kitabım ortaya çıkmış oldu.

Yazdığım şiirler hayatın içinden süzülüp gelen yaşanmışlıklar, olaylar, gözlemlerdir. Zaman zaman öyküyü andırdıklarını da söyleyebilirim. Ancak içinde bulunduğumuz coğrafyadan ve büyüyüp yetiştiğimiz koşullardan dolayı yarattığım ürünlerin çoğunun içeriği hüzün vericidir. Toplumun yaşadığı travmalar, acılar
bu içeriklerde etkili olmuştur. Bunlardan bir tanesi Kıbrıs halkının sürekli yaşadığı göçlerdir. İnsanların doğup büyüdüğü toprakları zorla veya zorunluluktan dolayı terk edip bir çanta ile bilinmeze yelken açması beni hep hüzünlü sarsıntıların gelgitlerine düşürmüştür. Orda debelenip duran insanlar ekonomik refah elde etseler de geçmiş anılarından kaynaklanan bir iç sızısı dinmeden, ölene kadar yüreklerinde yeşil kalmıştır.

Öykü, yaşanmış uzun bir hayatın kısa anlatımıdır. Gerçektir. Endişe, korku çatışma ikliminden göç ederek kurtulabilme beklentisi. Savrulan ve bu savrulmanın etkisi ile darmadağın olan hayatların hikayesi. Altmış yıldan sonra, başka mekanlarda, başka ortamlarda yeni bir hayata uyum sağlama çabası gösterip bunu başaramamak. Ve hiç Türkün kalmadığı köylerine yetmişli yaşlarda iki yaşlı olarak tüm riskleri göze alıp geri dönmek...

Yetmiş dörtte ise tüm Kıbrıslılar yine yeniden ellerinde belki birer valiz kimisi yıkılmış, kimisi yeni umutlarla yollara düşmüşlerdi. Kimine göre son kimilerine göre başlangıçtı. İşte “YASEMİNİN GÖZYAŞLARI” bu yaşanmış göç hareketlerinden doğmuştur.

Öykünün sonunda evini, köyünü terk eden Rum, diğer Rumlardan kaçırttığı yaşlı Türk komşusuna şunları söylüyor: “- Dediğim gibi komşu, muhtemelen sen bizden önce köye dönersin. Gidince bizim evlere de bakarak olursun. Yaseminleri ve diğer çiçekleri de sulamayı unutma, sonra arkamızdan ağlamasınlar.”

Yaseminin Gözyaşları isimli şiirimin ortaya çıkışı ise şöyle oldu; Dünyaya merhaba dediğim 1961 yılında, yaşamaya başlayıp 1971 e kadar hayatımın ilk on yılını geçirttiğim Tatlısu (Mari) köyüne çok uzun yıllar sonra belki kırk belki kırk beş yıl sonra gidişlerimden birinde mahalledeki bir komşunun avlusundaki yaseminin kurumadığını ve hala daha çiçeklenmeye devam ettiğini gördüm. Bu olgu beni çok etkiledi. Top oynadığımız, dolaştığımız, bisiklet sürdüğümüz sokaklarda kimseler yoktu. Evler boştu, sokaklar boştu, köy boştu. Hayat durmuştu yaşamaya devam eden salt avludaki yasemindi.


(...)Yıldızlı gecelerden hüzünledim ben en çok
bir de çiçeklerimi toplayıp
derleyen olmamasından.
Çünkü yıldızlı gecelerde
cıvıl cıvıl olurdu yanım yörem
çocuk çığlıkları ulaşarak yıldızlara
geri dönerdi dünyamıza.
Her çocuğun, bir yıldızdan dönerdi sesi
bu yüzden yıldızlar, çocukları gözlerdi
yakalasınlar diye seslerini.

O günden sonra,
yıldızlar bulamadı çocukları
yansımadı sesler geri
seslerini de alıp gitmişlerdi.
Ev sustu
mahalle sustu
köy sustu
ve konuşmadılar bir daha.(...)

Not: Fotoğraf, Kitabıma adını vermeme ilham olan Tatlısu’daki yasemin.

Sağlıcakla kalınız.
Bu haber 14 defa okunmuştur

:

:

:

: