Ada TV’ye konuk olan Prof. Dr. Ata Atun, Aslıhan Ünver’in sorularını yanıtadı:
Prof. Dr. Ata Atun, Avrupa Birliği–Türkiye ilişkileri, Kıbrıs meselesi ve NATO’daki son gelişmelere ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Avrupa Birliği’nin yeni genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos’un açıklamalarına dikkat çeken Prof. Dr. Ata Atun, AB’nin Türkiye’ye bakışında köklü bir değişim yaşandığını söyledi.
Atun, Kos’un açık ifadelerle “Türkiye’yi kaybedemeyiz, Türkiye’yi gözden çıkaramayız, Türkiye’yi karşımıza alamayız” dediğini aktararak, bunun birkaç yıl önce hayal bile edilemeyecek bir tablo olduğunu vurguladı. Türkiye’nin askeri ve teknolojik kapasitesinin Avrupa için vazgeçilmez hâle geldiğini belirten Atun, Avrupa Birliği’nin artık bunu resmen kabul ettiğini söyledi. “Türk askeri olmadan, Türk savunma teknolojisi olmadan Avrupa’nın savunma sistemi güçlü olamaz” diyen Atun, geçmişte Almanya, İngiltere ve Fransa’nın askeri gücünün ön planda olduğuna ancak bugün dengelerin değiştiğine işaret etti.
NATO TATBİKATINDA TÜRKİYE’NİN AĞIRLIĞI
Prof. Dr. Ata Atun, Almanya’nın Emden Limanı’nda gerçekleştirilen NATO tatbikatını örnek göstererek Türkiye’nin sahadaki ağırlığını rakamlarla anlattı. Tatbikata 11 ülkenin katıldığını belirten Atun, toplam 10 bin askerin yüzde 20’sinin Türk askeri olduğunu, zırhlı araçların ise yüzde 25’inin Türkiye’ye ait olduğunu söyledi. Donanmanın komutasının Türk donanmasında olduğunu vurgulayan Atun, TCG Anadolu’nun NATO tatbikatında amiral gemisi olarak görev yaptığını ifade etti.
“TCG ANADOLU AMİRAL GEMİSİ”
TCG Anadolu’nun yalnızca bir gemi olmadığını belirten Atun, “Amiral gemisi demek, tüm donanmanın yönetildiği, kararların alındığı, komuta merkezinin bulunduğu gemi demektir” ifadelerini kullandı.Anadolu gemisinde 150 zırhlı araç ve 2 bin asker bulunduğunu söyleyen Atun, bunun Türkiye’nin askeri kapasitesinin açık bir göstergesi olduğunu kaydetti.
Kıbrıs meselesine de değinen Prof. Dr. Ata Atun, adada ortak bir yönetim ve gerçek bir barış isteniyorsa bunun sorumluluğunun Rum tarafında olduğunu söyledi. Rum tarafının 1800’lerden bu yana Avrupa Birliği’nin “şımarık çocuğu” gibi davrandığını ifade eden Atun, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin yalnızca Helen kimlikleri nedeniyle ayrıcalıklı muamele gördüğünü ancak bu dönemin sona erdiğini belirtti. Atun, Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafının Avrupa Birliği nezdinde eski ağırlığını, saygısını ve desteğini kaybettiğini vurgulayarak, “Avrupa Birliği artık otomatik olarak arkalarında durmuyor” dedi.