Benim yaşıma yakın, belleğine kayıt ettiklerini hayatı boyunca unutmayacak çağda olan çocuklar göç etmeden önce yaşadıkları köylerde, kasabalarda birçok anı biriktirmişlerdir. Bizler bir tarihe tanıklık eden “son Mohikanlarız.” Bizden sonrası artık yok. Bunların yaşadıkları, belki yazılı tarihte okunacaklardır.
Benim yaşıma yakın, belleğine kayıt ettiklerini hayatı boyunca unutmayacak çağda olan çocuklar göç etmeden önce yaşadıkları köylerde, kasabalarda birçok anı biriktirmişlerdir. Bizler bir tarihe tanıklık eden “son Mohikanlarız.” Bizden sonrası artık yok. Bunların yaşadıkları, belki yazılı tarihte okunacaklardır.
Bu çocuklar; Baf’ın Mutallo’sunda mahalle aralarında top oynamışlardır. Pelatusa’dan (Karaağaç) Poli’ye her gün otobüsle okula giderken başını cama dayayıp körfezi seyretmiştir. Ayanni’de (Aydın) temmuz sıcağında bağlardan üzüm toplamış, annesinin zivaniya yapımını izlemiştir. Belki, Aynikola’da (Esentepe) Diyarizo deresine karpuz atıp hellim ekmekle yemişlerdir. Gavur daşı kıyısında denize bakarak oradan çıkacak Afroditi hayal etmişlerdir.
Bu çocuklar, Leymosun’da (Limasol) hayvanat bahçesini gezerek yaşantısında ilk defa başka, yeni bir dünya ile tanışmıştır. Piskobu’dan (Yalova) lady’s mile bisikletleri ile denizde yüzmeye gitmişlerdir. Evdim tepelerinde, Pissuri’den gelecek rüzgarı bekleyerek uçurtma uçurmuşlardır. Limasol civarında yaşayan çocuklar; Ağrotur’a doğru giderken, Fasur çiftliğindeki daracık yolun iki tarafındaki kocaman selvi ağaçlarının gökyüzünde birleşerek oluşturdukları görüntü ile bir film sahnesi tadında yolculuk yapmışlardır.
Bu çocuklar; Larnaka’da kalenin yanından basa binip Şeher’e (Lefkoşa) gitmişlerdir. Sahil şeridindeki deniz panayırında “çarpışan arabacıklara” binmişlerdir. Zygi’de (Terazi) sandalla balık avlamışlardır. Belki Dromolaksia’dan (Mormenekşe) Hala sultan’a yürüyerek gitmişlerdir. Tuzla’da yan yana olan ilkokulların Türk ve Rum çocukları bir birlerini taşlamışlardır. Hala Sultan tekkesinde, Ümmü teyze’nin kabri üzerinde havada duran taşları görebilmek için çaba harcamışlardır.
Bu yaşanmışlıklardan dolayıdır ki biz Kıbrıs’ın tümünü memleket olarak gören son nesiliz. Çünkü hamurlarımız, geride kalan anılarımız ile sarmaş dolaş olarak yoğrulmuştur. Gömütlüklerde babamız, nenemiz, dedemiz bulunmaktadır. Kayıp yakınlarımızın kemikleri buralarda bilinmez kuytularda yatmaktadır hala. Atımız, köpeğimiz, koyunumuz, orada kalmıştır. Okula gittiğimiz otobüs köyün meydanında lastikleri patlak bizi beklemektedir. Kışın sobanın önünde kavrulmuş tuzlu bakla yediğimiz evimiz orada durmaktadır. Şimdi bize küçücük gelse de sınıftaki sıramız, sandalyemiz bizi beklemektedir, mahzun.
Bu çocuklar Kıbrıs’ın güneyinde anıları olan son nesildir. Orada doğmuşlar çocukluklarını orada geçirmişlerdir. Fakat ilk gençliklerine başlayacakları zaman apar topar her şeylerini bırakıp oralardan kaçmışlardır. Her ne kadar maddesel olanaklar açısından daha konforlu bir hayata başlasalar da yaşamlarının bu evresinde psikolojileri kırılgan bir vazo gibi her an darmadağın olacakmış gibi duruyordu. Şimdi onları uyumlaştırma ve yeni oluşuma entegre etme zamanıydı.
Anılarımızın yoğunluğu oranında oralıyız. Anılar azaldıkça bağlanma da giderek azalır. Ve anılar tükendikçe yerle BİR** olma hali yitirilir. Daha sonra ise yabancılaşma başlar. Yabancılaşmanın boyutları büyüdükçe ayrışma ve ayrılık da keskinleşir. İşte Kıbrıs’ta yaşanan tam da budur. Bu nedenle bizler Kıbrıs’ın son demine tanıklık eden son jenerasyonuz. Bizden sonrası yok.
Biz altı kardeşiz. Doğum yerleri sırası ise şöyle. Gambili (Hisarköy),
Lefkoşa, Lefkara, Köfünye (Geçitkale), Girne, Lefkoşa...Köfünye de, Lefkara’da doğanlar öteki ülkede mi doğdular? Başka memleketin çocukları mı? Sidney’de doğup Avusturalya’da yaşayan veya Berlin’de doğup Almanya’da yaşayan birilerinin memleket olarak Avusturalya’yı veya Almanya’yı görmesi normal karşılanıyorsa Güney Kıbrıs da memleketin devamındaki diğer yarısıdır.
Anısı olanların tükenip adanın diğer yarısındaki doğumların bitmesinden sonra amaçlanan ayrılık da kalıcılaşacaktır. Bu nedenle biz son jenerasyonuz.
“BİR ÜTOPYADIR ARTIK DÖNMEK” Şiirimden.
(...) Yirmi dokuz sene
topaç gibi dönerek
geçti zaman.
İlaç olmadı ancak
kuşun kanadındaki yaraya.
Ve bir gün;
yalın, basit, çocuksu zamanlara
dönmenin mümkün olamayacağını bilerek
açıldı kapılar tekrar
gidebilmemiz için o insansız mekanlara.
Şimdi tepenin üzerinden
geçmişime bakıyorum.
Dönmek;
şiddetli akıntıya karşı
boşa kulaç atmak gibidir.
Uzaklaşırsınız yaklaştığınızı sanarak.
Dönmek;
bir ütopyadır artık
tüm ütopyalar gibi
romantik, rüyamsı ve hüzünlü.
Yine de dudağınızın kenarında bir keşke.
Keşke.
Hala duvara çakılmış çivide
asılı duruyor mu babamın ceketi?
** yerle bir olmak ; Toprakla bütünleşerek tek vücut olmak.
Sağlıcakla kalınız.