HER ÖLÜM TOPLUMSAL BELLEĞİN YİTİRİLİŞİDİR 1. YAZI ,

Beyaz atlara binip gidenler, kültürümüzden bir parça koparıp da götürüyorlar mı? Her giden toplumsal bellekten bir şeylerin yitirilişi mi? Gidenler toplumun sosyolojik değişimini perçinliyor mu? Gerilerde kalmış kültürümüzün, aşınma hali hızlanarak artmakta mıdır?

Beyaz atlara binip gidenler, kültürümüzden bir parça koparıp da götürüyorlar mı? Her giden toplumsal bellekten bir şeylerin yitirilişi mi? Gidenler toplumun sosyolojik değişimini perçinliyor mu? Gerilerde kalmış kültürümüzün, aşınma hali hızlanarak artmakta mıdır?

Bu günlerde bölgemizde yaşlılıktan kaynaklanan art arda vefatlar oldu. Onlar, otuzlu yıllarda doğmuş 2.dünya savaşının karartma gecelerini görmüş, polisliğini yaptığımız sömürgecimiz; İngiltere’nin idaresinde yaşamış, Eoka ve Tmt nin kuruluşuna tanıklık etmiş, kimisi yetmiş dörtte köyünden göç etmiş kimisi ise göç ettiği köyüne dönebilmiş ama hepsi bu topraklarda doğmuş, tırnakları ile bu topraklara tutunarak yaşamlarını sürdürmüş kişilerdi.
Onlar bambaşka bir dünyada hayata merhaba demişler, fidan olma evrelerini çok farklı koşullarda yaşayarak tamamlamışlardı. Onların yaşamlarını sürdürdükleri bu toprakların ham maddesi, iklimi, çevre koşulları, maddi imkanları başka olduğu için “yeni dünya düzeni” ile uyum sağlayabilmişler miydi? Bilmiyoruz. Onların yaşamlarının anlamı, dünyaya bakış açıları, davranışları, hedefleri farklıydı.
,
Onlar çocukluklarını 2.dünya savaşı içerisinde geçirmiş bir kuşaktı. Ekmeğin kıt, fakirliğin tavan yaptığı yıllardı. Abileri, amcaları köylüleri İngiliz askeri olarak savaşa katılmış Orta Doğu da İngiltere için İtalyan askerleri ile savaşmışlardı. Sevdikleri, onların geri dönme umudu ile maniler yazmışlardı. İşte bunlardan iki tanesi; “ Bastım çıktım fırına/ Baktım Mısır yoluna/ Eğer abim gelirse/ Çifte kurban yoluna.” diğeri;
“Hep gidenler dönecek/ Erler gazi denecek/ Abdurrahman dönünce/ Yaşlı gözler gülecek.”

Onlar; saldırganlaşma ve çatışmaların şiddetlenip, ayrışmanın artmasına koşut bir dönemde ise ikinci gençlik evrelerini yaşıyorlardı, yine kıt kanaat yaşanabilen bir dönemdi. Gergin, tedirgin, endişeli, ölüm korkusu ile yaşanan yıllar. Teşkilat yılları.

Onlar; kısa bir cumhuriyet serüveninden sonra yine göçlerle, yeni travmalara düşen bir nesildi. Her şeylerini geride bırakarak bir bilinmeze yelken açmışlardı. Barakalarda, çadırlarda, mandıralardan bozma kulübelerde, sığınılan akrabalarda yeniden var olmaya çalışan bir nesildi. Uçurumun kenarında parmak uçları ile kayalara tutunmuş yaşamaya çalışıyorlardı. Ekmek yine yoktu.
Hayat kurulmuş gettolarda yine gergin, tedirgin, endişeli bir şekilde sürüyordu.

Onlar; yokluk, acı ve sıkıntıların kenetlediği yalın bir hayatın içindeydiler. Herkes birbirinin yakını, akrabası, arkadaşıydı. Toplumu oluşturan bireyler birbirine yabancılaşmamış, araya duvarlar örülmemişti. Kirli bilgi bombardımanı ile insanlar eğitilmemiş! art niyetsiz, basit bir hayat sürdürmekteydiler. Davranış şekilleri de buna paralel olarak oluşmaktaydı.

O zamanlar “çekirdek aileye” dönüşmemiştik. Aile kavramı da geniş bir alanı kapsıyordu. Bu nedenle yardımlaşma, birbirine destek, kötü günde yan yana olmak kavramları günlük yaşantımızda vücut buluyordu. Buna bağlı olarak sevgi alışverişi daha geniş bir alanda ve yoğun yaşanıyordu. Bu insani hasletler bir davranış biçimine dönüşünce aile dışında daha geniş bir kesime ulaşıyordu. Sonra aileler çekirdekleştikçe ve herkes kendi kabuğuna çekildikçe bireyselleşmenin artmasına zemin hazırlandı. Önce ganimet kültürünü içselleştirdik. Zenginleştik. Artık ekmeğe ulaşmak kolaydı. Ve yumuşacıktı ekmekler. İletişim araçlarının da artıp insanların eğitimi liberal ekonomiye uygun bir anlayışa evrilince hem onunla özdeşleştik, benimsedik hem de geçmiş güzel günlerden dem vurduk.

***

Birçok insanımızın yaşadığı savaş, kargaşa, tedhiş ve güvenlik endişesi ve benzeri vakalar, acılar, travmalar gibi ruhsal sarsıntılar yaratarak insanlarımızı derinden etkilemişlerdir. 1955-1974 yılları arasında yaşamış Kıbrıslıların tümünün hayatlarından en az birkaç öykü veya bir roman veya onlarca şiir çıkabileceğini iddia etmekteyim. Çünkü; aşkın beslediği kadar, acılar da edebiyatı besler.

Geçtiğimiz hafta içerisinde yukarıda anlattığım Kıbrıs’lılardan üç tanesi anılarını da alıp sonsuzluğa yürümüşlerdir. Bir tanesi ise zor bir hastalık süreci sonunda taburcu olup evine dönmüştü.

Derleyebilmem halinde, gelecek haftaki yazımda onların kısaca özgeçmişlerini yazmayı planlıyorum.

“Kültür, bir toplumun kimliğini ve değerlerini ifade eder. Geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği bir araya getirir, anlam katar ve kim olduğumuzu hatırlatır.”

Sağlıcakla kalınız.

Bu haber 17 defa okunmuştur

:

:

:

: