HER ÖLÜM TOPLUMSAL BELLEĞİN YİTİRİLİŞİDİR 2. YAZI

Geçtiğimiz hafta ölümlerle birlikte, sosyolojik yapımızın değişime uğradığını ve kültürel bir dönüşüme neden olduğu konulu bir köşe yazısı yazmıştım. Bu hafta farklı koşullarda yaşayıp, bu günden farklı davranış biçimleri gelişen insanların yaşam öykülerinden kesitler sunmaya çalışacağım.

Geçtiğimiz hafta ölümlerle birlikte, sosyolojik yapımızın değişime uğradığını ve kültürel bir dönüşüme neden olduğu konulu bir köşe yazısı yazmıştım. Bu hafta farklı koşullarda yaşayıp, bu günden farklı davranış biçimleri gelişen insanların yaşam öykülerinden kesitler sunmaya çalışacağım.

AYTEN AFET DOLMACI
(16.07.1937-08.03.2026)

Sıcakların gündüze sığmayıp gecelere de uzandığı zamanlarda dünyaya merhaba demişti. Ayaklanıp koşabilmeye başladığı zamanlarda 2. dünya savaşının başladığını bilmiyordu ama büyüklerin korkulu ve tedirgin hali ona da yansıyordu. İlk gençliği Fikriye Hoca Hanımın Lapta’ya kazandırdığı hesap işini
öğrenip çeyizine en güzel nakışları işlemekle geçti.

1956 Yılında Dolmacıların Mustafa ile evlendi. Bir yıl sonra, şimdi Lapta Oteller Bölgesi olarak anılan bölgede yazları çalıştırılmak üzere ilerde bölgenin ilk restoranı olacak olan galiflerini* oluşturdular. O zamanlar oraya köyden toprak bir yolla ulaşılırdı. Yaz sonları bozulabilecek şekilde, galiften odalar yapıp denize gelen Lefkoşa’lılara kiralamaya başladılar. Bu gergin zaman diliminde, yerleşimin olmadığı bu sahil kenarında herhangi bir güvenlik sorunu yaşamadan 1963 e ulaştılar.

Eşi Bayraktar ortaokulunda aşçılık yaptığı için kışları Lefkoşa’da yaşıyorlardı. 1963 yazı başladığı zaman artık köylerine gidemediler. Her şey olduğu yer de kalakaldı. Zaten 63 den sonra Mustafa Dolmacı öğrencilere değil mücahitlere yemek yapmaya başlamıştı çünkü Bayraktar ortaokulu kışla olmuştu. Artık yaz tatili de yoktu. Ayluga kilisesinin yanında dört nüfus bir oda da yaşıyordu. Daha sonra Bodamyalı sokak 37 no’lu eve taşındılar. Ev daha büyüktü ama nüfus altıya çıkmıştı. Bir süre sonra Deftera’dan göç eden ev sahipleri de gelmiş evin bir bölümü onlara ayrılmıştı.
-İki nenem çoğu zaman bizde kalırlardı. Liseye giden amcamın oğlu Yücel (Dolmacı) abim de bizde Kalırdı. Sığışabilmek için koridora da yatak kurmuştuk. Zaman zaman dayım da gelirdi. Kız yurdunda kalan halamın kızları köye gidemedikleri zaman bize gelir yıkanırlar urubalarını* yıkarlardı. Kıbrıs Türkünün geçmişini bilmeyenler bunları öğrensin.

Sonra Lapta’ya döndük. Rum malı zannedilerek tahrip edilen, eşyalarının bir kısmı alınan galifimizi, tekrar çalışır hale soktuk. Aile işletmesi olarak başladığımız galifimizi Afet-Mustafa Dolmacının aşçılığı ile 62 odalı Manolya otele dönüştürdük.

********
Onlar çekirdek ailelerin oluşmadığı, bireyselleşme ve “ne kadar para o kadar mutluluk” anlayışının yerleşmediği, yokluk ve korkuların insanları kenetlediği zamanlarda yaşamışlardı. Bundan dolayı şimdi yetişen insanlardan farklıydılar.

ORHAN DOLMACI

Orhan Dolmacı abimiz, halen hayattadır. Sağlıklı yılları olmasını diliyorum. Neden onu buraya aldım? Çünkü bazı hayatların toplumsal belleğe kayıt edilmesi gerekmektedir. Orhan usta da bunlardan birisidir. Oğlu Mustafa’nın bu konuda bir çalışma başlattığını biliyorum. Hem anılarını dinleyerek hem de tutuğu günlüklerden yararlanıp ve 1950 ler den bugünlere, çekilmiş fotoğraflarını da kullanarak bir çalışma yapıyor.

1934 yılında dünyaya gelmiştir. Biz onu 1974 den sonra Lapta’ya geldiğimiz zaman minare, şömine, fırın ustası olarak tanıdık. “Kıbrıs’ta Ağırdağ, Erenköy, Kırnı, Fota, Temroz ve şu an Güney Kıbrıs’ta bulunan Tuzla Camilerinin yapımında baş usta olarak görev almıştır.” Bu eserlerinden dolayı devlet tarafından ödüllendirilmiştir. 1956 yılında kurulan Lapta Spor Kulübünde top oynamış, Volkan ve Tmt’nin örgütlenmesinde ve şehit İbrahim Nidai ile birlikte idari mekanizma da bulunmuştur. 1963 de lapta halkının tahliye edilip köyü boşaltmalarını organize etmiştir. Benim için daha önemli olan minare ustalığıdır. O tarihlerde halkın çoğunluğu zaten Tmt üyesiydi.

Küçük kısa bir anı; 63 den önce köy de Türk mahallelerini korumak için nöbet tutulmaya başlanmıştı. Orhan usta nöbetçileri kontrol etmek için devriyeye çıkar. Gece sokakta dolaşması şüpheli bulunarak gözaltına alınarak karakola götürülür. Bir polisin on dört yaşındaki oğluna da içinde mermi olan tüfek verilerek yanında bekçi olarak bırakılır. Bir süre sonra sorgulanıp serbest bırakılır. Fakat Polis tarafından uyarılır. “Gecenin bu vaktinde yol da başına bir şey gelirse sorumlu değiliz” Durumdan şüphelenen Orhan usta karakoldan çıkınca yoldan gitmeyerek tarlalara sapar ve karakolu gözetlemeye başlar. Ardından Rum polisleri silahlarını kurarak landrovere binerek hareket ederler. Orhan ustanın kafasında bir soru belirir; acaba yoldan ilerleseydim evime sağ olarak varabilecek miydim?

****
O neslin çoğunluğu herhangi bir çıkar, makam, güç veya ayrıcalık beklentisi olmadan, vatan sevgisi ile ölümü göze alarak görev yapan sıradan insanlardı. Bu yüzden bu neslin insanları gittikleri zaman o güzel hasletlerini de alıp götürmektedirler.

Sağlıcakla kalınız.
Not: Bilgiler ilgili kişilerin ailelerden derlenmiştir.




Bu haber 20 defa okunmuştur

:

:

:

: