HER ÖLÜM TOPLUMSAL BELLEĞİN YİTİRİLİŞİDİR 3. YAZI

Beyaz atlara binip gidenler, kültürümüzden bir parça koparıp da götürüyorlar mı? diye başlamıştım bu konunun ilk yazısına. Sonra geçmişin yaşam koşulları ve çevresel etkenler neticesinde oluşan davranış biçimlerimizin değişimini ve bunun kültür olarak dönüşümünü sorgulamıştık.

Beyaz atlara binip gidenler, kültürümüzden bir parça koparıp da götürüyorlar mı? diye başlamıştım bu konunun ilk yazısına. Sonra geçmişin yaşam koşulları ve çevresel etkenler neticesinde oluşan davranış biçimlerimizin değişimini ve bunun kültür olarak dönüşümünü sorgulamıştık.

İkinci yazımda ise otuzlu yıllar da dünyaya merhaba diyen insanlarımızın yaşam öykülerini; içinde bulundukları tarihsel koşullarda, davranışlarına da nasıl yansıyarak sürdürdüklerini anlatmaya çalıştım.

Bu haftaki 3. yazımda da otuzlu yıllarda doğmuş ve aynı haftanın içerisinde dünyamızdan ayrılmış köklerini bu topraklara salmış, öz suyunu bu topraklardan almış Kıbrıs’lı bir insanımızın daha yaşam öyküsünü tarihsel bilgilerle süsleyerek sizlere kısaca anlatmak istiyorum. Onlar anılarını alıp bu dünyayı terk etmiş olabilirler onların anılarını toplumsal belleğe kayıt etmek de bizlerin ödevi olmalıdır. Tarihe “büyük adamların” ismi yazılabilir, ancak “küçük adamlar” olmasa da tarih yazılamaz. Bunlar da bizim “memleketimizden insan manzaraları.”

TEGİYEDDİN ÖZDEN
15.01.1935 – 12.03.2026

O da çocukluğunu ikinci dünya savaşında yaşamış Kıbrıs’lılardandı. Lefkoşa’daki İslam Lisesi güvenlik nedeni ile Lapta’ya taşınmıştı. Fakat o babası öğretmen olduğu için Kıbrıs’taki “becayişlik” uygulamasından dolayı farklı köylerde gezerek eğitimini sürdürdü. 1957 yılında öğretmen kolejini bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik yapmıştır.

Tegi Özden Lapta’da ki spor kulübünün ilk kurucularındandır. Kulüp 1956 yılında kurulmuştur. Diğer kurucuları; Hali şah, Mehmet Arabacı, Mehmet Goşşili, İsmet Karan ve köy öğretmeni Ahmet Evrensel’di. 1956 dan 1963 e kadar başkanlığını şehit Şevket Kadir üstlenmişti. Ada çapında Türk spor kulüplerinin kurulduğu dönemlerdi. Muhtemelen, bu faaliyetlerde Türk varlığını organize bir şekle sokmak amacı da vardı. Fakat Kıbrıs Türk halkının da Atatürk devrim ve ilkelerini içselleştirmesinin de etkisi ile kulüp sadece spor faaliyeti sürdürmüyordu. Aynı zamanda tiyatro gösterileri yapılıyor, folklorik oyunlar öğretilip ve oynanıyordu. Kütüphane oluşturma gayreti vardı. Ayrıca halkı eğitici etkinlikler düzenleniyordu. Daha sonra TMT de kulüplerden örgütlenme amacı ile yararlanmıştı. Tegi Özden’de bir süre Tmt’de görev üstlenmiştir. Lapta Türk Birliği başkanlığı yapmış olan Şevket Kadir ise İbrahim Nidai ile birlikte 24 aralık 1964 de şehit edilmişlerdi.

Tegi Özden Fota’da öğretmenlik yaparken Fezile hanımla evlenmiştir. 1964 de Erenköy direnişi esnasında şehit olan şair, üniversite öğrencisi Süleyman Uluçamgil kayınbiraderi idi. Yeri gelmişken belleğimizi bir tazeleyelim.
(...)”Savaştığı cephede bir silah kutusunun mukavvasına şu dizeleri karalamış  -ki İstanbul’u, kitaplarını, hiç düşünmeden bırakıp savaşmaya gelmişti, Uluçamgil.-: İstanbul’da izbe bir evin/ Tavan arasında/ Yarım kalmış şiirlerim/ Bir boğuk heyecan içinde/ Beni bekler
Şehit düştüğü gün oturduğu tahta sandalyeye yazdıkları ise, son şiiriydi:
Hoyrattır bu akşamlar/. Akşamları dehşetle hissederim daima/ Ağaçlar uykuya dalınca “
Kaynak: Kıbrıslıtürk Şiirinde İki Sessiz Dize: Süleyman Uluçamgil ve Kaya Çanca* Fatoş AvcıSoyu Ruso

(...)Onlar; yokluk, acı ve sıkıntıların kenetlediği yalın bir hayatın içindeydiler. Herkes birbirinin yakını, akrabası, arkadaşıydı. Toplumu oluşturan bireyler birbirine yabancılaşmamış, araya duvarlar örülmemişti. Kirli bilgi bombardımanı ile insanlar eğitilmemiş! art niyetsiz, basit bir hayat sürdürmekteydiler. Davranış şekilleri de buna paralel olarak oluşmaktaydı.(...)

Oktay Akbal “Önce Ekmekler Bozuldu” kitabını 1946 yılında yazmıştı. O da yaşadığı dönemi “bozulmuş” olarak niteliyor. Biz ise bugünden elli, altmış yıl geriye baktığımız zaman bu günleri ”bozulmuş” olarak değerlendiriyoruz. Belki de elli yıl sonra bizim yaşadığımız döneme gıpta ile bakılacak. Yozlaşma ve kokuşma dediğimiz bir kuşaklar arası uyumsuzluk mu? Ya da bize uymayan yeni dünya düzeni midir?

Toplumsal belleğimizin geniş ve güçlü olması; geçmişimizi bilmemizi sağlar. Toplumsal kimlik aşınmasının önünde set oluşturur. Biz bilincini, artırır. Olumsuz dış etkilere karşı daha dirençli olur çünkü toplumun kişilikli ve özgün bir duruşu vardır. Geçmişimizden ders çıkarmamızı sağlar. Kültürel değişim ve dönüştürmelere direnç gösterir.

“Toplumsal değerler görelidir ancak temelde bir toplumun dik durmasına, onurlu davranmasına yol açan üst düzey bir takım zihinsel yargılardır.”
Prof. Üstün Dökmen

Sağlıcakla kalınız.
NOT; Tegi Özden ile ilgili bilgiler ailesinden L.T.B ile ilgili bilgiler ise
şehit Şevket Kadir’in oğlu Salahi Uçkan’dan alınmıştır.
Bu haber 22 defa okunmuştur

:

:

:

: