30.04.2026 Günü Cumhurbaşkanlığında Lapta Hesap işi tescil tanıtımı vardı. Köklerimizden gelen, ama kurumaya yüz tutmuş; köklü bir ağacın yeniden sürgün verdiğini görmek ve dallanıp budaklanmaya başladığına tanıklık etmek değerli bir an(ı)olacaktı.
Bu noktada filmi biraz geriye sarıp devam edelim. Lapta işi ile az da olsa ilgilenen herkesin malumu olduğu gibi bu işin başlangıç noktasında Fikriye Hanım isimli Kıbrıslı Türk bir hocanım vardır.
“Kızlar okulunun bir de küçük odası vardı ki; bu, genç kızların nakış odası idi;”yurt”idi. Okul olmadığı saatlerde , akşamları, tatil günleri, kızlar, kadınlar orada toplanırlar ve “Lapta nakışları” diye bilinen nakışlarını işlerler, işlemekte zorluk çekenlere gerekli bilgi verilirdi. Yeni nakış örnekleri de yurtta öğrenilirdi. Lapta nakışları, hem yerli halkın, hem ingilizlerin, hem de yabancıların çok beğendiği bir el sanatı olmuştu. “1935-36 ders yılı sonunda Kızlar okulu kapanınca Fikriye Hanım haliyle köyden ayrılmış ve Lefkoşa’ya taşınmıştı.” “Arabahmet Camisine yakın, Viktorya Caddesinde bir nakış dükkanı açmıştı.” Orada Lapta nakışlarının da satışını yapıyordu. “ Lapta nakışları, bu öğretmenler döneminde, bütün kadınların, harıl-harıl işlediği bir güzel sanatlar türü olmuştu.” “Zaman içinde; bütün kültürlerin, bütün sanatların,bütün adet ve alışkanlıkların, bütün güzelliklerin çöküşü gibi, unutulup yok oluşu gibi, o da noktalanmıştır.”
“Bütün olumsuzluklara rağmen, bugün Lapta’da hala Siddiga Derviş ile kızı, bu güzel sanatın, canlı temsilcileri durumundadırlar. Bu konuya ilgi duyanların ve bütün sanatların yok oluşunu istemeyen sanatseverler, bu iki sanatkarımızla işbirliği yaparak, bir yeniden dirilişe, yeniden doğuş hamlesine girişebilirler zannederiz.” Yukarıdaki parça parça alıntılar Esat Faik Muhtaroğlu’nun 2011 de yayımlanmış “Dünden Bugüne Lapta” isimli kitabından alınmıştır.
***
GİKAD ve tüm paydaşları uzun bir süreden beri yaptıkları uğraşların neticesini; Lapta Nakışının patentini alarak taçlandırmışlar ve bizlerle paylaşmışlardır. Tüm katkı koyanları kutlarım. Kadınlarımız ”yeniden diriliş ve yeniden doğuş” hamlesini gerçekleştirmiş oldular.
Tanıtım esnasında paydaşlar patentin alınış öyküsünü anlattılar. Her şey çok güzel gidiyordu; ta ki bir anlatıcı kadının “müjdeli” bir açıklama yapmasına kadar! O an da o aydınlık günün üzerine bir bulut toplandı, zihnimi de abluka altına alıp olumsuz sorular aklımı kurcaladı. Bu müjde “ Teknolojiden yararlanarak Lapta Nakışının seri üretiminin yapılmasının tasarlandığı” idi.
O an da”İplik koptu.”
Benim eşim de Lapta Kültür ve Dayanışma derneğinin aktif üyesidir.
Derneğin karıncalarındandır. Kendi çapında uzmanlık alanı da Lapta işidir.
“Nakış işler gibi” ve “El emeği, göz nuru” deyimleri tam da Lapta işinin karşılığıdır. Çıkardığı işler benim gözümde bir sanat eseridir. Matematikten şaşamazsınız. Şaşarsanız motif bozulur. Eğer hata olursa ne kadar süre işlediğinize bakmaksızın hepsini sökersiniz. Sökmek işlemekten zormuş. Bundan dolayı Lapta işi bir hesap işidir. Matematiktir. Emektir. Göz nurudur. Bu nakışı üretmek;labirent dehlizlerde dünyadan, soyutlanarak gezinmektir. Geçici süreliğine aklınızı sıfırlamaktır. Lapta işi bir sanat üretmektir.
Bu konuda naçizane düşüncelerim: Şimdi, mekanik araçlarla üreterek satışı gerçekleştirilecek. Böylece bir metaya dönüştürülecek. Seri üretimle, tüketim malı olacak. Özgünlük kaybolacak. Ticarileştikçe otantikliğini yitirecek. Yüzeyselleşecek. Yaratıcılığı kısıtlanacak. Kar amacı güden bir yapısı olacak.
El işinin ruhu yerine, yapaylığın ruhunu taşıyacaklar. Köklerinden kopup anlam kaybına uğrayacak, özüne yabancılaşacaktır. Estetik kaybına uğrayacak ve görsel zarafetini yitirecektir. Amaç sürüm olursa satılmayan el işleri zamanla unutulma riski taşır.
Mekanik olarak üretilen nakışlarda Fikriye hanımın, Sıdıka hanımın ruhu olmayacak artık. Emekleri ile çeyizlerini ve çeyiz paralarını kazanan Lapta’nın otuzlu yıllarda yaşamış kadınlarının ruhu olmayacak. Fikriye Hanım üzülecek, belki Sıdıka hanım kırılacak. Yeni öğrenci yetiştirmenin anlamı azalacak.
Son söz; bu konuda eksik bilgiye sahip olabilirim. Konuyu derinlemesine kavrayamamış olabilirim. Ancak bu konunun geniş bir kesimle tartışılması yapılmış mıdır? Halk bilimine gönül verenler, akademisyenler, dernekler ve benzeri paydaşlarla fikir alış verişi yapılmalıdır. İlle de mekanik üretim yapılacaksa el emeği, göz nuru ile sanat eseri yaratan karıncaların korunacağı ve kösteklenmeyeceği önlemler alınmalıdır.
Sağlıcakla kalınız.