Kıbrıs’ta yeni girişim, eski açmazlar

Temmuzda beklenen 5+1 toplantı, çözümden çok yöntemi yeniden tartışmaya açıyor. Avrupa’nın güvenlik refleksleri, Fransa ile yapılan savunma düzenlemesi ve tarafların çelişkili söylemleri, adayı müzakere masasından çok jeopolitik bir platforma dönüştürüyor.

Temmuzda beklenen 5+1 toplantı, çözümden çok yöntemi yeniden tartışmaya açıyor. Avrupa’nın güvenlik refleksleri, Fransa ile yapılan savunma düzenlemesi ve tarafların çelişkili söylemleri, adayı müzakere masasından çok jeopolitik bir platforma dönüştürüyor.

Kıbrıs meselesi bir kez daha hareketleniyor. Ancak bu hareketlilik, bir çözüm sürecinin başladığını değil, yeni bir belirsizlik evresine girildiğini gösteriyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in görev süresinin sonuna yaklaşırken “son bir girişim” yapma ihtimali giderek daha fazla konuşuluyor. Aralık ayında görevi devredecek olan Guterres’in, Kıbrıs dosyasını halefine hangi noktada bırakacağı sorusu artık yalnızca diplomatik değil, tarihsel bir anlam da taşıyor.
Guterres’in son aylardaki temas trafiği, bu ihtimalin ciddiyetini açıkça ortaya koyuyor. Hatırlanacaktır, kişisel temsilcisi María Ángela Holguín Cuéllar Ocak ayında adadaki temaslarını askıya almış, ancak Mayıs ayındaki Rum Temsilciler Meclisi seçimleri ile Kıbrıs Rum kesiminin Avrupa Birliği dönem başkanlığının tamamlanmasının ardından geri dönüş kapısını açık bırakmıştı. Bu süreçte diplomasi tamamen donmadı. Şubat ayında Guterres, Kıbrıs Türk lider Tufan Erhürman’ı New York’a davet etti. Mart ayında Ankara’da Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile temaslarda bulundu. Ardından Brüksel’de Nikos Hristodulides ile görüşerek yeni girişimin çerçevesini yokladı.
Bu diplomatik zincir, sahnede bir hazırlık yapıldığını düşündürüyor. Ancak sahne arkasındaki bu hareketlilik, kamuoyuna yansıyan söylemlerle desteklenmiyor. Özellikle Hristodulides’in açıklamaları çoğu zaman iç kamuoyuna dönük kalıyor. Kamuoyunun gördüğü tablo ise karşılıklı suçlamalar ve tanıdık bir “suçlama oyunu”.
Bu kopukluk, güven artırıcı önlemler alanında da kendini gösteriyor. Yeni geçiş kapıları, ticari iş birliği ya da altyapı projeleri gibi başlıklarda ilerleme sınırlı. Teknik konularda bile sonuç almak zor. Yıllardır bekleyen Lefkoşa arıtma tesisinden geri dönüştürülmüş su temini gibi bir başlıkta dahi ancak sınırlı bir ilerleme beklentisi var.
SÖYLEM İLE SÜREÇ ARASINDAKİ BOŞLUK
Tam da bu noktada Tufan Erhürman’ın son değerlendirmeleri, sorunun özüne işaret ediyor. Kıbrıs Rum liderliğinden gelen ardışık açıklamaların çoğu zaman müzakere masası dışında, açılışlarda ya da ilgisiz platformlarda dile getirildiğini belirten Erhürman, bu yaklaşımın süreci zehirleme riski taşıdığına dikkat çekiyor. Kapalı kapılar ardında gündeme gelmeyen iddiaların medya üzerinden pozisyon haline getirilmesi, güven inşasını zayıflatıyor.
Erhürman’ın çizdiği çerçeve açık: görüşmeler sürerken muhatapların bulunmadığı ortamlarda yeni pozisyonlar açıklanmamalı, suçlama dili terk edilmeli. Kıbrıs Türk tarafı bugüne kadar bu hassasiyeti koruduğunu, muhatabının açıklamadığı başlıkları kamuoyuna taşımadığını vurguluyor.
Ancak tartışma yalnızca dış cephede değil, içerde de derinleşiyor. Türkiye’ye girişleri yasaklanan bazı Kıbrıs Türkleri konusunda Ankara ile temas yürüttüğünü ancak içeriği “diplomatik nezaket” gereği açıklayamayacağını söylemesi üzerine sanatçılardan oluşan bir grup Erhürman’ı ve Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinde düzenlenen etkinlikleri boykot edeceklerini açıkladı. Bu tepki, sorunun çözümü için yürütülen temasları değil, bizzat çözüm arayışını hedef alır nitelikte.
Dikkat çekici olan şu: Aynı meselede görevdeki Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu sorunu bir kriz başlığı olarak dahi tanımlamazken, çözüm arayışı içinde olan Erhürman’ın eleştiri oklarının hedefi haline gelmesi. Bu durum, Kıbrıs Türk siyasetinde çözüm üretmek ile pozisyon almak arasındaki gerilimi bir kez daha görünür kılıyor.
Erhürman bir yandan “federasyon” kelimesini kullanmadığı için eski siyasi çevrelerce eleştirilirken, diğer yandan “iki devlet” tezini açıkça savunmadığı gerekçesiyle sağ kesimden tepki görüyor. Oysa yaptığı çağrı basit: “Semantiği bırakın, çözüme odaklanın.” Ancak görünen o ki, Kıbrıs’ta mesele artık yalnızca çözümün ne olduğu değil, nasıl konuşulduğu.
GUTERRES ÇERÇEVESİNİN EROZYONU
Bu tabloyu anlamak için 2017’ye dönmek gerekiyor. O dönemde tarafların çözüme çok yaklaştığı ifade edilmişti. Bugün ise o kazanımların aşındığı görülüyor. Guterres’in altı maddelik çerçevesi, özellikle siyasi eşitlik ve güvenlik başlıklarında yeniden tartışmalı hale geldi.
Bu durum, Türkiye’nin daha geniş kapsamlı bir konferansa mesafeli yaklaşmasına yol açıyor. Ankara’nın pozisyonu açık: siyasi eşitlik netleşmeden yeni bir sürecin başarı şansı yok.
AVRUPA’NIN ROLÜ: ÇÖZÜM MÜ, DENGE Mİ?
Bu diplomatik açmazın üzerine Avrupa boyutu eklenmiş durumda. Güney Kıbrıs’ta yapılan AB toplantısı ve Fransa ile geliştirilen savunma düzenlemesi, adanın rolünü değiştiriyor. Kıbrıs artık yalnızca çözüm bekleyen bir dosya değil, aynı zamanda Avrupa’nın güvenlik hesaplarının bir parçası.
Fransa ile yapılan düzenleme, sahada kalıcı askeri varlık ihtimalini gündeme getiriyor. Bu da 1960 Garanti Antlaşması’nın dengesi açısından Ankara’da soru işaretleri yaratıyor.
Türkiye’nin tepkisi ölçülü ama net. Yabancı askeri varlıkların geçici olması gerektiği vurgulanırken, sahadaki dengeyi korumaya yönelik adımlar da sürdürülüyor.
TEMMUZ: BAŞLANGIÇ DEĞİL, SINAV
Tüm bu gelişmeler ışığında, Temmuz ayında yapılması beklenen 5+1 toplantı bir başlangıçtan çok bir sınav niteliği taşıyor. Guterres’in son bir girişim yapması mümkün. Ancak bunun başarılı olabilmesi için söylem ile gerçeklik arasındaki boşluğun kapanması gerekiyor.
Kıbrıs’ta bugün eksik olan yalnızca çözüm değil, kapsayıcılıktır. Kıbrıs Türk tarafını dışlayan hiçbir yaklaşım sürdürülebilir değildir.
Temmuz bir dönüm noktası olabilir. Ancak bu dönüm noktası, açıklamaların sayısıyla değil, içerdiği gerçekçilik ve eşitlikle ölçülecektir. Aksi halde Kıbrıs, bir kez daha çözüm arayan değil, çözümsüzlüğü yöneten bir ada olarak kalacaktır.

Bu haber 18 defa okunmuştur

:

:

:

: