Avrupa’nın gözü önünde insan hakları ihlali

Kıbrıs meselesi yıllardır diplomatik başlıklar, müzakere masaları ve siyasi söylemler üzerinden tartışılıyor. Ancak bazen en büyük sorunlar, büyük başlıkların gölgesinde kalan “insani” meseleler oluyor. Karma evliliklerden doğan çocukların yaşadığı yurttaşlık sorunu da tam olarak böyle bir mesele.

Kıbrıs meselesi yıllardır diplomatik başlıklar, müzakere masaları ve siyasi söylemler üzerinden tartışılıyor. Ancak bazen en büyük sorunlar, büyük başlıkların gölgesinde kalan “insani” meseleler oluyor. Karma evliliklerden doğan çocukların yaşadığı yurttaşlık sorunu da tam olarak böyle bir mesele.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın gündeme getirdiği son gelişmeler, aslında uzun süredir bilinen ama görmezden gelinen bir gerçeği yeniden ortaya koyuyor.
Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi’nin 1 Mayıs 2026 tarihli raporu, Güney Kıbrıs’ın karma evliliklerden doğan Kıbrıslı Türklere yönelik yurttaşlık uygulamalarında ciddi sorunlar olduğunu açıkça ifade ediyor. Daha da önemlisi, bu durumun ayrımcılık boyutuna ulaştığına dikkat çekiliyor.
Bu ilk tespit değil. Daha birkaç ay önce Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından hazırlanan raporda da benzer ifadeler yer almıştı. Yani ortada münferit bir değerlendirme değil, uluslararası düzeyde giderek netleşen bir kanaat var: Bir kesim çocuk, doğduğu kimlik nedeniyle eşit haklara erişemiyor.
Burada sormamız gereken soru şu: 21. yüzyılda, Avrupa Birliği normlarının geçerli olduğu iddia edilen bir yapıda, bir çocuğun ebeveynlerinin kimliği onun geleceğini belirleyebilir mi?
Karma evliliklerden doğan çocukların AB yurttaşlığına erişimde karşılaştığı engeller, teknik bir bürokrasi sorunu değil; doğrudan doğruya bir hak meselesidir. Dahası, bu durum yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ahlaki bir tartışmayı da beraberinde getirir. Çünkü söz konusu olan şey, bir çocuğun aidiyet duygusu, kimliği ve geleceğidir.
Evet, zaman zaman “kısmi açılımlar”dan söz ediliyor. Ancak bu açılımlar sorunun özünü çözmekten uzak kaldığı sürece, yalnızca birer vitrin düzenlemesi olmaktan öteye geçemiyor. Nitekim Erhürman’ın da vurguladığı gibi sorun hâlâ devam ediyor ve bu devamlılık, sistematik bir yaklaşımın varlığına işaret ediyor.
Kıbrıs Rum Liderliği’nin bu politikayı gözden geçirmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Uluslararası raporlar ortadayken, bu uygulamaları savunmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. İnsan hakları evrenseldir; milliyete, etnik kökene ya da siyasi konjonktüre göre esnetilemez.
Unutulmamalı ki mesele sadece bugünün çocukları değil. Bu mesele, yarının toplumunu da şekillendiriyor. Eşitsizlik üzerine kurulan bir düzen, uzun vadede barış ve birlikte yaşam umudunu da zedeler.
Belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir: Aynı adada doğan çocuklar arasında bu fark neden?
Bu insan hakları ihlaline bir an önce son verilmeli. Bizden söylemesi…
Bu haber 25 defa okunmuştur

:

:

:

: