Okuduğum kitabı kaldığım yerinde, ters çevirerek masaya koydum. Bu, az sonra okumaya devam edeceğim anlamına geliyor.
Genellikle bunu yaparım. Okuduğum yeri kafamda toparlar kendimce değerlendiririm. Arkaya yaslanıp düşünmeye çalıştım.
Aslında doğanın bir parçası olarak sonu olmayan bir dönüşümün içindeyiz. Sürekli iyi kötü nasıl değerlendirirsek değerlendirelim her yaşadığımız an farklıdır.
Hayaller kurarız, hikâyeler yazarız. Hep de mutlu sonla bitsin isteriz.
Sürekli dönüşüm halinde olan bir yaşamda son olamaz ki. Bir şey biterse; ki bitmez, ancak başka bir şeye dönüşür. Dönüştüğü bu başka şey de gün gelir bir başka şeye dönüşür. Bu dönüşüm tesadüflerle şekillenir. Biz iyi ya da kötü diye olayları, yaşam kesitlerini kendimize göre yorumluyoruz. Bu nedenle birine göre iyi olan bir başkasına göre kötü olabilir.
Hayallerimizde yaşamımızı istediğimiz şekle sokmaya çalışırız ama yaşam öyle bir inat ki; bu çoğu kez istediğimiz gibi olmuyor. Dediğim dedik, çaldığım düdük. O bildiği yolda yürür.
Çocukluğumun sinema filmleri geliyor aklıma. İki türlü biterdi. Mutlu son ya da ‘ağlamaklı’.
Mutlu sonda genellikle sevgililerin kavuşması ve evlenmeleri vardı.
Evlenme ‘mutlu son’ olurdu.
Böyle büyüdü bizim nesiller. Bana ters geliyor ama insanlar; “bana bir hikâye anlat, mutlu sonla bitsin. Üzülmek istemem”, diyorlar.
Peki şimdiki toplum nasıl?
Kuşkusuz herkesi aynı değil. Ne ki, birçok insan için bazı şeyler söylenebilir.
En yeni model telefona sahip olmayı mutluluk sayanlar var. Başkasında olan bende de olsun diyenler var. Alışveriş yaparak mutlu olduğunu hissedenler var. Evdeki yalnızlığını başkaları ile beraber olarak gidermeye çalışanlar var. Hatta nerdeyse yanında olmaları içim her şeyi ödeyenler var.
Zevk almak, huzurlu olmak mutlu olmak değildir. Belki de aradığımız budur.
Arkadaş toplantısında bir hanım arkadaş şöyle söylemişti
“Bana güzel şeyler anlatın. Ben kötü bir şey duymak istemiyorum”. Bir diğeri de tasdik ederek destek verdi.
“Uzaya güzel mesajlar verelim…”
İki dakika sonra eşinin hastalığını, ona bakmada zorlandığını söyledi. Öteki de bel ağrılarından şikâyete başladı.
Yaşın getirdikleri neyse onu yaşarsın. Gençliğinde nasıl ki geleceğinle ilgili hayaller kurarsın, yaşlandığında da bu böyledir. Hayaller kurarsın ama biraz farklı oluyor. Öyle de olmalı.
Önemli olan yaşadığın anı tadı tuzuyla yaşamayı bilmektir. Yarınlar da, dün olacak. Bu anın kıymeti bilinmeli.
Bu an, her zaman güzel olmayabilir ama acı olmasa güzelin tadı olur muydu?
Kafamda yeni bir senaryo var. Bu senaryo bile değişebilen bir kurgudan ibarettir. Neyi söyleyeceğimi, neyi öne çıkarıp kahramanı nasıl konuşturacağımı, kimleri araya sokup romanı okunabilecek hale getirebilirim diye kafa patlatıyorum. Gömülüyorum iç konuşmalarıma.
İlgi çekmesi, enteresan olması, gizemli yerler bırakılarak beklentiler yaratılması ve daha bunlara benzer birçok detayla uğraşırım.
Kitap mutlu sonla bitmeli mi? Şart mı bu?
Kitap yazmak aslında hayal edip hikâyeler yazmaktır. Okuyucu ise bu hayallerin içene girip orada bazı şeyleri yaşar.
Uzanıp kitabımı aldım. Kaldığım yerden okumaya devam edecektim ama eşimin sesini duydum.
“Canım, tüp bitti değiştirebilir misin?”
“Acil miydi?” (Acil olmasa seslenir miydi?)
“Kahve yapacaktım.”
“Kahve makinesi var ya.”
“Elektrikler kesik.”
Kalk Caner. Kitap okuma mutluluğu bu kadar. Az sonra ‘kahve içme’ mutluluğunu hayal et.
Unutmayın; gülü verenin elinde az da olsa kokusu kalır.
Hoşça kalın. ,