Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, Ankara’da diplomasi muhabirleriyle yaptığı kapsamlı değerlendirmelerde, Kıbrıs sorununda yeni bir diplomatik hareketlilik beklendiğini belirterek, çözümün federal temelli, iki toplumlu, iki bölgeli ve siyasi eşitliğe dayalı bir modelle mümkün olabileceğini söyledi.
İncirli, mevcut statükonun yalnızca Kıbrıs Türkleri açısından değil, Türkiye açısından da ciddi siyasi, ekonomik ve güvenlik maliyetleri yarattığını savunarak, Doğu Akdeniz’de değişen jeopolitik dengelerin Kıbrıs sorununu yeniden bölgesel güvenlik denklemine taşıdığını ifade etti.
CTP lideri, özellikle son dönemde Güney Kıbrıs Rum yönetiminin Fransa, ABD ve Avrupa Birliği ile geliştirdiği güvenlik ilişkilerinin Ada’daki dengeleri değiştirdiğini söyledi.
“Kıbrıs dışarıdan bakıldığında bazıları için batmayan uçak gemisi olabilir ama bizim için vatanımızdır” diyen İncirli, Gazze savaşı, İran-İsrail gerilimi ve bölgesel askeri hareketlilik sonrasında Kıbrıs’ın artık tarafsız bir alan olmaktan çıktığını savundu.
“Kıbrıs kendi riskini üreten bir noktaya geliyor”
İncirli, özellikle Fransa ile Güney Kıbrıs Rum yönetimi arasında geliştirilen savunma iş birliği ve gündemdeki Kuvvetler Statüsü Anlaşması’nın Ada’daki güvenlik dengelerini değiştirebileceğini belirtti. Fransa’nın anlaşma kapsamında Ada’ya asker ve askeri ekipman konuşlandırmasının beklendiğini ifade eden İncirli, İngiliz üslerinin son bölgesel krizlerde hedef alınmasının da güvenlik risklerini büyüttüğünü söyledi.
“Kıbrıs kendi riskini üreten bir yere dönüşüyor” diyen İncirli, Türkiye’nin garantörlük haklarının uluslararası hukukun ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.
İncirli, Türkiye’nin son dönemde hava savunma kapasitesini güçlendirmesi ve askeri tedbirlerini artırmasının Kıbrıs Türkleri açısından önemli görüldüğünü belirtti.
CTP liderine göre, Kıbrıs Türkleri ve Türkiye dışlanarak oluşturulacak herhangi bir Doğu Akdeniz güvenlik mimarisi sürdürülebilir olmayacak.
“Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin dışlandığı bir güvenlik mekanizmasını doğru bulmuyoruz”
diyen İncirli, mevcut statükonun hem güvenlik hem enerji hem de ekonomik iş birliği başlıklarında ciddi tıkanıklık yarattığını savundu.
“Federal çözüm Türkiye’den kopuş anlamına gelmez”
İncirli, federal çözüm modeline ilişkin Türkiye’de oluşan bazı siyasi hassasiyetlere de değinerek, federasyon kavramının çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyledi.
“Kıbrıs’ta çözüm olması Türkiye’den uzaklaşmak anlamına gelmez” diyen İncirli, Kıbrıs Türklerinin çözümü Rumlarla birleşmek için değil, kendi toplumsal varlıklarını koruyabilmek için istediğini ifade etti.
Mevcut siyasi izolasyon ortamının Kıbrıs Türk toplumunun kimliğini, kültürünü ve kurumsal yapısını aşındırdığını belirten İncirli, çözümün Kıbrıs Türkleri açısından yaşamsal önemde olduğunu söyledi. İncirli’ye göre asıl önemli olan modelin adı değil, hukuki içeriği.
Türkiye’nin Ada üzerindeki garantörlük hakları, enerji koridorları, deniz yetki alanları ve hidrokarbon başlıklarının çözüm sürecinde korunmasının kritik olduğunu belirten İncirli, “Esas mesele Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin dışlanmamasıdır” dedi.
“Kıbrıslı Türklerin çözüm iradesi açık”
İncirli, Kıbrıs Türk toplumunun çözüm yönündeki iradesinin yıllardır net biçimde ortaya konduğunu belirterek, 2004 Annan Planı referandumunu ve 2017 Crans Montana sürecini hatırlattı.
CTP’nin önceki Genel Başkanı Tufan Erhürman’ın 2025 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yüzde 63 oyla kazanmasının da bu değişim talebinin son göstergelerinden biri olduğunu savunan İncirli, “Kıbrıslı Türklerin çözüm iradesi çok nettir” dedi.
İncirli, yeni bir sürecin ancak çözüm odaklı ve takvime bağlı olması halinde anlam taşıyacağını ifade ederek, “Müzakere için müzakere dönemi artık bitmeli” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın ortaya koyduğu dört maddelik metodolojinin yeni süreç açısından önemli olduğunu belirten İncirli, siyasi eşitliğin tartışmaya kapalı olduğunu söyledi.
“Siyasi eşitlikten kastımız dönüşümlü başkanlık ve federal karar alma organlarında en az bir Kıbrıs Türkü’nün olumlu oyu olmadan karar alınmamasıdır” diyen İncirli, bunun BM parametrelerinin de parçası olduğunu kaydetti.
İncirli ayrıca Crans Montana’ya kadar sağlanan yakınlaşmaların korunması gerektiğini, yeni bir başarısızlık halinde Kıbrıs Türklerinin yeniden statükoya mahkum edilmemesi gerektiğini savundu.
Temmuz ayında yeni diplomatik hareketlilik beklentisi
İncirli, BM Genel Sekreteri António Guterres’in görev süresi dolmadan önce Kıbrıs konusunda yeni bir diplomatik hareketlilik yaşanabileceğini düşündüklerini söyledi.
Temmuz ayından itibaren 5 artı BM formatında yeni bir sürecin gündeme gelebileceğini belirten İncirli, Doğu Akdeniz’deki jeopolitik dönüşümün çözüm baskısını artırdığını ifade etti.
“Kıbrıs sorunu artık yalnızca Ada’nın iç meselesi değil” diyen İncirli, enerji koridorları, deniz yetki alanları, Avrupa Birliği güvenlik mekanizmaları ve bölgesel ticaret projelerinin Kıbrıs sorununu yeniden stratejik bir başlık haline getirdiğini söyledi.
İyi yönetişim ve ekonomik reform vurgusu
İncirli, CTP’nin yalnızca çözüm siyasetine değil, iç yönetime ilişkin yapısal sorunlara da odaklandığını söyledi. Kıbrıs Türk toplumunda ciddi bir ekonomik memnuniyetsizlik bulunduğunu belirten İncirli, kötü yönetişim, liyakat eksikliği ve kurumsal zayıflığın ülkedeki krizleri derinleştirdiğini savundu.
“Şu anda iyi yönetilmeyen bir ülke gerçeğiyle karşı karşıyayız” diyen İncirli, kamu maliyesindeki bozulmanın sürdürülemez boyuta ulaştığını söyledi.
Artan borç yükü, bütçe açığı ve kurumsal aşınmanın ciddi reform ihtiyacı doğurduğunu belirten İncirli, CTP’nin bu nedenle yalnızca seçim hazırlığı değil, aynı zamanda kapsamlı bir yönetim programı hazırladığını ifade etti.
İncirli, sivil toplum örgütleri, sendikalar, akademisyenler, meslek örgütleri ve sektör temsilcileriyle geniş katılımlı çalıştaylar düzenlediklerini belirterek, “Bu sorunların çözümü toplumsal mutabakat gerektiriyor” dedi.
CTP’nin hedefinin yalnızca hükümet olmak değil, güçlü kurumlara sahip sürdürülebilir bir devlet yapısı oluşturmak olduğunu söyleyen İncirli, çözüm sonrasında da güçlü kurumlara ihtiyaç duyulacağını vurguladı.
Mali disiplinin sağlanması, gelir-gider dengesinin kurulması, sosyal adalet mekanizmalarının güçlendirilmesi ve liyakat esaslı kamu yönetimi oluşturulmasının öncelikleri arasında bulunduğunu belirten İncirli, “İnsanlar yalnız ekonomik krizden değil, adaletsizlik hissinden de yoruldu” ifadelerini kullandı.
Fikri Toros: Federal çözüm stratejik bir zorunluluk
CTP Girne Milletvekili ve Dış İlişkiler Sekreteri Fikri Toros da toplantıdaki değerlendirmelerinde federal çözüm modelinin yalnızca siyasi bir tercih değil, Doğu Akdeniz’de oluşan yeni jeopolitik gerçekliğin dayattığı stratejik bir ihtiyaç haline geldiğini söyledi.
Toros, mevcut statükoda Kıbrıs adına alınan kararların fiilen Rum liderliği tarafından monopolize edildiğini savunarak, Fransa, ABD ve İngiltere ile yapılan güvenlik anlaşmalarının bunun somut örnekleri olduğunu belirtti.
“Kıbrıs Türkleri güvenlik, enerji ve dış politika başlıklarında alınan stratejik kararların tamamen dışında bırakılıyor” diyen Toros, bunun sürdürülebilir olmadığını ifade etti.
Toros’a göre federal çözüm modeli, Kıbrıs Türklerinin karar alma süreçlerinde etkin biçimde yer almasını sağlayacak tek uygulanabilir yapı niteliği taşıyor.
“Siyasi eşitlik sembolik değil, yapısal bir ilkedir” diyen Toros, federal karar mekanizmalarında en az bir Kıbrıs Türkü’nün olumlu oyu olmadan karar alınmamasının bu yapının temel unsuru olduğunu kaydetti.
Doğu Akdeniz enerji projelerinin mevcut siyasi sorunlar çözülmeden ilerleyemeyeceğini savunan Toros, Türkiye’nin dışlandığı hiçbir enerji ve güvenlik mimarisinin ekonomik veya siyasi açıdan sürdürülebilir olmayacağını ifade etti.
Toros, özellikle enerji koridorları, deniz yetki alanları ve Avrupa Birliği güvenlik yapılanmalarının artık birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirterek, Kıbrıs sorununun çözümünün yalnızca Ada açısından değil, bölgesel jeopolitiğin geleceği açısından da belirleyici hale geldiğini söyledi.
Türkiye ile Kıbrıs arasında olası doğal gaz boru hattı ve elektrik bağlantısının ekonomik açıdan en rasyonel seçenek olduğunu belirten Toros, mevcut siyasi sorunların çözülmesi halinde Doğu Akdeniz’de çok daha geniş ekonomik iş birliği alanlarının açılabileceğini ifade etti.
Toros ayrıca Avrupa Birliği’nin Ukrayna savaşı ve İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırıları sonrasında yeni güvenlik mekanizmaları oluşturmaya çalıştığı bir dönemde Türkiye’nin tamamen dışarıda tutulmasının gerçekçi olmadığını belirterek, Türkiye-AB ilişkilerindeki yeni güvenlik boyutunun Kıbrıs sorununu yeniden stratejik bir başlığa dönüştürdüğünü söyledi.
“Federal çözüm yalnızca Kıbrıs Türklerinin değil, bölgesel istikrarın da önünü açabilecek bir modeldir” diyen Toros, Türkiye’nin Ada’nın bütününde siyasi ve stratejik söz hakkını koruyabilmesinin de kapsamlı çözümle mümkün olacağını savundu.