KENDİMİZ OLALIM DERİZ, BAŞKALARINA BENZEMEYE ÇALIŞIRIZ…

Televizyon haberlerinde duyduk, izledik, üzüldük. Anneler babalar perişan olmuşlar. Onların acısını insan olan, kendi de yaşar.

Televizyon haberlerinde duyduk, izledik, üzüldük. Anneler babalar perişan olmuşlar. Onların acısını insan olan, kendi de yaşar.
On dört yaşında bir çocuk, silah, kurşunlar, yaralanan ölen çocuklar ve neticede poligonda ateş ederken alınmış fotoğraf ya da video.
Birçok da yorum duyduk. Bir süre daha duyarız sonra unuturuz. Ama bu günlerde herkes birilerini suçlar, birilerini kayırır.
Oysa her şeyin başı eğitimdir. Modelinden tutun da nasıl uygulanacağına kadar eğitim modeli tartışılmalıdır. Her şeyden önce de dizilerin başında yazılan “7 yaş üzeri için uygundur” yazısındaki yaşı belki 18 yapılması da düşünülür. Evlenme yaşı yükseltilir mi bilmem.
Herkes öğrendiğini yaşar. Öğrendiği şeye değer verir ve doğru diye bildiğini yapar.
Ama bir konu daha var. İnsanoğlu da diğer canlılar gibi kendi genlerinin devamını sağlamaya çalışır. Bu şu demektir.
Çocuğum aslında bana benzemeli. Benim doğru bildiklerimi yapmalı. Yanlış yapmamalı. Canlı kaması için bu gereklidir. Ya korkarak, saklanarak, kaçarak ya da vurup kırarak gerekirse öldürerek.
Bana benzemeyenler zorla bana benzeyecek.
Evli çiftlere yakından bakan biri bunu rahatlıkla görebilir. Özellikle ataerkil ailelerde erkeğin her şeyi doğru bildiğine inanması ve evdeki herkesin kendinin istediği gibi yaşamasını istemesi aslında budur.
Bu tip insanlar sevmeyi bilmezler. Sadece kendilerine hayrandırlar. Sahip olmayı sevmek olarak algılarlar.
Bir zamanlar bahçe düzenleme işleri yapardım.
Bir dostum evinin bahçesine bir düzen vermek, bir şeyler dikip bahçesini düzenlemek istemişti.
Rica etti, kıramadım. Arabasıyla çiçek ve fidan satan bir yere gittik.
Çok güzel güller vardı. Birkaç tane ayırırken bir de sarı gül ayırdım.
“Yok, ben bahçeme sarı gül dikmem.”
“Neden?”
“Sarı gül ayrılık demektir.”
Benim düşünceme uygun değildi ama neticede onun bahçesi, onun zevki önemli.
İnsanlar genellikle en kolay yolu seçip aslında en zor yaşamı üstleniyorlar. İnanışlar ve davranışlar böyle.
Maskeli Baloda sürekli başkalarına benzemeye çalışarak yaşamayı, başarı sayıyorlar. Bir taraftan ‘herkes bana benzeyecek’ derken, başkasına benzemeye çalışmak çelişkisini bile göremiyorlar.
Bu tip insanlar sadece kendilerini severler. İşin ilginci bu sevgileri de kırıktır.
Rol yaparak yaşamak, doğduğumuz andan itibaren her gün tekdüze bize ezberletiliyor. Ne yapsak nafile. Elimize tutuşturdukları maskeleri istesek de istemesek de kullanmak durumunda kalıyoruz.
Doğduğumuz anda ebe bacaklarımızdan tutar kaldırır. Kızsa, “Kız” diye seslenir. Hemen bir gecelik giydirilir, üzerine ismi; “namus” diye yazılır ve yatağa oturtulur.
Erkek ise; “erkek” diye seslenir, deli gömleği sırtına geçirilir üzerine de “erkek” yazılır, sokağa bırakılır.
Tüm maskeler bu düşüncelerle takılır ve kullanılır. Artık kaderimiz bir şekilde çizilmiştir.
Neticede bir gün eğer dışarılara çıkıp yükseklerden kendimize bakabilirsek, belki acınacak durumunuzu görürüz. Başarabilirsek biraz kendimize gelebilir, kendimiz gibi davranabiliriz.
“Eğer bunu çok sık yaparak toplumsal davranışın dışına çıkarsak toplum da bizi dışlayabilir,” korkusunu aşmaktır bu.
Kim bilir belki de toplum dışında olanlar içindekilerden daha mutludurlar.
Herkesi kendimize benzetmek isteriz ama çoğunlukla biz başkalarına benzemeye başlar, “başkası” gibi oluruz.
İnsanın kendine yabancılaşması da böyle bir şey olsa gerek.
Unutmayın, gülü verenin elinde az da olsa kokusu kalır.
Hoşça kalın.





Bu haber 30 defa okunmuştur

:

:

:

: