Zam girdabından kurtulmalıyız!

Ekonomide son dönemin en tanıdık kelimesi artık “zam” oldu.

Ekonomide son dönemin en tanıdık kelimesi artık “zam” oldu.
Vatandaş sabah uyandığında market etiketlerinin değiştiğini, akşam eve döndüğünde ise yeni bir fiyat artışıyla karşılaştığını görüyor. Hayat pahalılığı günlük yaşamın sıradan bir parçası haline gelirken, toplumun geniş kesimleri için geçim yükü her geçen gün ağırlaşıyor.
Son düzenlemeyle birlikte somun ekmeğin fiyatı 24 TL’den 28 TL’ye yükseldi. Temel gıda ürünlerinden biri olan ekmekteki bu artış, dar gelirli vatandaşın mutfağına doğrudan yansıyor.
Öte yandan tüp gaz fiyatları da yükselişini sürdürüyor. Daha önce 650 TL seviyesinde olan 10 kilogramlık tüp gazın 815 TL’ye çıkması, yalnızca bir kalemde 165 TL’lik ek maliyet anlamına geliyor.
Akaryakıt cephesinde de tablo farklı değil. Mart ayında yapılan üç ayrı zamla birlikte 95 oktan benzinde yaklaşık 15 TL, motorinde ise yaklaşık 21 TL artış yaşandı. Benzindeki artış oranı yüzde 32,5 seviyelerine ulaştı. Ulaşım maliyetlerinin yükselmesi ise sadece sürücüyü değil; üreticiden nakliyeciye, marketten tüketiciye kadar tüm zinciri etkiliyor.
Şimdi gözler çok yakında toplanacak Asgari Ücret Tespit Komisyonu’na çevrilmiş durumda. Yaşanan fiyat artışları karşısında ücretlerin güncellenmesi kaçınılmaz görünüyor. Ancak burada ekonominin yıllardır çözemediği bir sorun yeniden karşımıza çıkıyor: ücret artışları ve fiyat artışları arasındaki kısır döngü.
Maaşlar yükseliyor, ardından maliyetler gerekçe gösterilerek ürün fiyatları artıyor. Fiyatlar yükselince alım gücü düşüyor, bunun sonucunda yeniden ücret artışı talebi doğuyor. Ekonomi literatüründe “wage inflation” yani ücret enflasyonu olarak adlandırılan bu süreç, uzun vadede hem çalışanı hem de işvereni zorlayan bir sarmala dönüşüyor.
Oysa bugün sokakta herhangi bir vatandaşa basit bir soru sorulsa; “Maaşın artmasın ama market fiyatları da yükselmesin, kabul eder misin?” büyük ihtimalle önemli bir kısmı buna olumlu yanıt verecektir.
Çünkü insanlar artık yalnızca daha yüksek maaş istemiyor; kazandığı paranın değerini korumasını istiyor. Eline geçen ücret artsa bile market arabasının daha az dolması, toplumdaki refah hissini ortadan kaldırıyor.
Bu ülkenin önündeki temel mesele yalnızca maaşları artırmak değil, hayat pahalılığını kontrol altına almak olmalı. Aksi halde ücretlerde yapılan her artış kısa süre içinde eriyecek ve vatandaş yeniden aynı noktaya dönecek.
Ekonomide sürdürülebilir çözüm; gelirleri sürekli yükseltmekten çok, fiyat istikrarını sağlamak ve vatandaşın alım gücünü koruyabilmekten geçiyor. Hükümet edenlerin önündeki en önemli sınav da tam olarak burada duruyor. Bizden söylemesi…
Bu haber 22 defa okunmuştur

:

:

:

: