KÖŞE YAZARLIĞIMDA BİR YILIN MUHASEBESİ

Hiç aklımdan geçirmediğim halde, ansızın kendimi köşe yazarlığı serüvenine başlamış buldum. Geçtiğimiz günlerde, bu yeni deneyimin başlangıcından itibaren bir yılı aştığını fark ettim.

Hiç aklımdan geçirmediğim halde, ansızın kendimi köşe yazarlığı serüvenine başlamış buldum. Geçtiğimiz günlerde, bu yeni deneyimin başlangıcından itibaren bir yılı aştığını fark ettim.

Halbuki, babam Esat Faik Muhtaroğlu’da yaşantısı boyunca gazetelere makale yazmıştı. Yirmili yaşlardaki öğrencilik yıllarında ve yeni öğretmenliğe başladığı zamanlarda sahte isimle; E.F.Ekenoğlu olarak yazılar yazmıştı. Hürsöz’de başlamış ve Nacak, Halkın Sesi, Bozkurt ve 74’den sonra da çeşitli Kıbrıs gazetelerinde köşe yazıları yayımlanmıştı. Yani aileden gelen bir köşe yazarlığı vardı ama ben bu kulvarda yüzmeyi hiç düşünmemiştim.

İki kitabım yayınladıktan sonra Ayşe Tural hocamla yollarımız kesişmeye başladı. İyi ki kesişmiş. Çünkü beni her zaman destekledi, yüreklendirdi ve “camia” da görünür olabilmem için sürekli katkı koydu. Öğrencilik yıllarımda öğretmenim olabilme ihtimali de mevcuttu. Belki de bu yüzden, her zaman ki kibarlığı ile beni hafifçe iteleyerek bu havuza girmeme sebep oldu. İçine düşünce! de, suyun yüzeyinde kalabilmek için yüzmeyi öğrenmem gerektiğini kavradım.

Yazmaya başladığım zaman bunun uzun süreli olabileceği konusunda endişeler taşıyordum. Sürekli konu bulabilmek. Okuru sıkmadan okumasını sağlayabilmek.
Kendimi sürekli tekrarlamak ihtimali. Endişelerimin bir kısmı idi.

“365 günün muhasebesini yapmak gerekirse;” yazı konularım, istatistiksel sıralamaya göre; tarih/anı, sanat, güncel konu, memleket, doğa, savaş, kültür gibi sıralanıp gidiyor. Satır aralarında da suya sabuna dokunuyorum. Okura ne kadar ulaşıyor? Ulaştığı okurdan ilgi görüyor mu? Ulaştığı okura artı bir katkı sağlıyor mu? Ona soru sordurabiliyor mu? Bunları bilmiyorum. Muhtemelen de bilemeyeceğim. Bu endişeleri taşıyarak yazılacak yazılar okura saygıdır buna inanıyorum. Bunu tersten okursak, içeriği boş lafazanlık yapmak istemiyorum. O zaman okurun zamanını tüketmiş olacağım için ona saygısızlık yapmış olurum.

Köşe yazılarımda; şiirlerim gibi hayata dair konulardan oluşmaktadır. Gereksiz yazılar yazmak istemediğim için karınca kararınca; geleceğe bir takım bilgilerin aktarılmasını amaçlıyorum. Kıbrıslıların yaşadıkları, açmazları, geçmişleri, coğrafyanın sıkıntıları. Kültür ve sanat üzerine düşüncelerim.

Her zaman yaptığım gibi, yeni bir alan da kulaç atmaya başlarken önce ne olduğunu ve ne yapmam gerektiğini öğrenmek için araştırma yapmam, bilgilenmem gerekiyordu. Öyle de yaptım. Şiir de olduğu gibi yazdıklarımın gelecekte de okunduğu zaman bir anlam ifade etmesi için evrensel olmasına gayret göstermeye çalıştım. Yıllar sonra okunduğunda da zihinde bir lezzet bırakmasını hedefledim.

Yaptığınız işi ciddiye alıyor, ona önem veriyor ve iyi bir iş ortaya çıkarmayı hedefliyorsanız, köşe yazarlığı da kolay iş değildir, diğer tüm işler gibi. Tahmin ettiğimden daha fazla zaman harcıyorum. Hata yapmamak için yazacağım konu ile ilgili önce benim araştırma yapmam bilmediklerimi öğrenmem, bildiklerime yenilerini eklemem gerekiyor. İşte bu çalışmaların bana olan katma değeri de bu oluyor. Bir konu ile ilgili görüşlerimi aktarırken, kendi bilgi birikimimi de artırıyorum.

Bu serüvene girdikten sonra fark ettim ki düz yazıyı da seviyorum. Kelimeleri sevince, cümleleri sevince, onlarla “puzzle” yapmayı sevince yaptığın iş sana keyif veriyor. Fikirlerin, düşüncelerin, iletilerin de insanların bir kısmına olsun ulaşıyor.


Bu yolculuğumda toprağımı oluşturan babam, Esat Faik Muhtaroğlu’na sürgünlerimin çoğalması için sürekli yanımda duran hocam Ayşe Tural’a, bu konuda beni yüreklendiren dostlarıma minnettarım.

Sağlıcakla kalınız.
Bu haber 15 defa okunmuştur

:

:

:

: