Vicdanınız sızlamıyor mu?

Devletin en temel görevi vatandaşını korumak, adaleti sağlamak ve toplumsal huzuru güçlendirmektir. Ancak bazen alınan kararlar vardır ki, hukuk açısından mümkün olsa bile vicdan açısından kabul edilemez hale gelir.

Devletin en temel görevi vatandaşını korumak, adaleti sağlamak ve toplumsal huzuru güçlendirmektir. Ancak bazen alınan kararlar vardır ki, hukuk açısından mümkün olsa bile vicdan açısından kabul edilemez hale gelir.
Yurttaşlık Değişiklik Yasası kapsamında vatandaşlık harçlarının ulaştığı nokta tam da böylesi bir tartışmayı beraberinde getirmiştir.
Yeni düzenlemeye göre vatandaşlık başvurusu için kişi başına 10 bin TL, vatandaşlığın kazanılmasının ardından ise kişi başına 55 bin TL harç alınacak. Dört kişilik bir ailenin ödemesi gereken toplam tutar yaklaşık 250 bin TL’ye ulaşıyor.
Şimdi durup düşünelim.
Bu insanlar kim? Kaçak yaşayanlar mı? Hayır. Güvenlik soruşturmalarından geçen, sağlık kontrollerini tamamlayan, yıllardır bu ülkede çalışan, vergi veren, sosyal güvenlik primi ödeyen, çocuklarını burada büyüten, ekonomiye katkı sağlayan insanlar.
Devlet, bütün incelemelerini yaptıktan sonra “vatandaş olmayı hak ettiniz” diyor; ardından da önlerine adeta aşılması güç bir mali duvar örüyor.
Vatandaşlık bir gelir kapısı mıdır?
Elbette devletin harç alma hakkı vardır. Kamu hizmetlerinin bir maliyeti vardır ve bunun karşılığı alınabilir. Ancak harç ile caydırıcılık, gelir elde etmek ile vatandaşlığı lüks haline getirmek arasında çok ince bir çizgi vardır. Bu düzenleme ise o çizgiyi fazlasıyla aşmış görünüyor.
Bugün kişi başına istenen 55 bin liraya yakın para, neredeyse bir asgari ücret tutarında. Dört kişilik bir aile için 250 bin liraya yaklaşan maliyet, birçok insanın yıllarca biriktiremeyeceği bir para demektir. Böyle bir rakam, vatandaşlık hakkını ekonomik gücü olanların ulaşabileceği bir ayrıcalığa dönüştürme riskini taşımaktadır.
Devletin kasasına birkaç milyon lira daha girebilir. Peki bunun karşılığında kaybedilen nedir?
İnsanların devlete olan güveni…
Adalet duygusu…
Ve en önemlisi vicdan.
Devlet vatandaşını cezalandıran değil, kucaklayan olmalıdır. Yıllardır bu ülkede yaşayan, emeğiyle hayatını kuran, çocuklarını burada yetiştiren insanlara “Sen vatandaş olabilirsin ama önce bir servet öde” demek, sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz.
Ekonomik sıkıntıların yaşandığı bir dönemde, vatandaşın omzundaki yük her geçen gün ağırlaşırken böylesine yüksek harçların açıklanması kamuoyunda haklı tepkilere yol açmıştır. Çünkü insanlar sadece rakamlara değil, o rakamların arkasındaki anlayışa itiraz ediyor.
Devlet gelir elde etmek istiyorsa bunun yolu vatandaşlık kapısını ücret bariyerleriyle kapatmak olmamalıdır. Vergi adaletini güçlendirmek, kayıt dışılığı önlemek ve kamu kaynaklarını daha verimli kullanmak çok daha doğru yöntemlerdir.
Bugün yapılması gereken bellidir.
Maliye Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı bu kararı yeniden değerlendirmeli, vatandaşlık harçlarını makul ve ulaşılabilir seviyelere çekmelidir. Şunu unutmayın, hukuken mümkün olan her karar, toplumsal vicdanda da karşılık bulmalıdır. Bizde söylemesi…
Bu haber 9 defa okunmuştur

:

:

:

: