Dikilitaş’a asılmak mı, gerçeklerle yüzleşmek mi?

Kıbrıs meselesinde artık aynı filmi kaçıncı kez izlediğimizi bile hatırlamak zor.

Kıbrıs meselesinde artık aynı filmi kaçıncı kez izlediğimizi bile hatırlamak zor.
Bir taraf masaya büyük umutlarla oturuyor, “yeni bir yöntem”, “yeni bir vizyon”, “yeni bir fırsat” diyor.
Karşı taraf ise yıllardır değişmeyen pozisyonunu koruyor.
Sonra görüşmeler tıkanıyor.
Ve biz dönüp dolaşıp aynı soruyu soruyoruz:
“Neden anlaşamıyoruz?”
YDP Genel Başkanı ve Bakan Erhan Arıklı’nın Ada TV’de Cüneyt Oruç’a yaptığı değerlendirme tam da bu noktaya parmak basıyor.
Arıklı, ara bölgede Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis arasında yapılacak görüşmeden hiçbir beklentisi olmadığını söylüyor.
Daha da önemlisi, Erhürman’ın bugün ortaya koyduğu metodolojinin Rum tarafında karşılık bulmayacağını savunuyor.
Ve ardından Mehmet Ali Talat döneminden hafızalara kazınan o sözü hatırlatıyor:
“Rumlar nefes almamızı dahi istemiyorlar, ne yapayım kendimi Dikilitaş’ta asayım mı?”
Arıklı’nın beklentisi ise oldukça çarpıcı:
“Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘Kendimi Dikilitaş’a mı asayım, daha ne yapayım’ diyeceği günü bekliyorum.”
Bu söz elbette ağır.
Ama asıl tartışılması gereken, sözün ağırlığından çok neden söylendiği.
Talat örneği şu nedenle çok önemli.
Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanlığına aday olduğu dönemde Kıbrıs sorununa ilişkin oldukça iyimser bir söylem geliştirmişti.
Ancak makamın başına geçtikten sonra, karşı tarafın beklentilerinin ve kırmızı çizgilerinin ne kadar farklı olduğunu yaşayarak gördü.
Bugün Erhürman açısından da benzer bir sınav yaşanıyor.
Erhürman, siyasi eşitliği, federasyon temelini ve müzakere zemininin oluşturulmasını önceleyen bir yaklaşım ortaya koyuyor.
Metodolojik olarak bakıldığında bunun kendi içerisinde tutarlı bir tarafı olabilir.
Fakat mesele sadece “Ben ne istiyorum?” sorusundan ibaret değil.
Asıl soru şu:
Karşı taraf ne istiyor?
Ve daha da önemlisi:
Karşı tarafın istemediği bir şeyi, hangi yöntemle kabul ettirebilirsiniz?
Rum tarafının Barcelona’nın KKTC’de kamp düzenlemesine karşı çıkması…
Kuzey Kıbrıs’taki festivallere yönelik baskılar…
Kültürel ve ekonomik temasların dahi siyasi mesele haline getirilmesi…
Bütün bunlar bize aslında sahadaki gerçekliği gösteriyor.
Rum tarafı “eşit ortaklık” fikrine hazır mı?
İşte tartışmanın düğüm noktası burada.
Tufan Erhürman’ın önündeki en büyük sınav, kendi tezlerini savunmak değil.
Asıl sınav, Rum tarafının bu tezlere vereceği cevabı doğru okumak. Bizden söylemesi…


Bu haber 47 defa okunmuştur

:

:

:

: