Kelimeler konuşmaya yarar. Konuşurken ağzımızdan birçok kelime çıkar. Biz bunları söylemek istediğimiz şey neyse ona göre sıraya sokarız. Böylece karşımızdakine kendi meramımızı anlatmaya çalışırız.
Derdimizi anlatabiliriz veya anlatamayız. Bu konuşanla, konuşulan kişilerin durumuna bağlıdır.
Anlatmak isteyen doğru sözcükleri doğru yerde kullanıyor mu? Kullanmıyor mu?
Ya da tam tersi. Karşıdaki anlamak istiyor mu? İstemiyor mu?
Anlamak istemeyene anlatmaya çalışmak zordur hatta akıntıya karşı kürek çekmek gibidir.
Konuşurken kelimelerin doğru kullanılması gerekir. Kelimeler cümlelere cümleler düşüncelere, düşünceler duygulara, duygular da insanın davranışlarına dönüşür.
Burada biraz daha dikkatli düşünmek gerekir. Önemli bir ayrım var.
Cümleler her zaman düşünceleri “yaratmaz”; düşünceleri yönlendirir, şekillendirir veya görünür kılar. Bazen cümleler bir insanın zaten sahip olduğu düşünceyi değiştirebilir, güçlendirebilir, zayıflatabilir.
Örneğin:
“Başaramadım,” ya da “henüz başaramadım,” dersek anlamlar farklılaşıyor.
İki cümle arasındaki fark yalnızca “henüz” kelimesidir. Ama ikinci cümle, düşüncenin anlamını farklı şekilde değiştirir.
Birincisi kapanış duygusu yaratırken, ikincisi ihtimal yaratır. Bu durumda yukarıda yaptığımız sıraya bir şey daha ekleme yaparsak kelime denen sözcük bizi çok daha farklı yerlere götürür.
Kelime → Cümle → Düşünce → Duygu → Davranış → Hayat
Bu nedenle kelimeler aslında çok önemlidir. Hele de kullanırken dikkatli olmalıyız. Sadece kelime değil söyleme tarzı da önemlidir.
Zamanın birinde uzak bir yerlerde bir aile yaşarmış. Anne baba ve oğul. Aile arıcılıkla uğraşıyormuş. Bal üretip satıyorlar.
Bir gün annesi far etti ki oğlu sadece bal yiyor. İzlemiş. Bir gün, iki gün derken çocuk baldan başka bir şey yemez olmuş.
Eşi ile konuşmuş. Buna bir çare bulmaları gerekiyordu. Ama ne dedilerse ne ettilerse olmamış. Çocuk sadece bal yiyormuş. Doktora götürdüler. Doktor bakmış, sorular sormuş, durumu anlatmış. Ama olmamış. Çocuk sadece bal yemeye devam etmiş.
Anne baba çok üzgün. Hocaya götürmüşler, hoca dualar okumuş, olamamış.
Bir gün adam kafede kederli bir şekilde otururken bir genç adam yanına yaklaşmış.
“Ben durumunuzu biliyorum. Ne yaptınızsa olmadı. Bak sana ne deyim. Köyün dışındaki dağda yaşlı bir amca var. Bilge biri. Birde ona danışın,” demiş.
Adam zaten çaresiz. Hanımına konuyu açmış. Ertesi günü hep birlikte dağın yolunu tutmuşlar. Bayağı zorlu bir yolculuk olmuş. Yukarı çıktıklarında bir kulübe görmüşler. Önünde yaşlı beyaz saçları ve sakalı olan bir adam oturuyor.
Selamlaşmışlar. Sonra adama dertlerini anlatmışlar.
Yaşlı adam çocuğa bakmış sonra babaya dönmüş.
“Anladım, belki yardım edebilirim ama siz şimdi köyünüze dönün bir hafta sonra gelin.”
“Eğer bir çaresi varsa gelmişken…”
“Yok,” demiş yaşlı adam. “Şimdi olmaz. Bir hafta sonra gelin.”
Adam fazla ısrar da edemedi. Geriye dönmüşler.
Bir hafta sonra tekrar yaşlı adama gitmişler. Kulübeye yaklaştıklarında adam elinde bir parça ekmek, onu yiyor.
Aile yaklaşınca adam elindeki ekmekten bir parça kesip çocuğa da uzatmış.
“Bal da güzel ama bu da güzelmiş.”
Çocuk uzatılan ekmek parçasını alıp ısırmış yemeye başlamış. Babasıyla annesinin gözleri açılmış.
“Nasıl olabilir ki bu? Biz de doktor da herkes aynı şeyi söyledik, olmadı. Sen söyleyince alıp yemeye başladı.”
Yaşlı adam babaya döndü.
“Benim de arkada kovanlarım var. Zaman zaman ben de hep bal yerim. Geçen hafta geldiğinizde bu nedenle bir şey söylemedim. Kendimi sınadım. Bir hafta bal yedim sonra bu sabah sizi görünce ekmek yemeye başladım.
Ağızdan çıkan söz bir kulaktan girer diğer kulaktan çıkar ama yürekten çıkan söz yüreğe akar.”
Evet dostlar kullandığınız kelimeler insanın iç dünyasını değiştirebilir.
Ne diyorduk? Gülü verenin elinde az da olsa kokusu kalır.
Hoşça kalın