Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres'in Kıbrıs'a gelişi, diplomatik takvimde sıradan bir ziyaret değildir. Yaklaşık on yıldır Kıbrıs dosyasıyla yakından ilgilenen Guterres'in adaya gelmesi, uluslararası toplumun Kıbrıs sorununu yeniden gündemine aldığını gösteriyor.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres'in Kıbrıs'a gelişi, diplomatik takvimde sıradan bir ziyaret değildir. Yaklaşık on yıldır Kıbrıs dosyasıyla yakından ilgilenen Guterres'in adaya gelmesi, uluslararası toplumun Kıbrıs sorununu yeniden gündemine aldığını gösteriyor.
Ancak asıl soru şu:
Birleşmiş Milletler bu kez gerçekten çözüm mü arıyor, yoksa geçmişte olduğu gibi süreci yönetmekle mi yetinecek?
Çünkü Kıbrıs Türk halkının artık iyi niyet açıklamalarına değil, somut adımlara ihtiyacı var.
Cumhurbaşkanı Erhürman'ın, Guterres öncesinde BM Genel Sekreteri'nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin ile yaptığı görüşmede kullandığı 'Genel Sekreter'in çabalarına iyi niyetle katkı koymaya devam edeceğiz' sözleri, Kıbrıs Türk tarafının diyaloğa kapısını kapatmadığını gösteriyor.
Muhalefetin de yaklaşımı dikkat çekici.
CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, ziyaretin bir 'veda ziyareti' olmaması gerektiğini söylerken, çözüm yolunun adım adım açılması gerektiğini ifade ediyor. Rum tarafının mülkiyet konusunda attığı adımların süreci sabote ettiğini söylemesi ise önemli bir tespit.
Yani bugün Kıbrıs Türk siyasetinde yöntem farklılıkları olsa bile ortak bir beklenti var:
Sürecin yeniden başlaması.
Fakat yeniden başlaması kadar, doğru zeminde başlaması da önem taşıyor.
Başbakan Ünal Üstel'in açıklaması ise başka bir gerçeğin altını çiziyor.
Yarım asırdır aynı formüller denendi.
Aynı kararlar alındı.
Aynı müzakereler yapıldı.
Aynı umutlar üretildi.
Ama sonuç değişmedi.
Çünkü uluslararası toplum, özellikle de Birleşmiş Milletler, Rum tarafının uzlaşmaz tavrına rağmen bedel ödeyen tarafın Kıbrıs Türk halkı olmasına göz yumdu.
2004 Annan Planı bunun en açık örneğidir.
Kıbrıs Türkü 'evet' dedi. Rum tarafı 'hayır' dedi.
Buna rağmen Avrupa Birliği'ne tam üye yapılan taraf Rum yönetimi oldu.
Kıbrıs Türk halkına yönelik izolasyonların kaldırılacağı söylendi.
Doğrudan ticaret vaat edildi.
Ekonomik açılımlar konuşuldu.-
Peki sonuç?
Hiçbiri gerçekleşmedi.
Demokrat Parti Genel Sekreteri Serhat Akpınar'ın 'Önce geçmişte verilen sözler yerine getirilsin' çağrısı tam da bu yüzden önem taşıyor.
Çünkü güven, yeni vaatlerle değil, tutulmuş sözlerle oluşur.
Birleşmiş Milletler bugün gerçekten yeni bir sayfa açmak istiyorsa önce kendi güvenilirliğini yeniden inşa etmek zorundadır.
Bunun yolu da Kıbrıs Türk halkına yıllardır verilen taahhütleri hatırlamak ve bunları hayata geçirmekten geçiyor.
Rum tarafı ise son dönemde özellikle mülkiyet konusunda attığı adımlarla farklı bir mesaj veriyor.
Müzakere masasına dönüş çağrısı yapılırken eş zamanlı olarak yargı süreçleri üzerinden baskı oluşturulması, güven ortamını güçlendirmiyor; tam tersine zedeliyor.
BarıŞ sadece masada konuşularak kurulmaz.
Barış, masaya oturmadan önce güven oluşturarak kurulur.
İşte Guterres'in önündeki en büyük sınav da budur. Bizden söylemesi…