Kıbrıs’ta yıllardır aynı filmi izliyoruz.
Bir tarafta “barış”, “federasyon”, “yeniden birleşme” ve “güven yaratıcı önlemler” söylemleri… Diğer tarafta ise Kıbrıs Türk halkının dünyayla kurduğu her temasın önüne engel koyma, her uluslararası etkinliği baskı altına alma ve Kıbrıs Türkünü görünmez kılma çabası…
Son olarak Girne’de, tarihi Girne Kalesi yakınında düzenlenmesi planlanan Nexus Festivali’nde yaşananlar, bu çelişkinin yeni bir örneği olarak karşımıza çıktı.
Etkinliğin organizatörü Sırp müzik şirketi EXIT’in festivalden çekilmesi, sadece bir müzik organizasyonunun iptal edilmesi olarak görülemez. Çünkü mesele, çok daha büyük bir siyasi anlayışın yansımasıdır.
Kıbrıs Türk halkının dünyayla temas kurması, uluslararası sanatçıları, organizasyonları ve şirketleri Kuzey Kıbrıs’a getirmesi engellenmeye çalışılıyorsa, burada artık müzikten, festivalden veya kültürden söz etmiyoruz.
Burada açıkça bir izolasyon siyaseti ile karşı karşıyayız.
Başbakan Ünal Üstel’in Rum Yönetimi’ne yönelik “Kıbrıs Türk halkını yok sayarak Kıbrıs’ta bir gelecek kuramazsınız” sözleri tam da bu nedenle önemlidir.
Çünkü Kıbrıs meselesinin en temel çelişkilerinden biri burada yatıyor.
Kıbrıs Türkünü yok sayarak Kıbrıs sorununu çözmeye çalışmak!
Bu mümkün değildir.
Kıbrıs Türk halkının uluslararası alanda nefes almasını engelleyen, ekonomik ve sosyal ilişkilerini sınırlayan, sanat ve spor alanındaki temaslarını baskı altında tutan bir anlayışın aynı anda “güven yaratmak istiyoruz” demesi inandırıcılığını kendi eliyle yok etmektedir.
Güven, karşı tarafı boğarak kurulmaz.
Barış, diğer tarafı dünyadan izole ederek gelmez.
Birleşme, bir halkı yok sayarak gerçekleşmez.
Rum Yönetimi gerçekten Kıbrıs’ta ortak bir gelecek istiyorsa önce Kıbrıs Türk halkının varlığını, iradesini ve uluslararası temas hakkını kabul etmek zorundadır.
Kıbrıs Türkü dünyadan kopuk yaşamak istemiyor.
Kıbrıs Türkü sanatçılarını, sporcularını, öğrencilerini, iş insanlarını dünyayla buluşturmak istiyor.
Kıbrıs Türkü uluslararası etkinliklere katılmak, uluslararası etkinliklere ev sahipliği yapmak istiyor.
Bunun önüne sürekli siyasi baskılarla set çekmek, Kıbrıs Türk halkının iradesini değiştirmeyecektir.
Tam tersine, bu baskılar Kıbrıs Türkünün neden kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini her geçen gün daha fazla hatırlatmaktadır.
Bugün yapılması gereken, Kıbrıs Türkünü daha fazla sıkıştırmak değil; iki toplum arasında gerçekten güven yaratacak adımlar atmaktır.
Eğer bir festival bile siyasi baskılar nedeniyle tartışma konusu oluyorsa, burada durup düşünmek gerekiyor.
Dünyaya “Kıbrıs’ta çözüm istiyoruz” mesajı verirken, Kıbrıs Türkünün dünyayla kurduğu her bağlantıyı engellemek nasıl bir çözüm anlayışıdır?
Bir taraftan “Kıbrıslı Türkler bizim ortaklarımızdır” denilecek, diğer taraftan Kıbrıslı Türklerin uluslararası alandaki varlığına engel olunacak…
Bu anlayışın adı güven değil, baskı siyasetidir. Bunu da kabullenmemiz mümkün değildir. Bizden söylemesi…