Cumhurbaşkanı Erhürman ile Rum lider Hristodulidis’in ara bölgede gerçekleştirdiği görüşme tam 2 saat 45 dakika sürdü.
Masada “güven yaratıcı önlemler” vardı. “İstişare” vardı. “Diyalog” vardı.
Peki sonuç?
Biz bu filmin sonunu ezberledik.
Bir görüşme yapılır.
“Olumlu ve yapıcı bir ortam vardı” denir.
Güven yaratıcı önlemler konuşulur.
İki liderin düzenli görüşmesi kararlaştırılır.
Ardından BM devreye girer.
Biraz daha istişare…
Biraz daha görüşme…
Biraz daha çay, kahve…
Çaylar, kahveler BM’den!
Ama Kıbrıs sorunu yine olduğu yerde durur.
Önceki gün yapılan toplantıdan da çıkan somut karar Erhürman ile Hristodulidis’in haftada en az bir kez bir araya gelecek olmasıydı.
İyi… Görüşsünler…Konuşsunlar… Birbirlerini daha iyi tanısınlar…
Bunda hiçbir sorun yok.
Hatta diplomasinin yolu konuşmaktan geçer.
Ama insan sormadan da edemiyor:
Ne konuşacaklar?
Daha doğrusu, hangi somut sonucu alacaklar?
Çünkü daha dün, Barcelona’nın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde çocuklara yönelik kamp düzenlemesi Güney Kıbrıs’ın yarattığı kriz nedeniyle iptal edildi.
Barcelona, internet sitesinden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kampını çıkardı.
ELAM da hemen açıklama yaparak, “Hedefimize ulaştık” dedi.
Şimdi aynı günlerde biz ne yapıyoruz?
Güven yaratıcı önlemler konuşuyoruz.
İşte insanın kafası tam da burada karışıyor.
Bir tarafta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda görünürlüğünü engellemek için ciddi bir siyasi mücadele yürütülüyor.
Diğer tarafta biz, “güven artırıcı önlemler” başlığı altında yeni bir görüşme trafiği başlatıyoruz.
Bu görüşmelerde ne olacak?
Barcelona meselesi mi konuşulacak?
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası alandaki temasları mı?
Doğrudan ticaret mi?
Ercan mı?
Yeni kapılar mı?
Enerji mi?
Ve en önemlisi…
Bu görüşmeler Kıbrıs Türk tarafının elini gerçekten güçlendirecek mi?
Yoksa yıllardır olduğu gibi, görüşmüş olmak için mi görüşeceğiz?
Kıbrıs meselesinde artık aynı filmi kaçıncı kez izlediğimizi biz de hatırlamıyoruz.
Her seferinde yeni aktörler, yeni başlıklar, yeni formüller geliyor.
Ama filmin sonunda yine aynı yere dönüyoruz.
BM ara bölgede…
İki lider masada…
Çaylar, kahveler BM’den…
Ve Kıbrıs sorunu hâlâ çözümsüz.
Amaç ne olmalı?
Elbette somut kazanım.
Karşılıklılık.
Eşitlik.
Ve en önemlisi, masaya otururken sahip olduğu siyasi iradeyi masadan kalkarken de koruyabilmek.
Yoksa haftada bir buluşmanın ne anlamı var?
Her hafta yeni bir çay, yeni bir kahve…
Yeni bir fotoğraf…
Yeni bir “olumlu atmosfer” açıklaması…
Sonra yine aynı Kıbrıs sorunu.
Çaylar, kahveler BM’den…
Ama hesabı kim ödüyor?
Elbet de hesap Kıbrıs Türk halkına ödettiriliyor.
İşte asıl mesele bu. Bizden söylemesi…