Diyalogdan kaçmayalım ama hafızamızı da kaybetmeyelim!

Kıbrıs müzakerelerinde yine tanıdık cümleleri duymaya başladık.

Kıbrıs müzakerelerinde yine tanıdık cümleleri duymaya başladık.
“İlerleme sağlanacak…”
“Görüş birlikleri belgesi tamamlanıyor…”
“BM Genel Sekreteri’nin önerileri kabul edildi…”
“New York’ta taraflara sunulabilir…”
Rum Sözcü Konstantinos Letimbiotis, Rum tarafının BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs sorununa ilişkin 7 maddelik önerisini kabul ettiğini açıklıyor ve Kıbrıs Türk tarafının da aynı yaklaşımı göstermesini beklediklerini söylüyor.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman da zaten BM Genel Sekreteri’nin işaret ettiği 7 başlığın tümünde ilerlemeye hazır olduklarını ifade etmişti.
Buraya kadar sorun yok.
Ancak asıl soru tam da burada başlıyor:
Rum liderliği gerçekten çözüm istiyor mu?
Yoksa yine müzakere masasında “çözüm isteyen taraf” görüntüsü verip, iş karar noktasına geldiğinde başka bir senaryo mu devreye girecek?
Çünkü Kıbrıs Türk tarafının artık geçmişi unutma lüksü yok.
Tarihten ders almak, geçmişte yaşananları bugünkü gelişmelerin üzerine ışık tutacak şekilde hatırlamak zorundayız.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de 2017’deki Crans-Montana sürecidir.
Crans-Montana, Kıbrıs sorununun çözümü açısından “tarihi fırsat” olarak nitelendirilmişti.
Ama o günden bugüne kadar Crans-Montana’nın neden başarısız olduğu konusunda tarafların anlatıları birbirinden ciddi biçimde farklılaştı.
İşte bugün yeniden müzakere masasına otururken bu farklı anlatımları hatırlamak gerekiyor.
Eski AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu’nun Crans-Montana sürecine ilişkin anlatımı bu açıdan oldukça dikkat çekici.
Kiprianu’nun aktardığına göre, dönemin Yunanistan Başbakanı Alexis Tsipras, konferans sırasında sürecin başbakanlar düzeyine taşınması ve görüşmelerin sürdürülmesi için çaba gösteriyordu.
Kiprianu’nun anlattığı telefon görüşmesinde Anastasiadis’in, Yunanistan’ın 1974’te kendilerini “sattığını” söyleyerek tepki gösterdiği aktarılıyor. Bu anlatım daha sonraki yıllarda Kiprianu tarafından da kamuoyuna taşındı.

Şimdi bir an durup düşünelim.
Eğer Crans-Montana’da gerçekten çözüm için bu kadar büyük bir fırsat vardıysa, neden sonuç alınamadı?
Burada elbette Rum tarafının anlatısı da var.
Dönemin Rum hükümeti, başarısızlığın temel nedenini Türkiye’nin güvenlik ve garantiler konusundaki tutumuna bağladı. Dönemin hükümet sözcüsü Nikos Hristodulidis de konferansın ardından Türkiye’nin garantiler, müdahale hakları ve asker konusundaki tutumunun uzlaşmayı engellediğini savundu.
Yani bugün konuştuğumuz Hristodulidis, o gün Anastasiadis hükümetinin Dışişleri Bakanı olarak masanın içindeydi.
Peki bugün ne değişti?
Ne yazık ki Kıbrıs müzakere tarihi bize sözlerin tek başına yeterli olmadığını defalarca gösterdi.
Elbette Kıbrıs Türk tarafı olarak diyalogdan kaçmayalım.
Ama hafızamızı da kaybetmeyelim. Bizden söylemesi…

Bu haber 37 defa okunmuştur

:

:

:

: